Şinasi Kula yazdı
Ümit Kocasakal ve Metin Feyzioğlu…
Genç yaşlarına rağmen toplumun büyük kesiminin güvenlerini kazanmış iki isim. Düşüncelerini çok berrak biçimde ortaya koyan ve bu düşüncelerini de pratiğe döken iki cesur isim. Yani söylemleri ile eylemlerinin birbirine denk düştüğü toplum öncüleri…
İkisinin de çoktandır sesi soluğu çıkmıyordu. Hele Metin Feyzioğlu’nun başına bir iş mi geldi diye sorar oldu sevenleri!
Durum böyle iken geçtiğimiz gün Ümit Kocasakal’dan gümbür gümbür bir açıklama geldi. İsterseniz önce hiç kesmeksizin açıklamasını siz saygın okurlarla paylaşayım…
***
Ben Cumhuriyet Halk Partisi’ne canım çekti, canım sıkıldı, bir üye olayım ya da oranın şu anki yapısına uyum sağlayayım, ben de o yolla bir yerlere geleyim diye üye olmadım. Az çok gören göz, benim hangi maksatla üye olduğumu çok net görebilir.
Ülkenin tarihinde hiçbir zaman -kuruluştan sonra- CHP’ye bu kadar ihtiyaç olmadı. CHP, tarihsel bir vebal ve sorumluluk altında! Cumhuriyet’i kuran partiden bahsediyoruz, Atatürk’ün kurduğu partiden bahsediyoruz…
CHP kimsenin babasının malı ya da çiftliği değil!
Bana üye bile değil diyorlardı. Şimdi üyeyim, kimse beni engelleyemez konuşmaktan ama üye olmayanların da hatta bu ülkenin 78 milyon vatandaşının her birinin Atatürk’ün partisinde, Cumhuriyet’i kuran partide hissesi bulunuyor. CHP kimsenin babasının malı ya da çiftliği değil! Geldiğimiz noktada Türkiye’yi ayağa kaldırabilmek, bu çıkmazdan çıkarabilmek adına CHP’nin ayağa kaldırılması, kurucu özüne ve felsefesine dönmesi, bozulmuş fabrika ayarlarına dönmesi, genetik bir mutasyona uğramış bu yapının bir antibiyotik tedavisiyle tekrar normal genetik yapısına döndürülmesi şarttır.
Yurttaşlara taahhüdümdür!
Ben bu durumu Kemalist Manifesto’da net olarak ortaya koydum. Bu benim yurttaşlara taahhüdüm, yol haritam ve CHP’yi kendi açımdan nerede görmek istediğimin çok açık bir beyanıdır. CHP şu anda bizlerin özlediği, beklediği CHP değil. Uyuyan bir dev var ortada, CHP dediğimiz bu büyük güç bir kere uyandırıldığında, bunun karşısında hiçbir güç duramaz. CHP’nin yaratacağı büyük rüzgârın önünde kurumuş yaprak gibi savrulur gider herkes. Bu dev uyandırılacak.
***
“Bu dev uyandırılacak” diyor Ümit Kocasakal. Peki, ne zamandır uyuyordu ki bu dev? Aslında bu dev Mustafa Kemal’in sonsuzluğa göç etmesi itibarı ile uyumaya yüz tutmuştu. Mustafa Kemal’i hasta yatağında ziyaret etmekten bile çekinen en yakın silah arkadaşı İsmet İnönü’nün onun yerine geçmesi itibarı ile Cumhuriyet Devrimlerinden irtifa başlamıştı. Cumhuriyet tarihini dahi yanlış bilen ya da hiç bilmeyen insandan demokrat-sosyal demokrat dolayısı ile CHP’li olmaz bu biline! Mustafa Kemal’in son başbakanı Celal Bayar idi. Neden İnönü istifa etmek durumunda kalmış, onun yerine Celal Bayar’ı atamıştı Atatürk? Dersim İsyanı diye geçen süreçte cahil sağ cenah Atatürk’ü ve İnönü’yü suçlasa da o dönemin başbakanı İnönü değil Celal Bayar’dır. Kararlarda onun ağırlığı vardır…
Yani demem şu; tarihi gerçekten bilmiyoruz ve ahkâm kesmeye devam ediyoruz sağda solda. Atatürk’ün son dönemleri itibarı ile İnönü’nün ilişkileri neden kötü idi? Neden ölmek üzere olan Atatürk’ü ziyarete dahi cesaret edemedi? Atatürk’ün ölümünden sonra “milli şef” ilanı sonrasındaki süreçte hangi devrimlerden taviz verildi? Köy Enstitüleri’nin kapanmasında ne derece sorumluluğu vardır? Halktan giderek uzaklaşma (statüko) döneminde sorumluluğu nedir? İşte bu sorular başta olmak üzere yanıtını bekleyen nice soruların sorulma zamanıdır. Toptan bir özeleştiri zamanıdır öncelikle kardeşim! Akabinde Ecevit’e sonra da Baykal’a gelinmeli. Kılıçdaroğlu ile süren halka ne derece umut olduğu ayan beyan ortada olan gerçeklerle devam edilmeli özeleştiriye. Ümit Kocasakal haksız değil, sadece geç de olsa doğruları ve olması gerekenleri söylüyor.
Ne kaldı ki şurada başkanlığın ilanına?
Ardından gümbür gümbür yaşanacak değişimlere?
SİZİN SESİNİZ
Peki, Eskişehirli hep mi medeni?
Eskişehirli deyince bu kentte doğmuş büyümüş ve bu kentte kütüğü bulunan kimseler algılanılmasın. Bu kentte yaşayan herkes olarak algılansın öncelikle! İster bu kenti severek, isterse zorunluluktan dolayı yaşasın fark etmez! Değil mi ki yerleşik düzen burada yaşam sürmekte o halde Eskişehirli olarak niteleyebiliriz…
Dışarıdan bakıldığında medeni bir kent, yaşanası iller sıralamasında öncelikli bir kent olarak görülmekte. Sanata duyarlı, okuma yazma oranı yüksek, barışçıl bir kent…
Peki, hepsi mi böyle yaşayanların?
Valla hiç sanmıyorum!
Bu kente yakışmayan nice güruhun öyle ya da böyle barındığını da bilenlerdenim. Trafik bunun en canlı örneğidir. Trafik canavarı kavramı ile cehaletimizi gizlemeye kalksak da trafik teröristlerinin fink attığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir de çevre duyarlılığı konusunda nato mermer, nato kefal güruhtan bahsedelim hemen.
Yer gazete ve televizyon binamıza oldukça yakın bir bölge. Tepebaşı Belediyesi’ne ait, hemen yanından çevre yolunun geçtiği hoş bir park alanı. Günlerden Cumartesi ve muhterem halkımız pikniğini yaptıktan sonra kendisine yakışan görüntüler eşliğinde parkı bırakıp evlerine gidiyor…
Peki, Eskişehirli hep mi medeni?
Bu sorunun yanıtını şimdi gelin hep birlikte verelim…
OZANCA
Görmüyoruz sanmayın iç yüzünü işlerin,
O doğru duruşların, o eğri gidişlerin,
Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin,
Ne yolda olduğunu o yaldızlı fişlerin,
Biliriz yenileni kuzu mudur, tavşan mı?
Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı?
Namdar Rahmi Karatay