Risk yoktur çünkü bekleyişte.
Sorun ve sıkıntı yoktur…
En fazlası can sıkıntısıdır, ona da katlanılır!
Ben altmış yaşındayım, hep güzel günleri bekledim.
Aydınlık yarınları, yaşanası bir dünyada yaşamayı bekledim. Kendime göre haklılığım da vardı. Ucundan kenarından emek de verdim böyle bir dünya için. Bedeller de ödedim hani! Bireysel beklentilerin ötesinde, toplumsal beklentilerle mutlu olmayı yaşam biçimi kıldım kendime. Ve gördüm ki, anladım ki en zorunu tercih etmişim. Çünkü bu yolu tercih eden insanların topluma ayna tutmak gibi bir alışkanlıkları da gelişiyor. Bu alışkanlık, yani topluma ayna tutma işi de başınıza örülebilecek çorapların çoğalmasına vesile oluyor. Renk renk çoraplar hem de, desen desen…
Anne karnında başlar ilk bekleyişimiz.
En sıcak, en güvenilir ve en hazırlop bir süreçtir bu minicik dünyada bekleyiş. Ekmek elden su gölden vecizesinin yaşanmış biçimini ilk orada öğreniriz. Lakin içgüdülerimizdeki o özgürlük arzusu tavan yaptığında tekmelemeye başlarız bizi sarmalayan etten duvarımızı. Dokuz ay on günlük süreç sonrası “özgürlük çığlığı” atarak, feryadı basarak apar topar çıkarız dünyaya. Oysaki ilk başımız çıkar gün yüzüne. Ne olurdu ki tamamen çıkmadan şöyle birkaç dakika dünyanın gidişatını inceledikten sonra karar vermek gibi bir şansımız olsaydı! Bu kararın akabinde tercihimizi kullanarak geri gitmek, babamızın sindirim sisteminden portakal atığı olarak toprakla buluşmak gibi tercihimizi kullanabilseydik…
“Taytay” nakaratları ile ayakta durabileceğimiz anı bekleriz daha sonra. Hemen ardından da ilk adımı atmayı daha sonra da yampiri yumpiri yürümeyi bekleriz. Yürüyelim ki her naneyi karıştırarak merak duygumuzu tatmin edelim, hayatı öğrenelim. Hayatı öğrenme şıklarımızın içerisine; sağı solu kurcalarken döküp kırdığımız eşyalardan ötürü annemizden ense kökümüze yediğimiz şaplağı da saymamız gerek tabii…
İlkokula gideceğimiz günü bekleriz.
“Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk” şarkısı eşliğinde bize şirinlik etmeye çalışan öğretmenimize inat, sümüklerimiz yeşil yeşil çıkana dek ağlayarak annemizin bizi almaya gelmesini bekleriz…
Ortaokul sonrası gireceğimiz liseyi bekleriz.
Lise biter hangi üniversiteye gireceğimizi bekleriz.
Dershane parasını denkleştirmek üzere mucizeler bekleriz…
Üniversite günleri başlar ki barınacak yurt sırası bekleriz. Ev arkadaşı bekleriz hani şu sorun çıkarmayacak, mülayim türlerden. Güzel, seksi, akıllı, paralı sevgili bekleriz…
Üniversite biter!
Televizyon kanallarından, “İşe alınınız” müjdesini verecek babacan bir bakan bekleriz. Bu arada, bir an önce ve bir gecede meşhur olmayı da bekleriz! İster topçu, ister popçu, ister rakçı fark etmez. Dünya kadar “şöhret yarışması” yapan, saygın(!) televizyon kanallarının bizi keşfetmesini bekleriz. Ağarmış kıllarımıza aldırış etmeden, “neyim eksik ayol” deyip kıvırta kıvırta giderek izdivaç programlarında nasip bekleriz. Böyle bir şansı yakalasak da, hayatın ekranlarda olduğu gibi hep böyle tozpembe gideceğini sanıp; angusun ot beklediği gibi boş gözlerle ve boş beyinle iyi bir gelecek bekleriz…
Kısmetimizi bekleriz, ailemiz mürüvvetimizi görecek ya!
Beyaz atlı prens ya da prensesimizi bekleriz epey bir süre. E, en yakışıklısı, en güzeli, en zekisi, en bilgesi, en karizmatiği biziz neden beklemeyelim ki! Hakkımız değil mi?
Takılardan tüm borçlarımızı ödeyeceğimiz, hatta oradan elimize kalacak bir miktar para sayesinde de “her şey dâhil” otelde balayı yapabileceğimiz düğünümüzü bekleriz.
İlk bebeğimizi bekleriz borç harç yarattığımız dünyamıza ortak etmek için. Uzun yıllar geçer daha sonra. Adını “Yeter” koyduğumuz son çocuğumuzun üzerine kazara gelen ceninin kürtajı için bi yerlerden para bekleriz…
Her seçim sonrası, “hay elim kırılsaydı da oy vermeseydim” diye bayat tekerlemeler yaparak hükümetten zam müjdesi bekleriz. Zam gelir gelmesine de bir tek maaşlarımız hariç her şeye hem de yağmur gibi. Biz de ancak bu yağmurların dinmesini bekleriz…
Emekli olacağımız günü bekleriz.
Kafayı dinleyeceğimiz ve osura osura yatakta keyif yapacağımız günleri bekleriz…
Artık sonunda bizi kurtaracak bir mucize bekleriz.
Son bir şans bekleriz hayattan!
Daralan nefesimizde çektiğimiz ızdırabı dindirecek işin ehli bir doktor bekleriz. Damarımızı bulamayan acemi biri yerine, eli yumuşak bir hemşirenin iğnemizi vurmasını bekleriz…
Son kez çocuklarımız görmek isteriz!
İmamın kayığını görmemek isteriz.
Ne çare ki bu istek de diğerleri gibi kabul edilmeyecektir. İmamın kayığına biner, binlerce bekleyişlerimizi de yanımıza alarak son yolculuğa çıkarız…
İktidarın olgun bir meyve gibi ellerine düşmesini bekleyenlerin, bekleyişi hep sürecektir... Che Guevara
OZANCA
Bekleyiş…
Uzak bir sahil kasabasında
Köhne bir eyvan
Denizde martı çığlıkları
Bahçede erguvanlar
Kurumaya yüz tutmuş fesleğenler
Ve boş bakışları ufka adamın
Dingin bekleyiş
Üst üste yakılan sigaralar
Kül ve şarabın kardeşliği
Bir başka güne ertelenen umut
Beckett'in Godot'yu beklemesi gibi...
Özgür Kapcı
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy