Ah Istanbul…

Şinasi Kula yazdı

21 Mart 2016 09:00
A
a
Sayısız görüştük birbirimizle…
Ne benim aklımda kaç kez olduğu, ne de senin!
Yüzlerce kez ya da bine yakın…
Çok istisnadır birbirimizi hoşça karşıladığımız.
Gönül eğlediğimiz bir elin parmaklarının sayısını geçmez.
Be kez de hayal kırıklığına uğratmadın beni.
Bu kez de buruk, mahzun ve kırgın yolladın beni…
                                    ***
Mesam, sanatçıların telif haklarını koruyan hatta bizzat haklarının takibini yapan bir kurumdur. Binlerce üyesi vardır MESAM’ın. Bu binlerce üye içerisinde yediyüz asil olup diğerleri hak sahipleridir…
Ben de yedi yüz üye içerisinde yani asil üyelerdenim. On beşinci yılıma doğru gidiyorum üyelikte…
On dördüncü olağan genel kurul için iki günlüğüne İstanbul’a davet etti kurumumuz bizleri. Yani yeni yönetimi seçimlerle belirlemek üzere aklınıza gelebilecek birçok sanatçı arkadaş, kardeş ya da büyüğümüz oradaydı. Eskişehir’den kaç kişiyiz net bilmiyorum ama bildiğim kadarı ile sayımız oldukça az. Sevgili Erol Aykan ağabeyimle birlikte aynı otobüste yolculuk ettik. Birlikte yerleştik Şişli’deki otelimize. Şişli Belediye binası ile hemen karşılıklı bir otel…
İki yılda bu vesile ile buluşup karşılaşan sanatçı topluluğu için güzel bir vesile olur bu tür etkinlikler. Otelde herkes hasret giderdi ilk gece…
Ertesi gün sabah on itibarı ile giriş kartlarımızı, seçim kart ve elektronik cihazlarımızı teslim alıp genel kurul salonunda yerlerimizi aldık. Ben de asker arkadaşım ve değerli besteci Kenan Erel ile(ve Erol Aykan) idim tabii gün boyu. İşte ne olduysa öğlen sıralarında oldu yine! Acı haber genel kurul salonunda dilden dile yayılıverdi saniyeler içerisinde. Taksim’den gelen acı haber salona kabus gibi çöktü. Yine canlı bomba, yine ölenler, yine kabus…
Sanatçılar için umutsuzluk söz konusu değildir diye bilinse de boş bir laftır bu. Bir anda suratlar asılıp yüzler geriliverdi. Ben dahil, çoğumuzun telefonlar da çalmaya başladı tabii. İstanbul’da olduğumuzu bilen ailelerimiz, sevdiklerimiz merak ve kaygı ile arıyorlardı bizi. Ne ilginçtir ki tam da bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı için anons edildiği sıralardı…
Bitiminde herkes kaygılı telefonları yanıtladı birer birer. Sevdikletimiz rahatladı bir nebze olsun. Lakin ya orada yitip gidenlerin sevdikleri?
Daha sonra genel kurul salonunda divan kurulundaki arkadaşlar ve diğer konuşmacılar andılar ölen masum insanları...
İstanbul yine kararıverdi bir anda.
Yine kendimi ait hissedemediğim bu kentte bir anda yapayalnızdım!
Ha diyeceksiniz ki ya Ankara’da da patladı bu bombalar yirmi beş gün ara ile. Onun için ne diyeceksin? Valla onun için de diyeceklerim aynı; Ankara-dibin kara…
Öğlen yemeği gerekçesi ile 14.30 sıralarında büyük salona geçtiğimizde aynı masada Mithat Körler ve Esat Kabaklı ile denk geldik. Benim pek samimiyetim olmasa da Erol Aykan ile sardırdılar on beş yirmi dakika. Sevgili Erol Aykan ile iki gün boyunca hep birlikte idik. Çok yakından tanık oldu ki nice sanatçı arkadaşımın ağzından ES TV’den benim programlarımı izlediklerini duyduk. Eskişehir’e övgüler duyduk. Benim kadar Erol Ağabey de gururlananlardandı elbette…
Seçimler ilk kez kavgasız gürültüsüz ve seviyeli geçti desem abartı yapmamış olurum. Zira geçtiğimiz yıllarda çok olumsuz tablolara tanıklık eden kişi olarak bu seçim için rahatlıkla çok nitelikli idi diyebilirim. Arif Sağ ile Orhan Gencebay’ın büyük ittifak diye niteledikleri oluşum kazandı seçimleri. Telif haklarından kazanç bizler için şimdilik sembolik rakamlardan öte değil. Ama birgün inşallah demokrasi sistemlerini olgunlaştırmış ülkelerdeki gibi hak ettiğimizi kazanır umudumuzu yeşerterek geri döndük İstanbul’dan. Dediğim gibi, anıları ve umutları biriktirerek…
Ama İstanbul’u bir kez daha sevemeden…
 
 
OZANCA
İstanbul ey İstanbul ey
Ey acıların gözyaşlarının kraliçesi
İstanbul ey İstanbul ey
Ey bozgunların garip çiçeği
Bu akşam yemin ettim
Seni bir daha öpmemek için
Benki bütün duvarlarını, afişlerle donatıp
Yumruğumla kanatmıştım
Rezil bir aşktı
Bütün arkadaşları miting alanlarında
Ve mezarlıklarda bırakmıştım
 
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
Umudun ve direncin yorgun anası
Ve ey çıldırmak üzere olmanın çamurlu ikonası
Tırnaklarım kopuyor, Görmüyormusun
Bir benmiyim kapılarını şaşıran her yokuşun başında
Bir benmiyim ekmek arasına canına doğrayıp doğrayıp yutan
Bir kedi bile sağarken yüreğini
Telaş içerisinde yavrusuna
Ey acımasız acuze!
utan şu türbelerinden
Minarelerinden utan
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
Savaşın ve bozgunların gariban çiçeği
Ve ey teslimiyete düşmenin o hazin gerçeği
Bayraklarım kanıyor, Sormuyormusun
Kadınlarınki;
Omuzları hicran, saçları ihanet sarısı
Çocuklarınki;
Yağmur emiyor yıkılası kaldırımlarından
En ücra genlerime, alyuvarlarıma,
Kılcal damarlarıma, ruhuma kadar.Bıktım
İliklerime, gömlek ceplerime kadar sızan
Bu Allahsız yağmurundan
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı
Ve ey çürümenin yok olmanın amansız sancısı
Ciğerlerim çatlıyor, Duymuyormusun
Hangi pencerene çıksam
O salya sümük pezevenk suratları
Hangi caddene dökülsem
O şangur şungur düş kırıkları
Bütün bu ezginler, tükenenler, yerlere serilenler, tutunamayanlar
Sarsmıyormu seni hiç
Bunca infilak
Bunca isyan çığlıkları
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
Aldanışların ve hüznün yalancı tanrıçası
Ve ey ruhu kirlenmiş gecelerin cilveli yosması
İntihar anı geldi, beni öpmüyormusun,
Ağlamak istemiyorum, yenildim sana
Hikayenin özeti bu
Bir istimlak gibi ödedim ve çiğneyip geçtin maceramı
Şimdi ben suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle
Şimdi ben hangi şehirde soğuturum zonklayıp duran bu yaramı
İstanbul ey İstanbul ey
Acılar kraliçesi
İhanetin ve ihbarların arkadan dolaşan bıçağı
Ve ey ödeşmelerin, yüzleşmelerin, erkekçe vuruşmaların kaçağı
Beni harcadın ulan!
Beni sattın, utanmıyormusun?
                              Yusuf Hayaloğlu
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi