YAZIYORUM
BİZ NASIL MİLLETİZ?
Adam elinde bir bıçak ile camiye girer: “Ey cemaat içinizde Müslüman olan var mı?” diye bağırır. Herkes susar. Ancak yaşlı bir amca kalkar “Ben varım” der. Bıçaklı adam amcaya, bir dakika dışarı gelir misin diyerek koluna girer camiden çıkarlar. Biraz ötede bağlı bir koyunun yanına gidip, “Amca; bu kurbanı kesmeme yardımcı olur musun, İslami, kurallara uygun keselim” der. Amca koyunu kesmeye başlar. Yaşlılık bu ya her taraf kan olur. Amca; “Oğlum yoruldum camiye git başka birini bul” der. Adam elinde kanlı bıçağı ile camiye girerek bağırır. “İçinizde başka bir Müslüman var mı ?” Yaşlı amcayı götürüp kestiğini zanneden cemaatten ses çıkmaz, ama topluca dönüp imama bakarlar. İmam “Ne bakıyorsunuz ulan, iki rekât namaz kıldırmakla Müslüman mı olduk” der…
Köşe yazılarımda asla âdetim değildir fıkra ile giriş yapmak. Ama bu bizi öylesine güzel anlatan bir fıkra ki, yazmak boynumun borcu oldu. Irkçılıktan nefret ederim lakin aslından utanan ya da benim aslımı karalamaya çalışanlardan da en az o kadar nefret ederim. Benim ulusum koskoca bir bağımsızlık destanı yazmıştır vakti zamanında. Bu gerçeği asla göz ardı etmedim bu yaşıma dek. En karamsar anlarımda o destanı yazanların torunu olduğumu anımsayarak umuda geri döndüm hep…
12 Eylül darbesi ile hızla değişen bir toplum olduk farkında mısınız? Daima en kolayı ve kolaycılığı yaşam biçimi olarak uygulamaya koyulduk. Örneğin gammazlığı öğrendik bu evrede. En yakınlarımızın ispiyonculuğunu yaparak kendi kaba etimizi kurtarmayı denedik. Zannettik ki böylelikle bize asla sıra gelmez, ama geldi…
Benim memurum işini bilir diyenin ardından rahmetler okuduk, anıt mezarını diktik. Memur işini bildi o günden sonra da gerçekten. Emlakbank başta olmak üzere bankaların alayını soydu memurları. Mikro memuruslar da Ali’nin takkesini Veli’ye, Veli’ninkini de Deliye giydirerek yaşamayı ar saydı. En azımız üç tane kredi kartı ile yaşar olduk. Ama çekirge misali yakalandığımızda da olağanüstü kötü sonlar yaşadık…
Cumhuriyetin değerleri ile bu güne geldik sözüm ona! Cumhuriyetin okullarında okuduk, yükseldik, güzel bir yaşam elde ettik. İşimizi kurup zengin olduk, her türlü olanağından yararlandık bu ülkenin. Ama gün geldi Cumhuriyeti kuran ölümsüz lidere ve onun devrimlerine küfür edecek kadar kanı bozukluk yaptık…
En acısı da seyirci bir toplum olduk. Kavga edenleri seyrettik, kaza yapanları seyrettik, değerlerimizi satanları seyrettik. Seyrettik babam seyrettik. Sıranın bir gün bize gelebileceği ihtimalini hep göz ardı ettik. Devekuşu gibi soktuk kafamızı arap çöllerinin kumlarına! Oysaki daha önce yaşanmış örnekler vardı ders almamız gereken. Hitler faşizminin hışmına uğrayan Alman ilahiyatçı 1937 yılında tutuklanarak Toplama Kampı'na götürüldü. Yaşadıklarının özetini ne güzel anlatmıştı…
“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.
Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.
Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı…”
-Martin Niemöller-
OZANCA
Bitimsiz bir şarkıdır;
Hayat dediğimiz buluşma
Her anında sürprizler,
Tanımsız ezgiler akar
Bir yürekten diğerine…
O yürekler ki,
Hep aynı sessizliğin
Ve daima yeni bir güzelliğin
Yatağıdır...
O yürekler ki her vuruşu benzer
Gecenin güne uzanan ellerine...
Ali Karakuş