ATATÜRK'ÇÜ DÜŞÜNCE KULÜBÜNE TEBRİKLER!

YAZIYORUM ATATÜRK’ÇÜ DÜŞÜNCE KULÜBÜNE TEBRİKLER! Anadolu Üniversitesi Ata

19 Aralık 2012 00:00
A
a
YAZIYORUM
ATATÜRK’ÇÜ DÜŞÜNCE KULÜBÜNE TEBRİKLER!
Anadolu Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü, kampus bünyesindeki oluşumların sanırım en etkin olanıdır. Bu kulübün onursal başkanı sevgili Arif Anbar sayesinde topluluk içerisindeki bazı gençleri de “Kent ozanı” adlı televizyon programıma konuk almıştım. Üzerinde Atatürk tişörtleri ile programıma katılan beş altı gençle birlikte Cumhuriyet Bayramımızı kutlamıştık canlı yayında… Arif Anbar okullu bir gazeteci ve mesleğine çok yakıştığını düşünenlerdenim. Yakında İstanbul veya Ankara çengel atar bu yetenekli kardeşimize. İşte bu söz konusu kişinin başkanlığında, pazartesi günü güzel bir etkinlik oluşturuldu Zübeyde Hanım Kültür merkezinde. “Medya ve Siyaset” konu başlıklı etkinliğin sunumlarını da Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç çok da güzel biçimde yaptı. Katılımcılar ise Cumhuriyet Gazetesi yazarları Mümtaz Soysal, Bekir Coşkun ve Işık Kansu idi. Dikkatimi çeken konuyu siz saygın okurlarımızla paylaşmak istedim. Yazarın verdiği örnekler hep güneşle ilgiliydi. İlk konuşmacı Mümtaz Soysal iyi ki Danimarka vatandaşı deliğim, Türk vatandaşıyım dedi. Tüm sorunlarını yok etmiş bir ülkede yaşamak ne anlamsızdır, bu ülkede çekilen acıların bilincinde olmayı, sorumluluk taşımayı yeğ sayarım dedi. Umudu aşıladı tüm dinleyenlere ve umutsuz olmaya kimselerin hakkı yoktur dedi. Işık Kansu boz ayıların günde yirmi dakika fasılasız güneşin doğuşunu seyrettikleri örneğini verdi. Düşünsenize dedi “ayılar bile güneşin doğuşunu ve aydınlığı seviyor”. Bekir Coşkun ise doğup büyüdüğü Urfa’daki anısını paylaştı. Güneş tutulmasında tüm akrabaları ile damlara çıkıp teneke, davul, tencere gibi eşyalardan sesler çıkararak “güneşin doğması adına” yapılan bir geleneği örnekledi. İşte dedi, o gündür bu gündür her güneş tutulmasında teneke çalmaya devam ederim. Bu güneş tutulması da geçicidir. Bedel ne olursa olsun her karanlığın bir aydınlığı vardır…
 
OZANCA
Maraş Türküsü
 
Uy Maraş sılaya nice varayım
Açılmaz kapılar çalıp durayım
Yârimi bulmadım kimden sorayım
Uy Maraş, Maraş da bu nasıl Maraş
Kara gözlerinde yaş, bağrında ataş
 
Maraş’ın gölleri ördektir, kazdır
Yaylaları kıştır, ovası yazdır
Çemende laledir, içimde közdür
Yücel göklerim yücel, eğil dağ eğil
Ben bildiğim Maraş, bu Maraş değil
 
Maraş’ı dolaştım bir uçtan uca
Kimseler sormadı ahvalin nice
Ne gündüzüm gündüz, ne gecem gece
Toprağı mezardır, suları seldir
Dostları düşmandır, aşnası eldir
 
Maraş’ın üstünden aştı turnalar
Gönlüme bir ataş düştü turnalar
Ben mi şaştım, yol mu şaştı turnalar
Bu kara göklerde aylar dolunmaz
Bu yolun ucunda Maraş bulunmaz
 
Maraş’ı görünce yandım, yakıldım
Kan, yaş oldum, yüzden gözden döküldüm
Oda düşen bir saç gibi büküldüm
Ben bildiğim Maraş, bu Maraş mıdır?
Maraş mıdır, ataş mıdır, taş mıdır?
Orhan Şaik Gökyay
 
DIŞARDAN GAZEL
19 ARALIK MARAŞ KATLİAMI!
Bu gün sizlere neyi anımsatıyor hiç düşündünüz mü? O günlere aklınız eriyor ise, belleğiniz yerindeyse 19 Aralık 1978 tarihine zaman tünelinden geçerek gidin lütfen. Kardeşi kardeşe kırdıran emperyalist gücün maşaları yine sahnedeydi o gün! Yakmak, yıkmak, bombalamak kısacası kat akıtmak üzere programlanmış maşalar kan gölüne çevirdiler Maraş’ı. Sırf inançları “bizden farklı” gerekçesi ile yüzlerce can aldı yobaz cellâtlar. 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi ve 12 Eylül’e adım adım böylesi iğrenç tezgâhlarla gelindi biliyor musunuz?
 
 
 
(Bize mesaj ve ihbarda bulunmak için, sitenin üst ve alt kısmında bulunan mesaj gönder bölümünü kullanabilirsiniz. Herhangi bir haber ya da köşeye yorum yapmak için ise haberin altında bulunan mesaj bölümünü doldurmanız yeterli olacaktır)
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi