Güzel ülkemde son on yıldır yaşadığımız her yeni saçmalık karşısında “bu kadar da olmaz” nakaratları eşliğinde, her gün yeni bir saçmalığa tanıklık etmekteyiz. “Gömlek değiştirdik, demokrasi bizim için ineceğimiz durağa gidebilmemiz için bir araçtır” diyen zihniyet gözümüzün için bakarak, her saniye hala mağduru oynayarak hayalindeki finale doğru yaklaştırıyor ülkemizi! Dün dediğini bugün kendisi yalanlıyor. Onlarca hatta yüzlerce örnek verebilirim isteyene bir sonraki köşe yazımda. Evet, bir kez daha söylüyorum ki her yeni günde “bu kadar da olmaz” diyerek yarın olacaklar adına sonsuz kaygılar duymaya başladık artık. Doğrular, eğriler, yalanlar ve gerçekler belleğimizdeki devrelerde şase oluşturuyor adeta…
Nur topu gibi iki de muhalefet partimiz var kâbus dolu bir filmin figüranlığını yapan. Başroldeki jönün repliklerini tekrar etmekten başka hiç ama hiçbir muhalefet yapmamış, yapmaya da asla niyeti olmayan figüranlar bunlar. Anası da, yavrusu da birbirinden beter acz içerisinde. Ana olanı partisini aşureye çevirdi, yavru olan da kreşe! Ana olan oy alabilir miyiz acaba diyerek daha düne kadar partisine ve “Atatürk’e hakaret eden kim varsa doldurdu.” Yavru olan da, meclisin önüne kardan adamlar dikip geri yıkmak sureti ile çocuk müsamereleriyle muhalefet yaptığını sanıyor. Yurdum insanının belleği karıştı, beyninin içindekiler adeta çorbaya dönüştü…
Çorba demişken, “Emine Ülke Tarhan”a da birkaç soru sormanın zamanıdır diye düşünüyorum ne dersiniz? Emine Hanım, daha düne kadar “Atatürk’ün Partisiyiz” diye bizden oy isteyen bir partide etkin bir milletvekiliydi. Duruşu, söylemleri ve o doğrultuda birbirine denk düşen eylemleri ile büyük bir kesimin sempatisini kazanmıştı. Genel merkezin aymazlığını her dile getirişte, umuda gereksinimi olan kitlelerin yüreğine hep su serperdi. Lakin ne oldu birdenbire? Pat diye istifa ederek, şak diye kurduğu partinin genel başkanı oluverdi. Kamuoyu onu ve CHP içerisindeki yirmiye yakın milletvekilini aynı zamanda hareket edecek, büyük bir umut dalgası oluşturacaklar diye beklerken; dağ fare doğurdu. Muhalif olarak bilinen diğer milletvekilleri de lal olmuş durumda genel merkezden adeta af bekler konumdalar! 20 Ocak 2015 günü 4 Eski bakanın yüce divana gönderilmesi için tarihi bir fırsattı belki de! Ama başta “Emine Hanım, muhterem Sebahat Akkiraz Hanımefendi ve kendi çalar kendi söyler esprikçi Tolga Çandar Beyefendiler oylamaya çeşitli gerekçeler göstererek katılmadılar…”
Emine hanım, biliniz ki; özellikle sizin iki kolunuzda iki serumla bu oylamaya katılmanız gerekirdi! Eskişehir’e hoş geldiniz ama “tüm kalbimle inanarak söylüyorum ki boş geldiniz…”
Peki, Tolga Çandar Napıp duru?
Bizim oğlan ile uzun yıllar öncesinden İzmir’den tanışırız. Hatta daha evveli de vardır ki sevgili arkadaşım Mete Artun’un ses kayıt stüdyosu vesilesi ile Ankara’dan tanışırız. Keşke Ege Türküleri söyleyerek yaşantısını sürdürseydi! O türküleri sevdirdiği insanların yüreğinde hiç değilse güzel bir yeri vardı. Lakin ne yaptı etti, bütün yeteneklerini ve ikili ilişkilerini kullanarak meclise girmeyi başardı. Öylesine vahim olaylar yaşandı ki mazlum ülkemde, hiç değilse Tolga Çandar bu olayların mağdurları yanında yer alır denilen, hiç ama hiçbir etkinlikte göremedi onu seçen insanlar! Tarihi bir GEZİ’de izi bile yoktu! Gelipduru, gidipduru fiilini çok iyi çekerek yaptığı şovlarla müzisyenliğini gölgede bırakan bu değerli arkadaşımız son olarak da “yüce divan” oylamasına katılma gereği duymadı. Değil babasının hastalığı, kendisinin komaya girmesi bile buna engel olmamalıydı oysaki! Oylamaya katılamayan bu milletvekilimiz, yarın Uğur Mumcu anma etkinliğinde türküler söylemek üzere “Odunpazarı Belediyesinin etkinliklerine katılmak üzere Eskişehir’e gelecekmiş!” Babası iyileşmiş demek ki! Hoş gelir lakin o da Emine Hanım gibi boş gider, bu kesin! “Sen sazını çal, türkülerini söyle Tolga kardeş.” Milletvekilliğin sayesinde alacağın süper emekliliğin ayrıcalığını yaşamanı çok görmem sana. Ama siyaset senin ve Akkiraz gibilerin işi değil gözüm! Ozanlığına saygı duyduğum Livaneli, Arif Sağ, Yavuz Top gibi isimler de becerememişti zira bu işi anımsar mısın? Çocukluk arkadaşım Abdullah Yalınız ile bu konuyu konuştum, dedi ki bana; “Şinasi, Tolga Çandar arkadaş markadaş dinlemeyip milletvekilliğinin arkasına sığınıp sana posta koymasın aman!” Dedim ki; “biz birbirimizi tanırız kardeş, elinden geleni ardına koyuvemesin gari!”
OZANCA
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,
Irmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey
Hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Kesikbaş’ın ekonomik krize çözüm önerisinin odağında tarım var!
Tarkan Demir
Ataç sert çıktı
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy