Eskişehir'i yazmak istedim…

Şinasi Kula yazdı

8 Aralık 2015 00:00
A
a
Aslına bakarsanız sevgili Ferhan Şensoy’un; ‘bugün evden çıkasım da yok, telefona bakasım da yok’ dediği gibi. Ya da rahmetlik Barış Manço’nun şarkısında “hani Akdeniz’e doğrasalar cacık olurum” dediği türden bir havada ruh halim.

Bu ruh hali ile de bugün Eskişehir’i yazmak istedim…

Eskişehir’i yazmak için, Hamamyolu’nda bir yere oturup çok değil, bir saat oradaki insan trafiğini izlemek yeterli olur. Belki içinizden bazıları “hadi canım sen de” diyecektir ama gerçekten denemesi bedava. Zira orası, Eskişehir’in aynasıdır. Ve göreceksiniz ki öyle böbürlendiğimiz gibi devasa şehirlerden falan değiliz henüz.

Eğri oturup doğru konuşalım, benim dediğimi yapın bakalım! Mahallemizden, işyerimizden, köyümüzden birini görmeyecek miyiz o bir saatlik süre içerisinde mutlaka? İşte bundan dolayı daha devasa olamadık. Ankara’da, İstanbul’da bu söylemiş olduğum örneği yaşamak olası değildir. Velev ki olursa da, büyük bir tesadüftür sadece. Ha bunun da kendine has güzelliği yok mudur?

Tabii ki var…

Bizim kültürümüzde merkez kavramı vardır ve bu çoğunlukla çarşıdır. İşte bizim çarşımız da Köprübaşı, Hamamyolu’dur. Aslında ne kadar büyükşehirlere özensek de inanın bu bize has bir güzellik değil midir? Günümüzde her ne kadar insanlar bireyselleşip hatta bencilleşse dahi, oralardaki karşılaşmalarda bir ‘merhaba’ diyerek insan olduğumuzu anımsıyoruz. Aslında yaşadığımız bu kent, içerisinde barındırdığı çeşitli etnik guruplarla bir mozaik. Bu mozaik, ulusal kurtuluş harbinde, tüm olumsuzluklara rağmen vermiş olduğu mücadele ile Anadolu’ya örnek olmuş. Bunu yıllar sonra gerek sanayi, gerek eğitim, gerekse sporda göstermiştir. Ama şu var ki; siyasi arenada genellikle devşirme vekillerle temsil edilen, onlardan medet uman, kendi değerlerini bilmeyen bir şehir olmuştur. Buradan ortaya çıkan sonuç bana göre şu; tipik Türk hastalığı! Başarılı olanı aşağı çekmek… Buradan şunu da sayabiliriz. Yukarıda bahsettiğimiz mozaik de bunda etkili. Tatar Manavı istemez, Manav Alevliyi istemez, Muhacir hiç birini istemez gibi… Böylede olunca Elazığ, Erzincan, Maraş, Bilecik vs yurttaşlar gelip, hepimizden fazla Eskişehirli olup “es es ki ki” deyip milletvekili oluvermişler zamanında (bugünkülerin alınmasına gerek yok). Es Es deyince tabi ki akan sular duruyor. Anadolu’nun sportif anlamda başkaldırısının simgesi olan bir kulüp kişilerin egosuna, siyasi ikbaline alet olmayacak kadar büyüktür. Ama şu var ki; bu güzide kulüp bugün hak ettiği yerde değildir. Şöyle bir sayfa Eskişehirspor’u öven bir yazı yazsam benden iyisi olmaz, ama benim bir huyum var ki, kral çıplaksa “kral çıplak” diyenlerdenim. Şunu da belirtelim ki; bu marka olmuş takımın vebalini şimdiki yönetime yükleyip işin içerisinden sıyrılmaya çabalamak da ucuzluktan başka bir şey değildir. Kurumsallaşma diye bir sözcük var ya dostlarım? İşte vakti zamanından bu yana hala bu iş gerçekleştirilememiştir bilinmeli ki! Kurumsallaşma gerçeğinin yaşandığı durumda bu takımın Eskişehirli en az üç evladı as takımda mutlaka dinamo görevi yapar, takımı daima üst sıralara zorlardı. Yüz binlerce öğrencinin olduğu bir kentte, spor yüksek okulunun olduğu bir kentte, beden eğitimi öğretmenleri yan gelip yapmak yerine Eskişehirspor’a yararlı bir konuma getirildi. “Yatacak yerin yok senin Şinasiiii” diyenleri duyuyorum ama şunu da biliyorum. Onuncu köye boşuna göz dikmem arkadaş! O Bekir Coşkun üstadındır. Biz haddimizi bilerek on birinci köyü arar dururuz kendimize…

 

Suriye’ye Hazırlık!

Oldu olacak, çıktı çıkacak derken basına haberler yansımaya başladı sonunda. Suriye’ye hazırlıklardan bahsediyorum tabii, savaş hazırlıklarından. Ordumuzun bu işte hazır olduğu açıklamaları ve sınırda yığınakların yapıldığı açıklanıyor. Eskişehirlilerin yakından tanıdığı Köy Enstitüsü kökenli eğitimci İbrahim İpek hocam da şunu soruyor…

Sevgili dostlarım, bağışlayın ben mi yanlış düşünüyorum? Türkiye de bir milyona yakın Suriyeli genç elini -kolunu sallayarak dolaşırken benim Mehmetçiğimin Suriye’de işi ne? Diyorum ki; sayın büyüklerimiz bu Suriyeli gençleri Türkiye’de eğitseler, onlardan bir alay oluştursalar onları sürseler Suriye cephesine! Mehmetçiğimin kanı bu kadar ucuz mu?

Konu yine savaş, Rus uçağı doğrultusunda gelişirken Tiyatro sanatçısı kardeşim Hakkı Kuş, Rus klasiklerini boykot eden gariban takımına kızıp vermiş eleştiriyi. Aslında onlara kızmanın anlamı da yok inanın. Gariplerimin okuduğu kitaplar ilkokul çağlarına tekabül ettiği yıllarda sadece Cin Ali kitapları olduğundan ancak böyle bir protesto yöntemi bulabiliyorlar. Eğer zamanında bu klasiklerden birini okusalardı sonuç böylesine vahim olmazdı ki zaten!

Sevgili Serdar Ünver ise CHP ile ilgili yazıma şöyle bir eleştiri yollamış…

Sayın Bülent Kuşoğlu ile yaptığınız bir gündönümü programına yorumumla katılarak; bir önceki seçimde CHP Ankara 1. bölgede 11 milletvekili çıkardı. “Sayın Kuşoğlu bunun 12’ye çıkacağına inanıyor mu?” diye affınıza sığınarak sormuştum. O da çok daha üstlere çıkacağını büyük bir hazla söylemişti. Veee; CHP 10'da kaldı sanıyorum… Sonuç; Kendini inandırmak lazım ve gerekli ama, mühim olan halkın inanması, inandırılması... Zülfü Livaneli'nin Deniz Baykal hakkındaki eski bir yazısı CHP’yi iyi özetler…

Düşünen insanları seviyorum vesselam!

Biat bizim işimiz değil…

 

 

OZANCA

Fayda etmez ahlar vahlar

Beyaza döner hep siyahlar

Sabah oldu gün ağardı

Herkese güzel sabahlar…

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi