Gaflet uykusundan uyanmanın ilk adımı…

Şinasi Kula yazdı

15 Aralık 2015 00:00
A
a
‘Gaflet uykusundan uyanmanın ilk adımı nedir?’ diye sorsam siz saygın okurlarımıza neler sıralarsınız acaba? Aslında sizlerden bu doğrultuda gelen yorumları da köşe yazımda mutlaka paylaşmak isterim. Hem de büyük bir mutlulukla inanın. Ben de olanak bulmuşken aklıma gelenleri bu vesile ile sizlerle paylaşmak isterim…

Gaflet uykusundan uyanmanın ilk adımı aptal kutusunu yani televizyonunuzu düğmesine tıklayarak kapatmak olabilir mesela. Şener Şen ve Türkan Şoray’ın başrollerini oynadığı “İkinci Bahar” dizisinden sonra “Ekmek Teknesi” adlı dizinin birkaç bölümünü seyrettim fasılasız biçimde. Lakin giderek artan toplumsal yozlaşmanın televizyon kanallarında bariz biçimde yansıması ile birlikte asla dizi seyretmez oldum. Sadece ben değil, hayatı paylaştığım ve yârim dediğim yoldaşım da aynı tepkiyi gösterdi samimiyetle. Evimizde o yıllardan bu yana asla ama asla dizi seyretmedik bir daha. Siyah beyaz Yeşilçam filmleri ne kadar halkı uyutsa da yine de bir masum yanı vardı. Zengin kızın fakir oğlanı sevmesi üzerine aslı astarı olmayan boş hayaller kurdururdu sadece. Toplumu sürüleştirmek adına bilinçli biçimde taarruza geçmiş olan günümüz medyası ile karşılaştırdığımızda gerçekten de çok masum kalırdı. Haber aralarında dahi izlemek zorunda kaldığımız dizi tanıtımları istemesek de belleklerimize kazınıyor. Yani o beş para etmez, seviyesiz dizilerin konusunu o beş saniyede dahi olsun yüklüyorlar zihnimize. Tecavüzcüsüne âşık olan kızlar, kimin eli kimin cebinde belli olmadığı ve hayatı sadece çiftleşmek algılatan konular, jipler, villalar ve IQ seviyesi yerlerde sürünen senaryolar…

Ve “seyretmiyorum” dese de bu dizilerle uyuşan, bağımlı kalan milyonlar. Hayatın gerçekleri ile zerre kadar ilgisi olmayan dizilerin pençesinde, bu aptal kutusuna esir düşmüş kadınlı erkekli milyonlar var benim ülkemde, doğru mudur efendim?

Bu kadarla kalsa şükür edebiliriz ama bu kadarla da kalmıyor. Ahı gitmiş vahı kalmış, gururunu, onurunu yerlerin altında sürüklemeyi göze almış güruhlar “izdivaç” programları ile yatıp, yarışma programları ile uyutulmaktalar. Sadece ve sadece bir anlık şöhret, bir anlık orgazm adına, üç kuruş maddesel çıkar adına insanlık onurundan her türlü tavizi vermeye hazırlar. Her türlü hakarete, aşağılanmaya razılar. “Lütfen beni beğen” hıçkırıkları ile olmayan onurlarını yerle bir edip salya sümük zırlamaktalar. Ve bu onursuzluğu aynı ruh ikizliği ile izleyerek toplumsal felaketin hızlanmasını sağlayan bir başka güruh çoğalmakta…

Haberler, ana haberler sunumları dahi yalanla dolanla dolu. Taraf olunan erk’in çıkarları doğrultusunda tüm sunumlar. Gözünüzün içerisine baka baka tamamen yalan haberler! Dün söylediğini bugün inkâr etmeler, yalanlamalar! İnsanları mongol yerine koyarcasına haber dizayn etmeler…

Bir Ulusun toplumsal değerlerini yerle bir etmek emperyal güç için en akıllı ve en etkili yol. Ne tanka, ne tüfeğe, ne bombaya gerek kalmaksızın hem de kansız bir biçimde savaşı kazanmak! Kendisine yabancılaşan toplumları muz soyar gibi iki hamlede soyup soğana çevirmek ise işin final kısmı. Anadan üryan dımdızlak pozisyona getirdiğin et yığınlarını dört ana, dört de ara yöne çevirerek ver şamarı.

Böl ve yönet istediğin gibi.

Moleküllerine ayır istersen…

 

Kulp Takmak!

Erzurum köylerinin birinde Dolma Nene diye yaşlı kadın varmış. Köye gelen gelinlerin hepsinde bir noksanlık bulur onları o isimle çağırırmış (örneğin Naylon Rebiye-Kel Sevim gibi)…

Köyün ağası oğlunu evlendirip köye yeni bir gelin getirecekmiş. Dolma Nene’yi evine davet etmiş. Yedirip içirdikten sonra:

“Bak Dolma Nene sakın bizim geline lakap takmıyasan” demiş.

Dolma Nene:

“Yo viş oğul ele şey olur mi, ben heç bir gusur bulmam” demiş ve ayrılmış. Ağa düğünü yapmış gelini getirmiş. Dolma Nene’yi gelini görmesi için çağırmış. Gelin kız neneye görünmüş ve gitmiş.

Ağa, “Dolma Nene, gelin nasıl?” demiş.

Dolma Nene:

“Oğul, ben gelini ey buldum, güzel buldum amma aşşaği mehlenin garilari at suratli demeseler...”

Fıkra ile süsledik yazının ilk paragrafını, şimdi söylemek istediğimizi rahatça söyleyebiliriz. Allah aşkına öncelikle apartmanınızdaki komşularınızdan başlayarak, köy ya da mahalle komşularınızı da işin içerisine katın! Her gün pişpirik oynadığınız kıraathane arkadaşlarınızı, gün yaptığınız eşinizi dostunuz ve hayatınızın sekiz dokuz saatini birlikte geçirdiğiniz iş arkadaşlarınızı ele alın…

On dakika inceleyin, konuşmaları sabırla ve dikkatle dinleyin. Bakın bakalım kim diğerinin ardından olumlu tek bir kelam ediyor! Kim diğerinin yaptıklarından övgü ile söz edebiliyor! Kısacası kim kimi beğenip takdir duygularını kişinin ardından uluorta cümlelere dökebiliyor…

Hiç kimse kimseyi beğenmiyor yeminle. Bununla da kalmayıp herkes karşısındaki kişiyi karınca gibi, böcek gibi görüyor adeta. Her insanın güzel bir yanının olabileceği gerçeğini tamamen reddederek hep olumsuzluklarını sergileme çabasında daima. Daha da vahimi, en iyi, en yetenekli, en burnundan kıl aldırmazı tabii ki kendisini görüyor. Israrla hem de…

Neden peki?

Gönül aynası yok da ondan. Haddini bilmek gibi bir erdemden yoksun da ondan. Cahil de ondan. En beteri ise mutsuz da ondan!

Mutsuz insanların çok olduğu bir toplumda insanları tanıdıkça hayvanlara daha çok saygı-sevgi duyuyoruz doğal olarak…

 

OZANCA

Gâvur İzmir'de sokaklar dardır

Bir selâm tavrı ile can koruruz

Şöyle dursun atlarla araba

Yolda eşeklere biz has dururuz…

                                   Şâir EŞREF

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi