Geçtiğimiz hafta içerisinde, “Yılmaz Hoca Ahmet Ataç’ı neden sevmiyor” başlıklı köşe yazımda irdelemiştim. CHP genelindeki umut vermeyen gelişmeleri, Eskişehir’e indirgeyerek örneklemiştim. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sonrasında bir kez daha umutsuzluğa gömülen halkın sesinin duyulmasını istemiştim. Cumhuriyet değerlerinden ve ideolojiden nasibini almamış insan guruplarının, bu partide söz sahibi olmasını eleştirmiştim. CHP’nin yeniden umut olması için, ilk başta kendi içerisinde devrim yapması, statükoyu yıkmasının şart olduğunun altını çizmiştim. Öyle güzel bir zamanlama oldu ki, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç adeta yüreğime su serpti son açıklaması ile. Ataç partideki küskünlere çağrıda bulunarak, “2015’teki genel seçimlere odaklanalım. Bu partide artık küslük ve çelme takma bitsin” diye konuştu. Örgüt olarak genel seçimlere odaklanılması gerektiğini söyleyen Ataç, “Bu Türkiye’nin son şansı” dedi. Cumhuriyet’in ve laiklik temellerinin yok edilmesi üzerine her şeyin yapıldığını belirten Ataç, “Onun için Allah aşkına bu partide küslük çelme takmak bitsin” diyerek adeta haykırdı. Hele ki “tıpış tıpış oy vereceksiniz” diktesine adeta isyan eden 15 milyon seçmenin mesajının artık doğru okunmasını istedi kanımca. Bu konuya şöyle değindi; “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu istemedim. Ancak partimin kazanması için destek verdim. Aday bizim de içimize sinmedi ama partimiz kazansın diye koşturduk.” şeklinde konuştu. Bence cesurca konuştu, Mustafa Kemal’in partisine yakışır biçimde konuştu Ataç. Kafalarımızı kuma sokarak bu günlere geldik. En çok iğrendiğim şu sözcüğü her daim tekrarlayarak “bana bişi olmaz” diyerek Hereke’yi gördük sonunda! Cumhuriyet Halk Partisinin altı okundan kaç tanesinin sağlam kalabildiğini düşünüyorsunuz günümüzde, hangi partili yanıt verebilir acaba? Arap kültürünün iliklerimize kadar sarmaladığı masum ülkemde gelinen bu son noktada sadece kendimizi kandırmıyor muyuz ne dersiniz? Günü kurtarmak adına yapılan politikalar sonunda kaybettiklerimizin totalini çıkardığımızda ortaya çıkan korkunç gerçeği daha hala inkâr edebilir miyiz lütfen söyleyin? “Bu Türkiye’nin son şansı” çığlığı belki de geç kalınmış bir çığlıktır. Lakin kendi ülkemizde, kendi Cumhuriyet değerlerimizde adeta bir göçmen konumuna düşürülmemizi görmezden veya duymazdan gelmek; Cumhuriyete ihanet değildir de nedir söyler misiniz Allah aşkına? Bu bağlamda derdimin üzüm yemek olduğunu bir kez daha haykırarak söylemek istiyorum. Evet, CHP Cumhuriyetin partisidir. Kurucumuz yegâne önderimiz Mustafa Kemal’in ilk genel başkanlığını yaptığı bu parti köklü bir partidir. Bu partide gerçekten Cumhuriyeti iliklerine kadar kanıksamış yurttaşlar görev almalıdır.
Kavgalar, kısır döngüler, zıtlaşmalar zaten var olan kaosa katkıdır sadece. Ahmet Ataç gibi yüzü halka dönük kitle önderleri böylesi çağrıları daha yüreklice yapmalıdırlar bir an önce. Gün ayrışma değil, birleşme günüdür. Şairin “kör olmada gör beni” dediği gibi artık bu gerçeği görüp birleşmeli tüm yurtseverler…
Cumhuriyetin bir çınarı daha soldu…
Talip Apaydın…
Bir müzik öğretmeni, Cumhuriyetin 88 yıllık çınarı. Geçtiğimiz hafta sonu yitirdiğimiz bu aydın insanın son söyleşisinden minik bir bölümü paylaşarak hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum… “Cumhuriyeti kurmuşuz, güzel ama bir Atatürk'le bir İnönü'yle olmuyor ki; kadrolar, memurlar... Çocukluğumdan anımsıyorum: Bir jandarma karakol onbaşısı bütün köylüyü sıra dayağına çekti. Köylünün suçu kaçak tütün getireni saklamaktı. Kadrolar Osmanlı'dan kalma... Cumhuriyetin memuru değil. Hele çok partili yaşama geçildikten sonra tamamen Amerikan güdümü altına girildi. İnönü Atatürk gibi bir devrimcinin yanında çok iyi çalışıyor ama yalnızken insiyatif sahibi değil. Köy Enstitüleri Onun döneminde kapatıldı. Hasan Ali Yücel, İnönü döneminde yargılanabildi. Ben dürüst insandan, namuslu aydından, düşün adamından, sanatçıdan hoşlanıyorum. Sanatla meşgul olan, sanatı içine sindiren insan dünyanın her yerinde iyi insandır. Sanat insanın en insan yanıdır…” Öyle güzel yorumlamış ki Cumhuriyet tarihimizi!
OZANCA
Sen olmasan öldürmek ne
Çürümek ne zindanlarda
Özlem ne ayrılık ne
Yokluk ne yoksulluk ne
İlenmek ne dilenmek ne
İşsiz güçsüz dolanmak ne
Gün gün ile barışmalı
Kardeş kardeş duruşmalı
Koklaşmalı söyleşmeli
Korka korka yaşamak ne
Kahrolasın demiyorum
Kahrolma da gör beni… Ahmed Arif