Abi, senin televizyon programları bitti mi?

Şinasi Kula yazdı

30 Mart 2016 09:00
A
a
Haftanın ilk günüydü (iki gün evvel).
İlk iş olarak köşe yazımı yetiştirip yolladım Altan kardeşime.
ES TV’de hafta içi her gün hazırlayıp sunduğum “Gündönümü” adlı programın hemen akabinde, her Pazartesi “Kent Ozanı” adlı programımın da çekimlerini yaparım. Onu da alnımızın akı ile yetiştirdikten sonra yârimle pazara çıkmak üzere onun yanına yola koyuldum. Evden onu ve pazar arabamızı alıp, aracımızla Bağlar Pazarı’na yöneldik. Eti Caddesi’nde uygun bir park yeri bulup alışverişimizi yaptık. Pazar arabası benim elde, yârim yanımda aracımıza doğru yürüdük…
İçten ve aydınlık yüzlü bir genç kırk yıllık tanışıyormuşuz gibi “Merhaba abi” dedi. ‘Merhaba gencim’ diyerek ben de onu selamladım. Akabinde yine gülen gözleri ile “Abi, senin televizyon programları bitti mi” dedi. “Hayır, devam ediyorum neden sordun?” dedim. Öyle hoş, masum bir yanıt verdi ki eşim de ben de çocuğa sarılacaktık neredeyse. Ne dedi biliyor musunuz?
“Ne biliim, pazara alışverişe çıkmışsınız da…”
Bizim samimi kahkahalarımıza en ufak bir kompleks göstermeyip, bozum olmayışına daha da hayran kaldık.
“E gencim ben de halkın bir parçası değil miyim, sizlerden biri değil miyim?” dedim. “Sırça köşklerde yaşamıyorum ki, hatta evim dahi kiralık” deyince yine aynı içtenlikle şöyle dedi; “Ya abi aslında ben de İletişim’de okuyorum. Sen söylemlerinle dikkatimi çektin, ilgi alanıma girdin. Ne yalan söyleyeyim ben medyada herkesin gözü önünde olan insanların tuzu kuru olduklarını düşünürdüm şimdiye dek...”
Bu güzel gençle gönüllerimizi akşamın alaca karanlığında sevgi köprüsü yapıp kahkahalarla vedalaştık, yollarımıza devam ettik.
Televizyonun büyüsünü, yansımasını bir kez daha anladık yârimle.
Toplumlar üzerinde inanılmaz bir gücünün olduğunu zaten çok iyi bilen, analiz edenlerdeniz. Lakin bu olay sonrasında bir kez daha bu büyülü kutunun önemini kavradık.
Boşuna değildi hâkim sınıfların medya üzerindeki hükümranlık savaşları. Gerek yazılı, gerek görsel medyaya sahip olabilmek, sahip olamadıklarını da kontrol (baskı) altında tutmak gayretleri boşuna değildi. Her türlü seviyesizliklerine rağmen, izdivaç-dizi-pavyon âlemlerinin gece gündüz dayatıldığı ve kitlelerin serseme çevrildiği bir ülkede RTÜK adında bir kurumun sessiz ya da seyirci kalması boşuna değildi. Nitelikli programların yapılması adına bir garantör olması gereken bu kurumun, kitleleri uyuşturan programlar için bir yaptırım uygulamaması boşuna değildi…
Geri kalmış ülkelerdeki cehalet batağındaki kitleler hâkim sınıflar için ideal kitlelerdir. Tabir caiz ise potansiyel oy depolarıdır. Ne kadar cahil kalırlarsa, o denli tehlike olmaktan çıkarlar. Sorgulamazlar, koşulsuz biçimde itaat eder haklarının farkında bile olmazlar.
İyi de biz geri kalmış bir ülke değiliz ki!
Bizde halk katmanları her anlamda eğitimli ve donanımlı!
Bizde yokluk, yoksulluk gibi kavramlar geçerli değil!
İstikrarın, iç barışın, huzurun gani gani yaşandığı güzel ülkemle tabii ki ben o geri kalmış ülkeleri kıyaslamıyorum. Ama çağdaş normlarda yaşam biçimini ziyadesi ile kanıksamış güzel ülkemde medya madem bu kadar etkili ise, toplumun yararına kullanılması gerekmez mi?
 
 
SİZİN SESİNİZ
 
Akillere kızgınsınız biliyorum!
 
Fikret Dikmen: Merhaba Şinasi dost Mesam hakkındaki yazını okudum biraz da bana sitem etmişsin. Evet, Orhan Gencebay tartışılmaz bir sanatçıdır. Mesam yönetimine girmesi, üyeler adına bir kazançtır.  Daha önceki genel kurullarda Arif Hoca, Orhan Bey ve ben, üçümüz resim çektirdik.  Senin de çektirmen kendini bağlar ama ben sadece düşüncemi söyledim. Selamlar sevgiler hoşça kal...
(Benin ona yanıtım: İyi de yiğit ozanım sen çektirirken sıkıntı yoksa benim çektirmemde ne sıkıntı var? Seni seven bir kardeşin var burada.
Kimi zaman ters düşmemiz, özgür birer insan olmamızdandır üzülme.)
Nurhan İşcan: Ben yine de aynı karede yer almanızı sindirebilmiş değilim. Sanatçıların misyonları vardır. Muktedir onları kullanarak yığınları kazandı. Şehit kanlarında o akillerin eli var. Hakkımı helal etmiyorum. Eskiden hayranlık duyduğum sanatları yerin dibine batsın… (Benim yanıtım: Takdir sizindir, sizi bağlar. Ama benim köşemde sormuş olduğum soruların muhatapları eminim ki kafalarını kuma sokmadan sorularımın yanıtlarını verirler... Hatta bunlara bir de EKMELEDDİN'E oy atanları ve bizleri de ‘atmadınız’ diye neredeyse vatan haini ilan edenleri de ekleyelim. Doğru sanatçıların misyonları vardır. Ama halkın da zikzak yapmamak gibi, Cumhuriyet değerlerine bağlı kalmak gibi bir sorumluluğu vardır...)
Nebil Köken: Çok teşekkür ederim Kent Ozanımız Şinasi Kula.
Hem MESAM genel kurulunda ortaya koyduğunuz birleştirici tavrınızla, hem de size yapılan haksız eleştirilere verdiğiniz güzel cevaplarla, bir kez daha "Nalına-Mıhına" gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyen dik duruşunuza…
Hülya Derebek: Sayın hocam saygı herkese verilir sevgi ise hak edene. Orhan Gencebay'ın eserlerini ben de çok severim. Sanatına sonsuz saygım var. Ancak toplumda sanatçı kimliği taşıyanlar büyük bir kitleye kendini sanatıyla duyurmuş sanatçıların da sergiledikleri davranışlar da en az sanatları kadar tutarlı olmalı diye düşünüyorum. Sanatçı olmak kolay bir şey değildir. Hele ki toplum tarafından kabul görüp sevilmek. Ayrıca ben de birlik ve beraberlikten yanayım. Birlikten kuvvet doğar demiş atalarımız. Ancak ne hikmeti ilahiyeyse bu birlikler maalesef ki hiç altta kalanın canının çıktığı kesimi temsil etmezler. İçinde bulundukları düzen ve bu düzeni elinde tutanlara hizmet ederler. Ben kendi adıma suyun ters tarafına akmayı seviyorum, doğanın kuralı su akar yolunu bulur. Saygılar ve Sevgiler benim yüreğimin sesi Sayın Hocam. (Benim yanıtım: Sevgili arkadaşım teşekkür ederim. Ama insanlar neden benim yazımdaki sorularımın yanıtını vermekten kaçınıyorlar ben de bunu gülümseyerek biraz da üzülerek izlemekteyim. Herkes sütten çıkmış ak kaşık gibi, lakin realite o değil. Hepimiz bazen umulmadık hatalar yapıyoruz, hatta Orhan Gencebay'ın yaptığı gibi bazen de hayati hatalar oluyor. Beni iyi tanıyan, yazılarımı okuyan, TV programlarımı sürekli izleyenler şunu diyebilir mi; “Sen Orhan Gencebay'ı göklere çıkarıyorsun, hatasını görmezden geliyorsun, onu ilahlaştırıyorsun vs...” Nice yazım, nice söylemim var, bunları görüp duymamak için kör ya da sağır olmak gerekir. Benim sorgulama yaptığım konu çok farklı ve muhataplar ona yanıt vermek yerine kendi edebiyatlarını yapmak derdindeler ve ben buna asla müsaade etmem. Yazımdaki sorularıma bir de şunu ekleyeyim; Ekmeleddin dayatması yapıp şimdi pişman olanlardan en az yüz kişi tanıyorum. Ve onlar daha hala “ben hata yapmam” kibri ile burnundan kıl aldırmıyor. Tek tek isimlerini açıklamam gerekir mi bu tanıdıklarımın? Orhan Gencebay “AKİL” olmakla hayatının hatasını yapıp bunun bedelini ödemektedir. Toplumun sevgi ve saygısını büyük ölçüde kaybetmiştir. Bunu en acı hali ile kendisi gözlemektedir...)
Benim okurlarım gerçekten de sorgulayan, gönül gözü açık insanlardır. Hepsinin eleştirisi başımın tacıdır. Ama şunu da yüreğimde uhde kalmasın diye herkese sorayım yanıt bekleyeyim…
Can Dündar AKP’nin ilk dönemlerinde aslanlar gibi “yetmez ama evet” şiarını haykıranlardandı. Onu affeden toplum Orhan Gencebay’a hala saldırırsa, bana da insanların geçmişlerini anımsatmak gibi bir görev düşer kardeşim, hepsi bu!
1000
icon
Nebil Köken 30 Mart 2016 11:42

Evet, samimi dostlukların en güzel yanı kimi zaman, "saygı, sevgi ve hoşgörü sınırları içinde kalındığı sürece! " ters düşsen bile dostlukların devam edebilmesidir. Bütün mesele paylaşılacak ortak noktaların fazla olduğunu görebilmek ve ikiz bile olsalar insanların ayrı bireyler olarak her konuda aynı düşünce yapısında olmalarının mümkün olamayacağı gerçeğini bilmekte galiba.! Tıpkı Eskişehir ile ilgili bazı konulardaki düşüncelerimizin farklı olması veya bana öyle gibi gözükmesinde olduğu gibi.! Doğruları tüm yalınlığı ile yazma çabasından asla vazgeçmeyen kaleminize ve yüreğinize sağlık. Nebil Köken

0 2 Cevap Yaz
Mahir Başaran 30 Mart 2016 11:41

Takdir ve saygılarımla üstadım, yolunuz açık olsun....

0 2 Cevap Yaz
Yılmaz Demir Özçelik 30 Mart 2016 11:16

İnsanlar MEDYA önünde iseniz, Gazeteci iseniz hatta biz rütbeli Askerler gibi Süslü Püslü Üniformalar giyiyorsanız bilmezler NELER Yaşadıklarımızı, Yaşadıklafınızı Şinasi Hocam, ÜST tabaka, ELİT tabaka sanarlar hep.. Oysa KOPAN FIRTINALARDAN, Kendilerinde bir farkımız olmadığınızı anlamazlar. Yüreğinize sağlık

0 3 Cevap Yaz
Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi