YAZIYORUM
41 kilo eroin yakalandı!
Eskişehir’in üzerinde kirli beyaz, hatta griye çalan bir bulut kaplamaya başlamıştı. Yoğun bir sisi andıran bu manzara adeta görme mesafesini birkaç metreye düşürecek biçimde inmişti insanların üzerinde. Gündüz gözü şehir trafiğindeki tüm araçlar sis farlarını yakmak zorunda kalmışlardı. On dakika sonra aniden gökyüzüne doğru çekilen bu dumandan sonra inanılmaz bir dinginlik vardı. Her caddeden, her sokaktan huzur akıyordu. Her hanenin, apartmanın içerisinden şen şakrak sesler yükseliyordu. Koca kenti bir kahkaha tufanı sarmalamıştı, mutluluk sarmalamıştı. Parklarda oturan emekliler birbirlerine fıkralar anlatıyor, tatil dönemi geldiğinde emekli aylıklarından biriktirdikleri ile Havai’de yapacakları tatilin planlarını paylaşıyorlardı. Çevik kuvveti taşıyan resmi araç üniversite kampusu önünde durdu. İçerisinden inen onlarca polis ellerinde karanfilleri öğrencilere uzatarak helallik istiyorlardı. İçlerinden hafif göbekli ve saçları dökülmüş olan amirleri gençlere sarılarak gözyaşları içerisinde şunları söylüyordu; “Kardeşlerim ne yapacaksınız işte ekmek parası, bizlere verilen emir doğrultusunda sıktık o biber gazlarını sizlere. Hay elimiz kırılsaydı da sıkmasaydık ama oldu bir kez. Affetmek büyüklüktür…” Üniversiteli gençler bir türlü sakinleşmeyen amire sarılarak ağız birliği edercesine yanıtladılar; “Polis abi, bizler de gereksiz yere gaza gelerek kamuya ait cam çerçeve ne varsa talan ettik. Sen üzülme bizler de hak ettik ya!”
Büyükşehir Belediyesi önünde oluşan bir izdiham üzerine basın mensupları koşturmaya başladılar o alana. Yılmaz Büyükerşen halay başı olmuş; Nabi Avcı, Salih Koca, Ülker Can, Kazım Kurt, Ruhsar Demirel, Burhan Sakallı, Ahmet Ataç ve de tüm partilerin il-ilçe başkanları omuz omuza halay çekiyorlar. Belediye önünde yaktıkları “kardeşlik ateşi” üzerinden sırayla zıplamalarına da halk alkış tutuyor. Aman Allah’ım o da ne? Kentimizin sekiz yerel gazetesinin patronları da bu sinerjiden nasiplerini almak üzere etkinlik meydanına doğru ellerinde bayraklarla koşuyorlar. Kardeşlik ateşi üzerinden atlayan doğru diğer gazete patronuna sarılıp huşu içerisinde helallik istiyor. İçlerinden en deneyimli olan altmış küsur yıllık ak saçlı olanı diğer rakiplerini tek tek bağrına basarak haykırıyor; “Değer mi be kardeşlerim, üç günlük dünyada birbirimizi yemeye değer mi? Sonuçta hepimiz bireysel menfaat gözetmeksizin şehrimizin kalkınması adına varız bu âlemde. Gün birlik beraberlik günü kardeşlerim, gün sarılmak günü…”
Binlerce işçi kenetlenmiş biçimde fabrikalarına doğru hepimiz kardeşiz, kardeşlik türküsü eşliğinde “uygun adım” fabrikalarına doğru yürüyorlar. En öndeki işçilerin elindeki dev pankartta şöyle yazılı; “Böylesi zor günlerde sekiz saat yetmez, on iki saat çalışmalıyız. Allah patronumuza sağlık vere, zeval vermeye.” Cemalettin Sarar ve Kanatlı Ailesi başta olmak üzere bu vefa gösterisi üzerine gözyaşlarını yutamıyorlar. İşçilerin elinden megafonu alarak onlara hitaben; “Evlatlarım, kardeşlerim Allah hepinizden razı gelsin. Evet, bizler tüm dünyaya gücümüzü kanıtladık, bir marka olarak ismimizi altın harflerle yazdırdık. İyi de bunda siz emekçi yoldaşlarımızın hiç mi katkısı yok? Biz sizlerin hakkını nasıl öderiz canlarım” diyerek Şenay’ın dillerden düşmeyen şarkısını hep bir ağız söylemeye başlıyorlar: “Dünyaya geldik bir kere, sev kardeşim elini ver bana…” Bando Es Es başta olmak üzere Eskişehirspor taraftarı binlerce kitle ligde ne kadar takım varsa hepsinin formalarından giyerek kardeşlik ateşine doğru yürüyorlar. Amigolar kitlelerine bir yandan şöyle sesleniyor; “Ey güzide ESES taraftarları, bundan böyle kentimizin sokaklarında her takımın taraftarı istediği renklere bürünerek gezebilir. Bayraklarını flamalarını açabilir. Onlara dayak atmak gibi bir ilkellik aklımızın ucundan geçmeyecek bundan kelli!”
Medya çalışanlarından görevli olmayanlar dahi akın ediyorlar kardeşlik halayının çekildiği alana. O da ne, O MY GOD! Gizemli yazar Hayali Mehmet Kondu da elinde Türk byrağını gururla sallayarak alana ilerliyor. Bu kardeşlik manzarasının yarattığı haz ile gözyaşlarına boğulmuş biçimde haykırıyor; “Anam avradım olsun bundan kelli tek bir asparagas haber yazmayacağım. Herkes kardeşimdir artık üleynnnnn!”
Hayvanseverlerin tasmalı köpekleri ile sokak köpekleri de sarmaş dolaş biçimdeler. Bu da yetmezmiş gibi, ne kadar sokak kedisi varsa şefkatle yalıyor tüm köpekler.
Valimiz Kadir Koçdemir, yeryüzünde belki ilk kez yaşanan bu kardeşlik manzarasının verdiği haz ile hükümet binasının balkonundan medya mensuplarına sesleniyor; “Seneye bayrağı teslim almaya unuttuğum tüm gazetecileri de götüreceğim. Bu ihmali yapanlar hakkında da gereken işlemi yapacağıma söz veriyorum değerli basın mensupları” diyerek gazetecileri bağrına basıyor…
O ne ya, bunca uzun bir mutluluk yazısı mı olur diyeceksiniz, vallahi haklısınız. Kafayı bulan insanların gerçek yaşamda ne kadar uzak yaşam sergilediklerinin ironik bir örneğidir. Meğer aslan narkotikçilerin yakaladığı 42 kiloya yakın eroinin şeker fabrikasında yakılması sonucu yaşanmış tüm bunlar. Elbette bu da bir kurgu hayal ürünü. Ama anlatmak istediğimin özü ya bu eroin yakalanmasaydı da tüm Eskişehir’e servis edilseydi? Teşekkür borcumuz yok mu emniyetimizin bu aslan narkotiğine?
(Bize mesaj ve ihbarda bulunmak için, sitenin üst ve alt kısmında bulunan mesaj gönder bölümünü kullanabilirsiniz. Herhangi bir haber ya da köşeye yorum yapmak için ise haberin altında bulunan mesaj bölümünü doldurmanız yeterli olacaktır)