Gece boyunca Dağlıca’daki vahşet haberlerini izlemekten, takip etmekten ruh halimin dibe vurduğunu hissettim. Sabah kalktığımda durumum daha da vahimdi. Sosyal paylaşım sitelerinde infial vardı gece boyunca. İnsanlar hiç değilse kendi çığlıklarını atarak bireysel tepkilerini göstermekteydi. Toplumsal anlamda acil bir kurtuluş reçetemizin olmadığını bilmek de onlar gibi benim canımı da gereğinden fazla yakıyordu…
Tüm hesapların 400 rakamı üzerine kilitlendiği ve bunun hiç çekinmeden aleni bir biçimde dillendirildiği böylesi vahim bir dönemde, çaresizlik girdabına kapıldığımızı hissedenlerdendim. “400’ü verseydiniz böyle olmazdı” açıklamalarının tokat gibi suratlarımıza çarpıldığı günümüzde; devletin gücünü arkasına alarak bireysel menfaatlerini gerçekleştiremeyenlerin aleni tehditleri karşısında hiçbir şey yapamamanın iflah olmaz sancısıydı ruhumdaki…
Rutin bir işim vardır her gün. Önce Muttalip’deki başıboş sokak köpeklerini, sonra da iş yerimin hemen etrafındaki sokak kedilerini doyururum. Yaşama sevincimi üretirim her sabah bu masum patilerle. Yine öyle yaptım, masamın başına geçerek bilgisayarımı açıp köşe yazımı yazmaya koyuldum. Tek kelime yazmak gelmedi içimden dakikalarca. Yürüyerek Tepebaşı Belediyesi’nin yanından geçip çarşının yolunu tuttum. Espark yanı, oradan da Doktorlar Caddesinden yürüyüşümü sürdürdüm. Tramvay durağını elli altmış metre geçtiğimde bir mağazanın önünde(giriş kapısının sağında)üst üste konmuş büyük kabinlerden gelen iğrenç müzik sesine doğru yürüdüm. Mağazadan içeriye bakmak üzere hamlemi yaptığımda, yanımdan hışım gibi geçen bir kadının isyankâr sesi ile irkildim. Mağazaya yıldırım gibi dalan kişi, girişte beş metre soldaki kasada oturan tesettürlü kadına çığlık atarcasına sordu;
-Kim bu mağazanın sorumlusu kardeşim?
Öyle ki bayanın sesi, kalitesiz ve iğrenç pop zırıltısı ile Doktorlar Caddesini çınlatan müzik sesini dahi bastırmıştı. Canhıraş alışveriş yapan kadın müşteriler dâhil, kasadaki tesettürlü kadın hepsi birden irkilerek isyanlar hanıma yöneldi.
-Benim dedi şaşkın bir ses tonu ile kasadaki kadın, “ne oldu ki?”
Gözleri dönmüş ve öfkesinden yüzü kıpkırmızı kesilmiş kadın yine haykırdı;
-Ya Allah’tan korkun be! Onlarca şehidin olduğu bir günde şu aşağılık müzikleri sonuna kadar açarak, sadece üç kuruş fazla para kazanmayı düşünmeniz insanlığa uyar mı? Siz alışveriş edenler, sizin evladınız yok mu kardeşim? Bu vatan sizin de değil mi?
Utanma duygusunu hala kaybetmemiş bir iki bayan şaşkınlıklarını atarak kasadaki kadına utangaç bir ses tonu ile “arkadaş haklı” dediler…
Duyarsızlığı ve düşüncesizliği sonucu düştüğü konumdan kurtulmak isteyen kadın absürt bir çıkış yaptı;
-E mademki yastasınız siz de siyah giyseydiniz ya!
Öfkeli kadın bu kez adeta nara atarak;
-Git be, hem cahilsin hem de haddini bilmezsin. Seni Allah’a havale ediyorum…
Arkasını hızla dönüp giderken yanımdan rüzgâr gibi esti geçti. Ülkesi ile zerre kaygısı olmayan mağaza yetkilisi kadın da müziğin volümünü hemen düşürmek zorunda kaldı…
Bir Cumhuriyet kadını idi o.
Ülkesine, bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyet değerlerine ve Ata’sına bağlı kadınlarımızdan. Hemcinsleri acı çekerken, şehit anaları kan kusarken onların acılarına ortak olan insanoğlu insandı bu kadın. Yanımdan esip geçerken hiçbir söz diyemedim, nutkum tutulmuştu bu yiğit kadının tavrı sonrasında…
Şimdi belki okur bu satırlarımı belli mi olur!
Kader çizgimiz bir mağazanın önünde yaslı bir gün yollarımızı kesiştirdi. O kader çizgisi Anadolu Gazetemizdeki köşe yazımda da yolumuzu kesiştirir inşallah.
Evlatlarınızın ve ülkemizin aydınlık günlerine erin inşallah değerli Cumhuriyet Kadını…
Eskişehir Hastanesi...
Porsuk Çayı'nın kuzey kıyısındaki bir patikada 40 kişi yürüyordu. Çoğunun ayağı çıplak, bazılarının ayakları çuvalla, çaputlarla sarılıydı. Aralarındaki yaralılara arkadaşları destek olmaya çalışıyorlardı. Bunlar,10-25 Temmuz 1921 arasındaki Kütahya-Eskişehir savaşlarında yarılan cepheden kopan askerlerdi. Düşe kalka, dövüşe dövüşe birliklerini bulmak için cephe gerisine ulaşmaya çalışıyorlardı. Aniden ortaya çıkan bir süvari birliği, grubu çevirdi. Asker kaçaklarının peşinde olan süvari yüzbaşısı çok sertti bir ses tonu ile sordu:
-Hangi birliktensiniz?
-4. tümen, 55. Alay, 3. Tabur 1. Bölük'teniz komutanım.
-Bölüğün geri kalanı nerede?
-Geri kalan biziz komutanım!
-Nereye gidiyorsunuz?
-Duyduk ki ordu Sakarya ötesine çekiliyormuş. Alayımızı aramaya gidiyoruz.
Yüzbaşı sevindi. Bunlar, silahlarının şerefini sonuna kadar korumaya kararlı sahici askerlerdi:
-Şu tepenin ardında suyu bol küçük bir köy var, orada dinlenin. Sonra doğuya yürüyüp Sakarya'yı aşın. Ama birliği köye bu haliyle sokmayın. Halkı üzmeyin, anladın mı asker?
-Evet komutanım, köye belimiz kırılmamış gibi gireceğiz. Baş üstüne!
Süvariler dörtnala uzaklaşırken çavuş birliğe döndü:
-Duydunuz, halka teftiş vereceğiz ona göre. Sıraya girin, çabuk olun, çabuuuk. Hazır ol! Arş!
Perişan Mehmetçikler ayaklarını sürüyerek yürümeye koyuldular. Çavuş birden dellendi;
-Bu ne biçim yürüyüş? Başınızı kaldırın, canlı yürüyün. Haydi, hep beraber...
“Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı
Al sancağı teslim etti, Allaha ısmarladı..."
Çavuşun başlattığı, yavaş yavaş tüm Mehmetçiklerin katıldığı bir marş yükselmeye başladı bozkırın ortasında. Sanki çıplak ayaklı, yaralı ve bir muharebeyi kaybetmiş olanlar onlar değildi. Çınarlı köyüne sefil ve bitkin görünüşlerine hiç uymayan bir çalımla girdiler. Süvari yüzbaşısının gözü arkada kalmayacaktı...
Sevgili Arif Doğan ağabeyimin yolladığı bu anekdot ve fotoğraf inanılmaz duygu seline attı beni. Gözyaşlarımı tutamadım…
Acıların yüreğimizde iyiden iyiye çöreklendiği bu günlerde, bu memleketin bağımsızlığı için hayatlarını hiçe sayan on binlerce şehidimize minnet duygularımı sunmak istedim…
OZANCA
Analardır adam eden adamı
Aydınlıklardır önümüzde gider
Sizi de bir ana doğurmadı mı
Analara kıymayın efendiler
Bulutlar adam öldürmesin… Nazım Hikmet RAN
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy