Bugün Ahmet Hakan'a, peki yarın?

Şinasi Kula yazdı

1 Ekim 2015 00:00
A
a
“Ben gazeteci değilim” başlıklı bir yazı yazmıştım yıllar önce.

Alınan alınana, darılan darılana,

kırılan kırılana, ve hatta saldıran saldırana…

Hepsine göğüs gerecek, söylediklerinin arkasında duracak yaşam birikimi ve ideolojik donanımım var şükürler olsun. Zaman içerisinde kendimi düzgünce tanıtıp ne demek istediğimi sabırla anlatabildim. Beni, “İzmir’den yeni gelmiş uzun saçlı, Che Guevara şapkalı tuzu kuru, romantik türkücü” önyargısı içerisinde yaftalamaya kalkan bazıları bu kentli olduğumu geç de olsa öğrendiler. Bu kentin köylüsü ana babadan olma bir “köylü çocuğu” olduğumu, köyüm ve köylülerimle gurur duyduğumu gördüler. Gazetecilik mesleğine yıllarını vermiş, nice bedeller ödeyerek sınanmış namuslu insanlarla bir derdimin olmadığını ve asla olmayacağını geç de olsa anladılar.

Demek istediğim çok insancaydı aslında…

Gazetecilik öyle sanıldığı kadar kolay ve hafife alınacak bir meslek değildir. Bu ülkede nice meslek için geçerlidir aslında bu örnek. Mesleğinin hakkını vererek yapman için tepeden tırnağa donanım, akabinde de inanç gerek. Ve en önemlisi de sevmen gerek işini. Gazetecilik mesleğinde bir de yüreği ekleyeceksin bu saydığımız özelliklerin en başına. Mangal gibi bir yüreğin olacak ki birileri de seni “köşe kadısı” diye suçlayamayacak. Bu ülkede her gazeteci Uğur Mumcu olamaz doğrudur. Ama hiç değilse o güzel örneği içselleştirerek ve kendi benliğini de işin içersinde katarak farklı-nitelikli bir başka güzel örnek olup, kitlelere ışık saçmayı sürdürebilir…

Gazetecilik bugün bu ülkede hakkını vererek yapılırsa en riskli mesleklerin başında gelir. Demokrasinin özümsenmediği, gitmek istenen hedefe bir durak(araç) olarak nitelendiği garip ülkemizde gazetecilik yapmak için bedeli göze almak gerek. O bedel de yeri gelir hayatınız, yeri gelir özgürlüğünüz olabilir! İşte sonuçları ortada bir konudur benim anlatmak istediklerim. Sadece yazdıklarından ve düşündüklerinden ötürü yıllarını demir parmaklıklar arkasında geçiren onlarca gazeteci, onlarca yazarçizer, onlarca aydın! Bir zamanlar yetmez ama “evet” diyerek hayatı güllük gülistanlık gören ve kendisini takip eden kitlelere de hayatın geçeklerinin böyle olduğu imajını veren gazetecilerimizden sadece bir kaçını anımsatayım size. Kimi zaman zikzaklar çizenlerden Can Dündar, Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan örneğin. Tahayyül bile edemeyecekleri baskılardan en son nasbini alan isimlerden sadece birkaçıdır…

Çok içten söylüyorum ki bu ve buna benzer isimler şu sıralar “nereden nereye” diyerek derin bir iç sızısı hissediyorlardır bedenlerinin her zerresinde. Bu isimler ki; sırf erk’in istediği ölçülerin dışında gazetecilik yapan meslektaşları ağır bedeller öderken, seyirci kalmayı yeğlemişlerdir zamanında. Ve ne yazık ki seyirci kaldıkları akıbeti kendileri yaşamaktadırlar şu sıralar…

Ahmet Hakan, son dönemlerde iktidarın ve Cem Uzan’ın hışmına(en kibarlaştırdığım tanımlama bu)uğrayan gazeteci! Cem Uzan kim peki? Mevcut iktidarın ilk yıllarında, yasa dışı işler yaptığı gerekçesi ile hakkında yakalama emri çıkardığı iş adamı. Genç Parti diye bir partinin genel başkanı. Ve gerçekten de toplum vicdanında “hırsızlığı” tescil edilen, şu sıralar yurt dışında kaçak olarak yaşayan birisi! Ne ilginçtir ki iktidarla bu sorunları yaşayıp kaçak yaşayan biri, iktidarın hışmına uğrayan bir gazeteciye; Ahmet Hakan’a tehditler yağdıran bir şaibeli isimden bahsediyorum. Yani Cem Uzan’dan…

On gün önce Hürriyet Gazetesini basan AKP milletvekili Ensesikalın’ın başını çektiği yüz kişilik gurubu da işe dahil ederseniz çemberin gittikçe genişlediğini görürsünüz.

Ahmet Hakan, üç dört kişi oldukları tespit edilen ucuz kahramanlar tarafından evinin önünde öldürülesiye darp edildi. Tehdit ediliyorum dediği halde, gerekli önlemlerin alınması adına yetkili mercileri uyardığı halde başına bu vahim olay geldi dün.

Şimdi, Ahmet Hakan bunu hak etmişti diyenleri zaten insandan ya da adamdan saymadığımı net söyleyeyim öncelikle. Bu gazeteciyi takdir eder ya da sempati duymayabilirsiniz. Lakin düşüncelerini beğenmediğiniz bir gazetecinin darp edilmesi, hatta katledilmesi durumunda sessiz kalırsanız öncelikle insanlığınızı gözden geçirip sorgulamak zorundasınız. Bunu yapan alçak oğlu alçaklara, namert oğlu namertlere karşı dilsiz şeytanı oynarsanız ne olur peki? Yanıtı çok basit! Birilerinin işine gelmeyen düşünceleriniz yüzünden sizin de ağzınızı burnunuzu dağıtan o çakallara güç vermiş olursunuz sadece. Ve günü geldiğinde biletiniz kesilir!

Evet, kendi kentimden başlayarak tüm namuslu onurlu ve yürekli gazetecilere sesleniyorum şimdi. Gazeteciler Cemiyeti başta olmak üzere Çağdaş Gazeteciler Derneğindeki arkadaşlara sesleniyorum şimdi. Demokratik kitle örgütlerine sesleniyorum, sanatçı olduğunu iddia eden kişi ve kuruluşların başındakilere sesleniyorum şimdi…

Sustuğunuz sürece karanlığa seyirci kalırsınız!

Sustukça sıra sana da gelir!

Karanlığa seyirci kalanlar da, karanlığı isteyenler kadar suçlu ilan edilir aydınlık günlere erildiğinde…

 

Eskişehir’in açmazı!

Birçok konuda gurur duyduğumuz, iyi ki bu kentte yaşıyoruz dediğimiz Eskişehir’imizin de açmazları var. En başta gelen konulardan biri de trafik karmaşası malumunuz. 250 bin aracın fink attığı kentimizde insan bazen daral geçiriyor. Metal yığınlarının ve görgüsüz insanların kuralları hiçe sayması nedeni ile cinnet noktasına geliyoruz. İşte benim gibi düşünen bir takipçimizin iletisini sunuyorum yetkililere…

“Merhaba abicim nasılsınız. Eskişehir’imiz de maalesef bir sıkıntımız var ve bu konuda gerekli önlemin alınması lazım. Cadde ve sokak köşelerine park eden araçlar yüzünden sürücüler yolları görememekte ve kazalara sebep olmakta.  Bunun sonucu da hepimiz zarar görmekte ve üzülmekteyiz. Cadde ve sokak köşelerine parkın önlenmesi amacı ile plastik dubalar yerleştirilse bu sorun ortadan kalkar diye düşünüyorum. Bu konuda gerekli önlemin alınması adına bir araştırma yaparak haber yapabilirseniz hem duyarlılık artacak hem de gereken önlem alınacaktır diye düşünüyorum. Eskişehir ve kendi adıma çok teşekkür ederim. Sevgi ve saygılarımı sunarım. Yavuz Topbaş…”

 

OZANCA

İnsanım diyene susmak yakışmaz

Akan sular kirlenmez ve kokuşmaz

Birliğin beraberliğin olmadığı yerde

Çiçekler açmaz ki, kuşlar ötüşmez… Şinasi KULA

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi