Çok yaşa padişahım!

Şinasi Kula yazdı

24 Ağustos 2015 00:02
A
a
Saltanatın(padişahlığın)kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1922'de kabul ettiği “Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hukuku hâkimiyet ve hükümranının mümessili hakikisi olduğuna dair” 308 numaralı kararname ile gerçekleşmiştir. Bunun sonuçlarını kısaca maddeleştirirsek;

1-623 yıllık Osmanlı Devleti sona ermiş, Türkiye Cumhuriyeti sayfası açılmıştır.

2-Son padişah Vahdettin kaçarak İngilizlere sığınmıştır.

3-İtilaf devletlerinin oyunu sona erdirilmiştir.

4-Laikliğe geçişin adımları atılmıştır.

5-“Çok yaşa padişahım” sloganlı, insanların iki büklüm olduğu el pençe divan durduğu biat kültürüne son verilmiştir…

Ne tesadüftür ki, 92 yıllık Cumhuriyet tarihinin en kritik genel seçiminin tarihi de 1 Kasım 2015 olarak açıklandı! Bu karar, milletin vekillerince ve onları çatısı altında barındıran Türkiye Büyük Millet Meclisince alınmadı. Karar sadece tek bir kişiye aittir ve onun belirlediği ve onun ağzından çıktığı biçimi ile hayata geçirilmiştir…

Peki, bu tarih rastgele seçilmiş bir tesadüf müdür?

Ya da asla unutulmamış bir hesaplaşmanın pratiğine yansıması mıdır?

Varın kararı siz verin, yorumu siz yapın değerli okurlarımız ama gelinen bu vahim noktada ülkemiz ve Cumhuriyet sistemi ile olan kaygılarımız en üst seviyededir artık…

Zaten hiç çekinmeden açıklıyor birileri “bu sistem bitmiştir” diye, hem de aleni biçimde! Bunu korkusuzca, çekinmeden söyleyebiliyor da, biten sistemin yerine hangi sisteme geçtiğimizi henüz söyleyemiyor. Yani hayallerini süsleyen o can attığı sistemin adını şimdilik açıklayamıyor. Demek ki şimdiye dek kazanımları sadece sistemin bittiğini açıklayacak olgunlukta, yeni sistemi açıklayabileceği olgunluğa henüz gelinmemiş!

Ülkem insanındaki en bariz değişimlerden biri başkalaşmasıdır. Bundan yirmi yıl öncesine kadar tarif ettiğimiz millet olma özelliklerimizden çok uzağız artık. Ortak değerlerimiz, bağlılıklarımız, karakteristik özelliklerimiz tarumar edildi. En korkuncu da sevgiyi tüketen toplumumuzda, keskin hatlarla ikiye hatta yerine göre üçe bölündük. Hem de gözümüzü kan bürürcesine, merhametimizi yitirircesine! Takım tutar gibi fanatik ve hatta şizofren taraftarlar gibi körü körüne amigoluk ediyoruz peşine takıldığımız partiye. Ülke bölünüyormuş, iç savaşın eşiğindeymişiz, komşularımızla savaşa girmek üzereymişiz hepsi vızırtı! Yalanlar kırla gidiyor, iftiralar kırla gidiyor acımasız biçimde. Bir yıl önce söylediğini gözümüzün içine bakarak yalanlıyorlar. “Bak diyorsun bak, bu konu ile ilgili binlerce haber görüntülerin, açıklamaların var. Zamanında şimdi söylediklerinin tam tersini söylemiş ve yapmışsın. Tam tersini uygulamışsın…” O görüntüleri, o belge ve bilgileri sanki birer hayal ürünüymüş gibi gözümüzün içine bakarak inkâr ediyor tüm gerçekleri…

Sonuç ne olacak be adam diyorsunuz bana!

“Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” demiş büyüklerimiz. Yani her şey şu on üç yıllık sürede devam ettiği gibi etmeyecek bunu bilin…

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şeyler var diyor şiirinde Ataol Behramoğlu. Öğrendiğim kadarı ile de bu ülkede erken seçim isteyen ve hatta can atan nice liderin, nice partinin yerinde yeller esiyor. ANAP’ından Doğru Yoluna, DSP’sinden MHP’sine kadar çok örnekleri var. Bir şey diyeyim mi size; “erken seçim olmasın da tek sıkıyönetim getirilsin” diyen MHP neden böyle saçma sapan bir açıklama yaptı biliyor musunuz? Geçmişte, hem de yakın geçmişte başına gelenleri(barajın altında boğuluşunu)çok net hatırlıyor da ondan! Çünkü o dönemde erken seçim olsun diye hükümetin bozulmasını isteyen lider yine Devlet Bahçeli idi de ondan! Seçim meydanlarındaki halat şovu da yetmedi akıbetine de ondan!

Demem şudur; erken seçimi isteyen nicesine ne olduysa…

Şimdi de tarih tekrar edecek!

“Çok yaşa padişahım” lakırdıları ile iki büklüm olunan o biat kültürünün, Anadolu topraklarında artık karşılık bulmayacağı bir kez daha anlaşılacak.

Bu topraklarda; saltanat denen padişahlık denen o ortaçağ görüntüleri, 1 Kasım 1922 yılında sona erdirildi.

1 Kasım 2015 yılında da bu millet bunu bir kez daha teyit edecek.

Babadan oğla geçen o çağdışı yöntemle, çürük tahtlara kurularak bir ulusun yönetilmeyeceğini deklare edecek Türkiye Cumhuriyetinin onurlu yurttaşları…

 

 

Sokak Müzisyenler…

 

Eskiler, müzisyen kavramını “çalgıcı” olarak kullandırdı genellikle. Ve çalgıcılık hitabı da horlamayı barındırırdı içerisinde. Rahmetlik babamın sesi çok güzeldi ve cümbüşü iyi icra ederdi. Çocukluk(ilk gençlik) yıllarında tamamen kendi el becerisi ile yaptığı ve at kılından tellerle bağlama olarak çaldığı enstrümanını kafasında kırdığını anlatırdı. Babam babasını her ne kadar affedip der daim güzelliklerle ansa da, benim belleğimde hep kötü bir iz olarak kalmıştır Mehmet Dede…

Şimdi öyle değil tabii, çocuğunu ya topçu ya da popçu yapıp bir an önce köşeyi dönmek isteyen uyanık halkım artık müziğe ve müzisyene hor bakmıyor! Ama şu yıllarda türeyen yobaz tayfa, özellikle son günlerde sokak müzisyenlerine aşağılık biçimde saldırıları ile gündeme geldi malumunuz. Sanatın her zerresinden korkan bu karanlık yarasalar, sokakta müzik yapan çocuklarımıza da kudurmuş itler gibi saldırıyorlar. Gerekçe neymiş efendim? Günah…

Hani diyorum ki!

Bu güzel kentimizin yüz akı belediyelerimiz de fotoğrafta görüldüğü üzere, kentimizin uygun gördükleri yerlerine benzer sahneleri dizayn etseler. Oraya kentimizdeki yetenekli gençlerimiz de gelse müziklerini icra etseler. Biz de alkışlasak hani minicik harçlıklar da kazanıp okul masraflarına katkıda bulunsalar…

Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen,

Dt. Ahmet Ataç,

Av. Kazım Kurt…

Bu işin en güzelini yaparsınız biliyorum…

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi