Şinasi Kula yazdı
Düşünün lütfen, sizce dilenci toplumun sosyal herhangi bir refleksi olur mu? Vatan, bayrak, bağımsızlık, bölünmez bütünlük gibi kavramlar bu topluluğun ilgi ve bilgi alanına girer mi? Kesinlikle hayır bu sorunun yanıtı, hem de kesinlikle! Bir kere dilenen, çalışmayı yaşam biçimi olarak reddeden anlayış sahibi sadece tüketicidir. Sadece o midesine girecek için kaygı duyar ve gereğini yapar. Çalışmadığı için üretemez, üretemediği için onu yaşama bağlayan, insani erdemlerini arttıran hiçbir çabanın içerisine girmez, giremez. Hayvan kategorisine soktuğumuz mazlum canlılar sadece güdülerinin gereğini yapar. Acıkınca yemek (av) ararlar, susayınca su ve türlerinin devamını sürdürme güdüsüyle de önüne gelenle cinsel birlikteliği sürdürürler. Bu mazlum varlıklar “hayvan” oldukları için sadece doğanın gereğini yaparlar. Ama ya insan denilen kâinatın en özel varlıkları? Onlar ki Yaratan’ın en özel ve güzel varlıkları! İyi de o zaman ele aldığımız bu insan türlerini hangi kategoride anmamız gerekiyor acaba? İnsan, düşünen duyguları olan, nefsini ıslah etme özelliği ile doğanın özel varlıklarından sayılıyorsa düşünmeden yaşayanlar hangi sınıfa girer? Sadece karnını doyurmak “aş evlerini” mekân belleyen, tıkındıktan sonra da haliyle evdekine çullanıp hane sayısını her yıl arttıranlara bir çift lafımız olmasın mı? Ya da bu türlere “liboşlar” gibi sempatiyle bakıp, sistemin kurbanları tanımlamasıyla yaklaşıp, masa başlarında anason kokularına bulaşarak devrim yapmaya devam mı etmeliyiz!
Aslında an gelip bir dilim ekmeğe muhtaç kaldığı halde aş evinin, sosyal yardım kurumlarının kapısından adım atmamış “onurlu insan” türlerini örnek versek bu gereksizlere iyi olmaz mı? Yani naçar kaldığı halde onurunu çiğnetmeyen, onurunu çiğnetmediği gibi işgalci postallara vatan toprağını çiğnetmeyecek bir yaşam biçimini içlerine sindirmiş “güzel insanlar” çoktur bu Anadolu topraklarında desek iyi olmaz mı?
Bir de okumuş, kariyer sahibi olmuş ama yeşil dolar kutularını kıble kabul etmiş dilenci türleri vardır. Bunlar yukarıda saydığımız türler gibi aş evlerinin değil de, aşk evlerinin müdavimleridirler. Bu meslekleri tek tek sıralarsak alınganlık gösterenler olabilir. Lakin her meslekten olabilir bunlar, inanın aklınıza gelebilecek her meslekten! Bunlar da güçlüden, başta olandan “yeşil” dilenirler. Hiçbir felsefe umurlarında değildir, hiçbir dünya görüşü bağlamaz onları. En sevimlileri de bir tek dua bilmedikleri halde Cuma namazlarında ülkenin ya da şehrin ileri gelenleri ile aynı safta olmak adına yer kapmaya çalışanlardır. Şu sıralar gündemden düşseler de en güçlüleri, “bir çift kadın uzvu uğruna memleketi satarım” diyen gözünü karartmış taraftır. Bu “taraf” ki, her türlü taşeron işlerin vazgeçilmezleridir. Bu “taraf” ki zamanı geldiğinde sosyalist, günü geldiğinde liberal, gerekirse dinci olabilme yeteneği ile donanımlı kurnaz madrabazlardır…
Demek ki tahsil, bir insanın “dilenci” olup olmaması konusunda pek etkin rol oynamıyormuş! Demek ki tahsil sadece cehaleti alıyormuş, ya geriye kalanı?
SİZİN SESİNİZ
Oy çokluğu ile reddine…
Gazetelerde aynen böyle geçti bir haber; “Büyükşehir’in vereceği bir hizmetin daha oy çokluğu ile reddine karar verildi…”
Okurumuz S.A. hanımefendinin iletisi üzerine baktığımda gazetelerin büyük bölümünde bu başlıkta verilmişti haber. CHP’li görünen bir belediyede, meclis üyelerinin çoğunluğu iktidar partisinden olursa kaçınılmaz bir manzaraydı doğrusu! Ama değerli okurumun çok daha farklı bir konuda hoş bir açıklamasıydı beni etkileyen. Şöyle ki…
***
Şinasi Bey, eminim ki siz ve sizin gibi duyarlı isimler farkındadır. On üç yıl önce iktidarı yakalayanlar her türlü azmi (!) göstererek inecekleri istasyona kadar bu istikrarlarını sürdürecekler. Ordu, hukuk, eğitim konusunda konuşmama gerek dahi yoktur! En son olarak da yerel yönetimlerin CHP’nin elinde olanlarını da 2019 (erken seçim olmazsa tabii) yılında kendi lehlerine çevirecekler. Bizlerin dahi anlayabildiği böylesi bir hazırlığı muhalefet geçinen partilerin (ve taraftarlarının) anlayamaması çok tuhafıma gidiyor inanın. Adım adım gelinen nihai sonu görmek için âlim olmaya gerek yok ki…
OZANCA
Ve kadınlar, bizim kadınlarımız:
Korkunç ve mübarek elleri,
İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
Anamız, avradımız, yârimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
Ve karasabana koşulan ve ağıllarda
Işıltısında yere saplı bıçakların
Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
Kadınlar, bizim kadınlarımız…
Nazım Hikmet RAN