Cezaevindeki bir babanın oğluna mektubu…

Cezaevindeki bir babanın oğluna mektubu…

26 Kasım 2014 01:55
A
a
Geçtiğimiz haftalarda oğluma ithafen yazmış olduğum bir köşe yazımdan etkilenerek bana ileti yollayan bir okurumuzun mektubunu paylaşacağım sizlerle. Ahmet Türk ismindeki değerli okurumuzu ben geçen yıl tanımıştım. Emin değilim ama her hafta sonu ya da her ayın belli günlerinde Adalar’da toplanıp, Silivri’deki subay arkadaşlarının özgürlüğe kavuşmaları için basına açıklamalarda bulunurlardı. Bir etkinliklerine beni de davet ettiklerinde gitmiştim, haber yapmıştım. Ahmet Türk de yanlış anımsamıyorsam, albay olarak görev yaptığı sırada Sincan Cezaevinde bir müddet çile doldurmuştu. Oğlunun doğum gününde özgür olamadığı için, ona mektup yazmak sureti ile duygularını ifade etme olanağı bulmuş ne yazık!

“Can Damarım, Her şeyim, Benim Canım Oğlum…

Hatırlıyorum da, sana bundan önceki yaş günü yazısını tam 10 yıl önce, 10 Ocak 2003’te, 10’uncu yaş gününü kutlamak için yazmıştım. O zaman yine senden uzaklarda, Bosna-Hersek’te idim. Aradan 10 yıl geçtikten sonra şimdi de 20’nci yaş günün için yazıyorum. Ve yine senden ayrı! Bu kez Bosna’ya göre çok daha yakın, ama bir o kadar da uzak bir yerden, Sincan Cezaevi’nden… Bakalım 30’uncu yaş gününde nerede olurum? Hayatta olursam belki üçüncü 10 yıllık periyodu birlikte kutlayabiliriz, ne dersin? Daha dün bir bebekken bugün tam 20 yaşında aslan gibi genç, yiğit, yakışıklı bir adam oldun. Sahi ne zaman oldu bunlar, ne zaman büyüdün, ne zaman üniversite çağına geldin? Keşke geri çevirmek mümkün olsaydı zamanı. Keşke olsaydı da hayatta tanıdığım en güzel bebeğe, en tatlı çocuğa bir daha sımsıkı sarılabilme, öpebilme, koklayabilme şansım olsaydı. O zamanlar iş-güç ile boğuşurken yeterince sarılamadım mı ne? Koklayamadım mı doyasıya! Öyle oldu galiba… Ne bebekken, ne çocukken, ne de ergenken. Biz askerlerin kaderi midir bilmiyorum, ama kabul ediyorum ki bu anlamda pekiyi bir baba değilim, olamadım. Geçmiş yılların hataları için, ihmallerim için, yapamadıklarım için beni bağışla oğlum! Lakin sana hep söylüyorum ya, “keşke”lerin, hayıflanmanın bir anlamı olmuyor; zira “zaman”a ilişkin hataların telâfisi mümkün değil. İşte yıllar geçti, şimdi 20 yaşında kocaman bir adam oldun. Umarım ve dilerim sadece Türkiye’de değil, dünya çapında bir biyolog olursun. İşte onun için bilimini akıl ve inancınla desteklemeni öneririm oğlum. Bilgi ve öğrenme konusunda kibirlenme, büyüklük taslama, her şeyi bildiğini sanma! Unutma ki bilginin ve öğrenmenin sınırı yok. En cahil saydığın insanın bile senden iyi bildiği bir şeyler vardır; yeri geldiğinde onların da fikirlerini sor, görüşlerini al! Kimisi Tanrı inancını küçümser, burun kıvırarak bakar. Hayır! Allah’a inan Beroş, hem de güçlü şekilde. O’nun dediklerini de iyi öğren! İnancın da, imanın da körü körüne veya kulaktan dolma değil, okuyarak, araştırarak, hurafelerden arınık bilinçli bir iman olsun. İyi bir Müslüman ol! Hiçbir koşulda hak ve adaletten vazgeçme! Yoksula, acize, düşküne, yaşlıya, yetime, ihtiyacı olana merhamet et ve ilgilen! Şehir içi ya da şehirlerarası yollarda durup arabamıza aldığımız insanları niye alıyorduk sence? Şunu unutma; merhamet etmeyene Tanrı da merhamet etmez! Atatürk’ü çok iyi tanı anlamaya çalışarak öğren. Ne yapmaya çalıştı, amacı neydi, neden öyle düşündü ve öyle yapmaya çalıştı, bu soruların yanıtlarını iyi araştır, incele! Bir genç olarak O’nu iyi anla, Nutuk’u mutlaka oku. Kişisel olarak benim hiç kuşkum yok ki, O olağanüstü bir adam ve Tanrı’nın sevgili kullarından. Ve o Tanrı’nın bu ülkeye, bu millete bir lütfu! Gelişi, ortaya çıkışı bir tesadüf değil… Allah sana sağlıklı, mutlu, huzurlu ve bereketli bir yaşam versin! Yolun, bahtın hep açık olsun!

Not: Sana buradan bir hediye veremiyorum, ama kesmemi istediğin bıyıklarımı sana hediye namına kestim bugün…

 

Hafta sonu sanat kokuyor Eskişehir!Yanlış anlaşılmasın, hafta içi hiçbir etkinlik yok anlamına gelmesin bu yazı başlığım sakın! Hafta içi de sanatsal etkinlikle nefesleniyor sanatsever dostlarımız. Ama önümüzdeki Cuma ve Cumartesi akşamları tam anlamı ile sanatın ışıkları ile bezenecek kentimiz. Cuma akşamı Haller Gençlik Merkezi tiyatro salonunda Jeanne Darc'ın öteki ölümü adlı oyun sergilenecek. Bir gün sonra da Atatürk Kültür ve Kongre Merkezinde, Eskişehir Şehir Tiyatrosu ve Senfoni Orkestrasının ortak projesi olan “Lüküs Hayat” oyunu sergilenecek. Eskişehirli olmanın, Eskişehir’de yaşamanın ayrıcalığını, böylesi zamanlarda daha çok hissettiğimi gururla söylüyorum. Sanatın içine tükürenlerin, sanatın içine tükürenleri alkışlayanların anlayabileceği bir haz değildir bu biliyorum. Onlar her halükarda sanatın gereksizliğini savunup, yurdum insanını “öbür dünya” için örgütlediklerinden uzaktırlar, anlayamazlar asla. Keşke bir kez olsun gelseler de, yer bulamadıkları için ayakta seyretmek durumunda kalanlar için empati kurabilseler…

OZANCA

GERÇEK SANATÇI

Taşa can verirken Koca Sinan’dı

Pir Sultan’dı Kerem gibi yanandı

Bedrettin’di kardeşliğe inandı

Namert köprüsünden geçmedi bir gün

 

Uygarlık yolunda oydu meşale

Onunla yüceldik geldik bu hale

Oydu bağnazlığı yıldıran kale

Baskının önünden kaçmadı bir gün

                        Tuncer Türkdoğan
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi