YAZIYORUM
AK’ADEMİSYENLER…
Birçok sözcük gibi Fransızca’dan (académicien) dilimize karışmıştır. Akademisyen öğretim görevlisi demektir, yani bir nevi öğretmenlik ama öğretmenlik mesleğinin daha havalı olanı. Daha özgür, daha kaygısız ve araştırmaya dayalı bir ortamda mesleğin icra edilmesidir akademisyenlik. Bilim insanıdırlar akademisyenler kısacası. Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan kişilerdir. Onların çok önemli bir özelliği vardır. Bilim kaygısının dışında hiçbir kaygı taşımazlar. Tarihin karanlık çağlarına doğru minik bir yolculuk yaparsak bilim insanlarının başına gelenlerle ilgili olarak nice örneklerini görürüz…” Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler, parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları... Bu işkence aletleri, Katolik Kilisesi'nin vazgeçilmez yardımcılarıydı ve engizisyon mahkemelerinin utanç dolu sayfasını oluşturuyordu. 69 yaşındaki bilim adam Galileo Galile, kendisi gibi Güneş'i merkez kabul eden görüşü savunanlardan Giordano Bruno'nun kazığa bağlanıp yakılmasından sonra yıkılmıştı. Ama yine de, bugün engizisyon denince akla "Galileo Gallilei'nin duruşması" gelir. Evrende, Dünya'dan başka birçok gezegenin bulunduğunu söylediği için Roma'da kazığa bağlanıp, diri diri yakıldı bir bilim adamı da…” Ortaçağ karanlığından çok sonraki dönemlerde, yani günümüzde değişen ne? Ülkemiz bilim insanlarımızla ilgili birkaç örnek anımsayalım mı? Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı… Bunlar da 1990’lı yıllarda katledilen bizim bilim insanlarımız. Suçları sadece bilime inanmak, yağdanlık etmemek iktidar partilerine! Bilimin, sanatın, insanca yaşanacak bir düzeninin ancak aydınlık bir dünyada gerçekleşeceğine inanmak. Yüz yıllar da geçse, tarihin onur sayfalarında tercihini aydınlıktan yana yapmış insanların isimleri kalıcı olmuştur. Nefsi için, bireysel çıkarları için yaşayan; çanta taşıyarak akademik unvan alan ak’ademisyenler aynı serada yetişen bitkiler gibidir. İstediğiniz kadar gübre verin su verin kokusuz, tatsız ve tuzsuzdurlar…
OZANCA
İnsanlık Ölmüş
Paraya kul olan insanlar duyun,
Ruhuna Fatiha insanlık ölmüş.
Ortada kalmasın kabrine koyun,
Ruhuna Fatiha insanlık ölmüş.
Gerçi boş verin siz sahip çıkmayın,
Ölen ölmüş deyip kafa takmayın,
Ardından üzülüp ağıt yakmayın,
Ruhuna Fatiha insanlık ölmüş.
Gariban yurdunda eğlendi biraz,
Çıkar dünyasında çarpıldı kış yaz,
Çağa yenik düştü yok etti maraz,
Ruhuna Fatiha insanlık ölmüş.
Sağır ozan bilir bu dünya yalan,
Bilmiyorsan buyur al da oyalan,
İnsan kadar nankör olmadı yılan,
Ruhuna Fatiha insanlık ölmüş.
İsmail SAĞIR
DIŞARDAN GAZEL
İL TARIM MÜDÜRLÜĞÜ NE YAPTI?
Angus kelimesi ile son yıllarda haşır neşir olduk. Bizim bildiğimiz bir angut vardı yakın zamana dek. Ne zaman ki mübarek sayılan kurban bayramında yerli kurbanlık üretemez olduk! Ne zaman ki yurt dışından bildiğimiz sığırlar yerine anguslar getirmeye başladık, işte o andan bu yana öğrene geldik. Anavatanı İskoçya olan bu boynuzsuz mazlumlardan tam 900 âdeti şu an Muttalıp Mahallesi’nde Eskar’da bulunmakta. Yarı bataklık bir alanda içler acısı bir halde bekletilmekte. Gerekçe de evraklarının eksikliğiymiş! Kesim için getirilen bu zavallıların kesilmeyi bekledikleri bu utanç ortamını İl Tarım Müdürlüğü yetkilileri gördüler mi? Bu insanı üzen, utandıran tablo için söyleyecekleri birkaç kelam var mı?