***
Bu kez farklı bir üzüntü taşıyorum. Bizler, bu müzik hayatını paylaşan farklı görevdeki insanlar, Sayın Ergüder Yoldaş’a karşı borçluyuz. Tabii kültürümüzü yönetenleri de ayrı bir mahcubiyet kategorisine koymak lazım…
Bu değer bilmemek tutumu var ya!
Bu duyarsızlıktan en fazla Ergüder ağabey çekti. Teoriler, araştırmalar müzikteki yeni boyut çalışmaları kimi belleğinde kimi de özel arşivinde kutsallığında saklı kaldı. O da bu hayata acı bir tebessüm armağan etti ve gitti. Hayatı ve çektikleriyle verdiği ders, müziğin insan hayatına kattıkları konusundaki araştırmalarından daha ağır bastı. Ben kendi payıma düşen mahcubiyeti kabul ediyor ve çok değerli Ergüder Yoldaş’a Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun. Yakınlarına da Allah’tan sabır diliyorum. Son cümle olarak şunu demek isterim. Ergüder Yoldaş’ın mirası sadece Sultan-ı Yegâh değildir…
***
Peki, Ergüder Yoldaş kimdir sorusunun yanıtını kaç kişi doğru yanıtlayabilir sizce?
Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olan Yoldaş, 1939'da İzmir’de dünyaya gelir. Ankara Devlet Konservatuarı'ndan mezun olduktan sonra 1963 yılında eğitimli bir müzisyen olarak profesyonel müzik yaşamına kendi kurduğu "Halikarnas Altılısı Grubu"yla başlar. 70 ve 80'li yılların çok önemli bestecisi olan Yoldaş, Türk pop müziğine “Sultan-ı Yegâh” gibi bir başyapıt armağan etti. 80'lerde, makam müziğiyle popun en iyi, en rafine bileşimini yarattı. Uluslararası yarışmalarda birincilik ödülleri aldı. İstanbul Şehir Tiyatroları ve İstanbul Festivali direktörlüğü yaptı. 1981'de bestelediği, eşi Nur Yoldaş'ın seslendirdiği Attila İlhan'ın şiiri Sultan-ı Yegâh 45'liğiyle Türk popunda çığır açtı. 1991 yılından sonra uzun süre İstanbul, Büyükada'da inzivada bir hayat yaşamayı seçti. Son olarak İzmir'de kız kardeşinin yanına yerleşmişti. Yoldaş, 1976'da ses sanatçısı Nur Yoldaş’la evlenmişti…
Nur Yoldaş’ın, Ergüder Yoldaş'ın bir dönem hayattan kopuk yaşamasına dair yorumu şöyle; Ergüder, dehanın insanı uçurduğu son noktayı yaşadı. Ergüder özgür biri. Bir şeye ihtiyacı olsa yardımına koşarız ancak onun hayattan beklentisi artık maddesel değil…
Ergüder Yoldaş, Fatih Vural'a verdiği röportajda, insanlardan kopuk yaşantısının sebebini insanlara olan güveninin kalmaması ve sisteme tepki olarak açıklar ve kız kardeşine bunu şu sözlerle ifade eder; İçime karlar yağıyor...
Benim Kurtkapanı tanımlamasını yakıştırdığım Unkapanı'yla ilişkisini de şöyle açıklar sanatçı: Ben her zaman ustaydım, çırak olan Unkapanı Çarşısı’ydı, onlarla ilişki kuramıyordum…
“Dehanın insanı uçurduğu son noktayı yaşamak” dünyanın tüm kirliliklerinden arınıp yapayalnız kalmaktır. Kendisini izole etmek ve tertemiz kalabilmek adına en büyük cezayı vermesidir aslında insanın kendi kendisine. Sanat ışıklı bir dünyadır, en azından dışarıdakilere öyle gelir! İmrenerek, gıpta edilerek bakılır o dünyanın insanlarına.
Ulaşılmaz hatta dokunulmazdır çoğuna göre o dünyanın içindekiler. Ama gerçeğini bilmezler işin, doğrusunu bilmezler. Egosu yükseklerin camiasında dostluk, vefa, dayanışma gibi insani erdemlerden söz etmek olası değildir. Hele ki popüler kültürün dallamalarının dünyasında bunların zerresine rastlamak dahi olası değildir. Kıskançlığın, çekememezliğin zirve yaptığı âlemin insanları işte giden sanatçı arkadaşlarının ardından son görevlerini yerine getirmekten de acizdirler. Hele bir de giden kişinin maddi manevi gücü kalmamış ise kimin umurunda? Ergüder Yoldaş’ın defni esnasında da durum bu gerçekler doğrultusundaydı ne yazık ki. Çocukları ve eski hayat arkadaşı Nur yoldaş’ın dışında bir elin parmakları kadar insan uğurladılar onu son yolculuğunda. Siyah gözlükleri ardında timsah gözyaşı döken aşağılık güruh Ergüder Yoldaş’ı uğurlamaya gelmeye gerek duymamıştı. Çünkü biliyorlardı ki bu kişi boyalı ya da magazin medyası için önem teşkil etmiyordu. Dolayısı ile medyanın olmadığı yerde MAYMUNLARIN da işi yoktu! Bu yüzden o ikiyüzlü bayağı güruhun çirkin yüzlerinden kimseler yoktu uğurlamada…
Boş verin onları.
Biz iyi biliriz Ergüder Yoldaş ağabeyi.
Işıklar içerisinde ol dilerim Yoldaş…
OZANCA
Umulmadık bir anda çalar bir gün kapıyı,
Ayrılıktır acıyla yürekleri kavuran,
Diyecek söz bulunmaz sessiz vedadan başka,
Kelimeler tükenir gidenlerin ardından…
Yıkılır sevdaların kuralları fermanı,
Gidişlerle bitmeyen özlem sarar her yanı,
İmkânsız olsa bile kavuşmanın zamanı,
Kederlere sorulur gidenlerin ardından…
Sitemler ardı sıra sıralanır dillere,
Ayrılık sebebini yükler masum kadere,
Boşalan tüm kadehler vurulur yerden yere,
Bir teselli aranır gidenlerin ardından…
Rüyalar kâbuslarla dolar geceler boyu,
Fallar bile göstermez vuslatla mutluluğu,
Yaşamanın tadını vermeyen suskunluğu,
Ölümleri bekletir gidenlerin ardından…
Ersin KAYIŞLI
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy