YAZIYORUM
ESKİŞEHİR’DE SIĞ SİYASET!
Polatlı, yaşantımın uzunca bir bölümünün geçtiği bir ilçedir. Çocukluğum, ilk gençlik, yetişkinlik ve öğretmenliğimin on yılını sürdürdüğüm bir yer. Ayak izlerimin hala durduğu kanısındayım. Uzunca süredir bağımı kopardığımdan artık unutulduğum kanısındaydım. Lakin yanımda gelen eşim de tanık oldu ki hala etrafımı saranlar ve sevenlerin olduğunu gördüm. Demek ki doğru işler yaptım diyerek mutlandım ve hatta hafifçe şişindim yârimin yanında… Polatlı’da halkın dilinde tekerleme olmuş bir cümleyi sansürlü olarak paylaşacağım ama siz erenlerin anlayacağından da eminim…
“Sarı obanın kan davası, Şabanözünün gam davası bitmez”… Bu sözü söyleyen hâkimin adını sanını ne yazık ki bilmiyorum. Lakin Polatlı halkının diline doladığı bu atasözüne hep gülmüşümdür. Oradan gelelim Eskişehir sınırlarına haydiniz! Bu kent gerçekten de içinde birçok çelişkiyi barındıran bir kent. Hani cennet diyeceğimiz bir anda, cehennem örneğinin karşımıza dikilebileceği tezatlar şehri. Yazı ile turanın yere tam dikey oturması gibi daha ne diyeyim!
Bu coğrafyanın dışında, başka illerde yaşarken burnumuzun direğini sızlatırcasına yüreğimizde özlemini demlediğimiz… Bu kentte yaşamaya başladığımızda ise fazla demlenmesinden ötürü içmekte zorlandığımız biçime dönüşüveriyor. Hani uzunca bir zaman dilimi tadını bile unuttuğunuz aslan sütünü içmenin verdiği doyumsuz bir haz vardır. Lakin bu özlemden ötürü kantarın topuzunu kaçırırsınız da o topuz ertesi sabah sizin canınıza okur ya, işte onun gibi bir şey! Eskişehir’imi çok seviyorum, haz veren nice güzelliklerini yaşamaktan mutluyum. Ama bir de sığlığından artık ikrah getirdiğim konuların başında gelen şu SİYASET ortamını da kabullenebilseydim. Siyaset deyince sadece siyasiler ya da politikacılar dediğimiz kesim arasında olanlar algılanmasın lütfen. Medyayı da katın, sokakları da, kıraathaneleri de, eğlence mekânlarını da, demokratik kitle örgütlerini de, partileri de katın. Bireysel çıkarların ve egoların hep ön planda olduğunu daha ilk anda hissedince yapayalnız bir dünyada “bay hüzün” olup kalakalıyorsunuz. Böylesi durumlarda ise yirmi yılınızın geçtiği İzmir fotoğraflarına dalıp gülesiniz geliyor içinizdeki tezata. “İyi de hacım” diyorsunuz kendi kendinize… “İyi de hacım, İzmir’deyken de Eskişehir fotoğraflarına ve Büyükerşen’li haberlere için cızlıyordu! Kafadan kontak mısın sen?”
UZAKTAN GAZEL
Dr. Füsun Kâhya, televizyon programlarımda konuk ettiğim değerli bir uzmandır. Paylaştığı şu önemli bilgileri sizlere sunmak istedim… “Buğdayın içindeki rüşeymi, kar amaçlı yaklaşımla ekmeğin raf ömrü uzasın diye çıkarıyoruz. Rüşeymin içinde DNA'ların dizaynında etkisi olan maddeler, vitaminler ve Amerikalıların kalp hastalarına reçete ettiği, güzellik kremlerine katılan 'Koenzim Q10' var. O yüzden tahılların, ekmeğin raf ömrünü kısaltacak diye insan için en yararlı rüşeym ayrılmadan öğütülmesi lazım. Beyaz ekmek ile tam buğday ekmeği arasında yüzde 45-85 oranında vitamin ve mineral farkı vardır.”
OZANCA
Siyah Beyaz
Siyah beyazdı hayatımız eskiden.
Siyah beyaz bakardık renkli gözlerden
Yaşama dair ne varsa...
Siyah beyaz televizyonlarda,
Şerefli yenilgiler seyrederdik.
Gururlu, mağrur,
Ama biraz da ezik...
Siyah forma, beyaz yaka
Önlüklerimiz vardı okullarda.
Bir harf öğreten öğretmene
Köle olma saygısıyla,
Kara tahta önünde
Beyaz tenli mahcup çocuklardık.
Siyah beyaz aşklarımız vardı.
Siyah damatlık ve beyaz gelinliğiyle...
Nikâh memurunu da içine alan
Mutlu birer resimdik duvarlara asılan.
Siyah beyazdı her şey.
Beyaz güler, siyah ağlardık.
Ağıtlar yakar, karalar bağlardık.
Beyazlar giyer, çalar oynardık.
Mehmet Erdal Karakaş