250.000 Can Çanakkale'de niçin şehit düştü?

Şinasi Kula yazdı

22 Nisan 2015 21:12
A
a
Tepebaşı Belediyesi, “17-18 Nisan tarihlerinde düzenlediğimiz Çanakkale gezisine katılır mısınız” diye bir bildirimde bulundu. Daha önce iki kez kendi olanaklarımla gittiğim o kutsal topraklara (Çanakkale Destanının yazıldığı coğrafyaya) bir kez daha gitmek için, bu kez eşimle gitmek için mutlu bir ruh hali ile katılacağımı bildirdim. 16 Nisan gecesi saat 24.00 de medya mensupları olarak bir otobüs, bir de minibüs olarak arkalı önlü hareket ettik…

Önce yazı başlığımdaki sorunun yanıtını sizlerle birlikte netleştirmek üzere, konunun hüzün yanını dile getireyim izninizle. Daha önce de gittiğim bu kutsal toprakları gezerken de yüreğim ortasına hüzün çöreklenmişti evet. Ama Bu kez bir rehber eşliğinde gezmenin ayrıcalığını ve hazzını yaşadık hepimiz. İlhan Akın emekli bir öğretmen olarak şimdilerde rehberlik görevi ile topluma hizmetini sürdürmekte Çanakkale’de. Her karış toprağında al kanların oluk oluk aktığı bu bölgeyi bizlere gezdirirken, adeta yeniden yaşattı o anları lütfen inanın. Saatlerce bıkıp usanmadan ve adeta yaşarcasına anlattı yaşananları. Her ayrı köşeyi gezdirirken anekdotlarla içimize işledi kanaviçe gibi Çanakkale Destanını. Mustafa Kemal komutansında onlarca cephe içerisinde tek galibiyet yaşanan yerdi burası değerli okurlarımız. Koskoca padişahlık her cephede hüsran haberleri ile sona geldiğini gözlerken, tek galibiyet haberi Çanakkale’den geliyordu. Anafartalar Kahramanı olarak adlandırılan Mustafa Kemal ve onun yiğitleri sekiz buçuk ay süren kanlı bir savaş sonunda emperyalist alçakları bozguna uğratıyordu. Beş yüz bin canın yandığı bu kanlı savaşta, 250.000 gepegenç evladımız şehit oluyordu bunun bedeli olarak. Öylesine çok mermi kullanılmış ki bu savaşta, merminin mermiyi havada deldiğine tanıklık eden binlerce örneği gözlerimizle gördük. Yaşanmış nice acıklı hikâyecikleri rehberimizin o güzel anlatımı ile dinledikçe içimize ağladık. Hepsini dinlerken canımız tekrar tekrar yandı ama birkaç tanesi tam manası ile kördüğüm etti duygularımı…

Çanakkale’yi geçemeyeceğini anlayan emperyalist gücün komuta kademesi 45.000 askeri Anafartalar kıyısından Çanakkale’ye doğru sürer. O bölgede düşman sayısına göre bir avuç sayıda bulunan askerlerimizin cephanesi de takati de kalmamıştır. O bir avuç asker çaresizlik ve umutsuzluk rüzgârının önüne düşerek iç bölgelere koşuştururlar. Mustafa Kemal ve yanındaki üç dört kişilik heyet atlarını o tarafa sürerek yanlarına giderler. Durumun vahametini anlatmaya çalışan askerlerine haykırarak “süngü tak siper al” talimatını verir. O meşhur sözü burada söyle işte; “ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” der… Emperyal gücün askerleri ise cephaneden yoksun bu bir avuç askerin süngü takıp siper alması durumundan şaşkınlık yaşar. Bir hile ya da pusu olduğunu düşünerek onlar da uzunca bir zaman dilimi saldıramaz. Bu süre zarfında takviye birlikler ulaşmıştır sayı eşitlenmişti. İşte kazanılan o an sayesinde düşmana yaşatılan şaşkınlık sayesinde olmuştur bu sonuç. Mustafa Kemal’in de köstekli saatine isabet eden kurşun ve ölüme yaklaşma anı da bu bölgede yaşanmıştır…

Atatürk’ün adını kutlamalar esnasında dahi anmaktan kaçınan güruh bu halktan neyi gizleyebilir ki? Olayı nasıl saptırıp hurafeler katarak sulandırabilir ki? Havasını alır yemin ederim havasını. Sadece bizler, yani Tepebaşı Belediyesinin organizasyonu sonucu sadece 1600 civarındaki Eskişehirliler bir kez daha tanıklık ettik o tarihi ana. Mahşer yeri gibiydi Anafartalar tepesi. On binlerce insan akmıştı oraya düzenledikleri geziler sonucunda. Rehberimizin son sözlerinden öğrendiğimiz acı bir gerçek ile köşe yazımın başlığını oluşturdum ben de. Anafartalar kıyı sahili olarak adlandırılan o uçsuz bucaksız, o bakir gölge ne yazık ki artık koruma kanunundan yararlanamayacakmış! Yani yakın bir gelecekte birileri(!)özelleştirme adı altında ödüllendirilebilirlermiş! Oralar lüks otellerle, konutlarla, AVM ile dolabilirmiş. Yanıt sırası siz okurlarımızda şimdi; 250.000 Can Çanakkale’de Niçin Şehit Düştü?

 

Rahmi Emeç Paşa ve komutasındakiler!

Medya mensupları ve eşleri otobüs ve minibüs olarak iki araçta gittik demiştim. Biz de minibüsü tercih ettik eşimle, ne güzel bir karar vermişiz. Aracımızı Koray isminde bir kardeşimiz götürüp getirdi sağ olsun. Meclis üyeleri A.Kadir Adar, Abdullah Sargın, H.Hüseyin Bolat ve eşleri, Tepebaşı Belediye personelinden Rahmi Emeç, Uğurcan Usgül, Kemal Yıldırım, Fethi Pınar ve kameraman Musa Çağıltay ve eşimle ben vardık araçta. Sayımızın az oluşu kısa zamanda sinerjiyi oluşturdu. Guruptaki kan uyumu da olumlu eklenince giderken de gelirken de, gezi esnasında da hoş anlar yaşayabildik. İnsanlarımızın kendisini kastığı böylesi bir dönemde yeri geldi insanca kahkahalar da atabildik. Şair Rahmi Emeç gerçekten de gezinin yıldızı idi. Çanakkale tepelerindeki abidelerin yakınlarında bulunan hediyelik eşya satılan dükkânlardan aldığı Kuvayı Milli şapkası ile karşımıza çıktığı andan sonra havaya girmiştik zaten. Hasan Hüseyin Bolat ve ben de koşup birer kalpak aldık. ES TV’de canlı yayınlanan ve sevgili Soner Yüksel’in başarı ile sunduğu programa da öyle katıldım zaten. Şair Emeç’in seviyeli ve zeki esprileri bu iki günümüze öylesine güzel anlam kattı ki! İşte otelde kaldığımız gecenin sabahında kahvaltıda anlattıkları…

Gece saat bir sıralarında oda kapımız çalındı. Kim o dediğimde “benim abi Musa” dedi. Parola bu değil asker diye bağırdım doğru parola istedim kendisinden. “Gece ihtiyacınız olur diye su getirdim Rahmi abi” diyen sese Emeç yanıt verir; “yahu asker keşke suyun yanına esas lazım olanı da getirseydin ya…”

Gün boyu takıldığı kişilerden biri de Kemal Yıldırım oldu. “Kemal öyle kaptırmış ki kendisini, Anafartalar tepesine yaklaşırken kol saatini çıkarıp yeleğinin cebine taşımış. Hani vurulursam ölmeyeyim diye…”

Kemal Yıldırım da yüreğinin güzelliğini yüzüne yansıtıp hep güleç biçimde günümüze anlam yükledi. Çok güzel iki gündü gerçekten de…

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi