Şinasi Kula yazdı
“Ayol böyle günler de olmasa gerçekten de banal bir yaşam biçimi içerisinde boğulup gideceğiz” diyen X Hanım gerçekten de sonuna dek haklıydı. Öğretmenler Günü, Tıp Günü, Çalışan Gazeteciler Günü, Şehitler Günü, Avukatlar Günü, Dünya Barış Günü şu an aklıma geliverenler. Ne farkı var ki bu günlerin de Sevgililer Günü’nden? Hepsi birer vesile, birer vasıta değil mi sonuçta? Felekten şöyle bir gece çalıp iliklerine kadar sırılsıklam olana dek göbecikleri atmak, deşarj olmak, kankalarla baş başa bir akşam değerlendirmek! Bunun için bundan daha iyi gerekçe mi olurmuş? “Kadınlar Günü” tam da kışın kasvetli döneminden yorulduğumuz bir zamanda imdadına ne güzel de yetişiverdi kadınlarımızın!
Aslında böyle vesilelerle her ay birkaç kez geleneksel biçime dönüşmeli, eğlencelerle insan ömrüne güzellikler katılmalı. Hayatın yorucu ve insanı hüzünlere gark eden yanı bir nebze olsun törpülenmeli öyle değil mi saygıdeğer bayanlar? Hem kadının da hakkı değil mi bu tür eğlencelerle kimliğini kişiliğini ve hatta yurttaş olduğunu kanıtlaması bağlamında böylesi etkinlikler! Batıyı hedef almak, muasır medeniyetler seviyesine yükselmek için kadınlarımızın da böylesi günlerde kendilerini göstermesi gerekmiyor mu zaten? Sesi güzel olan, şiir yazan, çok iyi oryantal dans eden velhasıl yeteneklerini sergilemek isteyen kadınlarımız için de güzel bir olanak değil midir böylesi geceler?
Yarın 8 Mart Kadınlar Günü!
Yerel ya da merkezi bağlamda etkinlik yapan bazı değerli yöneticilerimiz böyle afişe ediyorlar bu günü! Böyle anılmasını istiyorlar kısacası…
Benim gibi birkaç zekâ yoksunu ne kadar höykürse de, tabiri caiz ise yırtınsa da sonucu değiştiremiyor tabii. Yahu etmeyin, eylemeyin kardeşim bu isimle anılmaz, ya da kutlama derken eğlenceye yönelik tür düşünülmez desek de nafile. Adeta Sevgililer Günü! Kap gel sevgilini, bu gece yani kadınlar gününde doyasıya bir eğlence yaşa. Takıl bize hayatını yaşa bu akşam der gibi…
Bu gün eğlence günü değil, mücadele günüdür. Bu mücadele de emeğin mücadelesidir, özgürlüğün mücadelesidir. Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. Türkiye'de ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. Bunun daha geriye dönük tarihçesi de vardır. 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşte tam yüz altmış yıl önce emek ve özgürlük mücadelesinde canlarını veren 129 emekçi kadının yüzü suyu hürmetine adanmış bir gün bu gün. Yani 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Emek mücadelesinde şehit düşmüş bu insanların cesetleri üzerine tepinmek, oryantal yapmak, kıvırmak kimlerin işine gelir bilemem! Geceyi organize eden hangi yerel ya da merkezi yöneticiye prim kazandırır bilemem. Bildiğim bir gerçek var ki bu konuda da birilerine ayna tutup rahatsız ettiğim için ekşimiş suratları şimdiden görür gibiyim!
Onun için söylediğim sözlerin tamamını şimdi geri alıp şunları yazmak istiyorum. Bugün 8 Mart Kadınlar Günü anacığım! Kendine güvenen kadınların rüştünü kanıtlayabileceği ve vur patlasın çal oynasın organizasyonlarda deşarj olabileceği bir gün. O emek kelimesi de zaten global gerçekler doğrultusunda yemek olarak değişmiş olup (yani yemekli eğlenceli bir gece olup) çağdaş bir dizayn ile zamana uydurulmuştur!
Bunun için kutlu olsun kadınlar gününüz!
İster kadın kadına, ister kapıp götürdüğünüz sevgilinizle haydi çılgınca bir geceye!
Tekrar söylüyorum, kadınlar gününüz kutlu olsun bol eğlenceler…
SİZİN SESİNİZ
Evet evet, Büyükerşen asılmalı!
Sosyal medyayı çok iyi kullananlardanım, değerlendirenlerdenim.
Cumartesi gecesi sosyal ağlarda; gazete köşemde fotoğrafını paylaştığım bir iletiyi yaymak üzere canhıraş uğraşanlar vardı. İçlerinde tanıdığım isimlerin de bulunan bu paylaşımda hedefteki kişi Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen idi. “Terörist kadın Eskişehirli” diye bir haberi anımsayınız! İstanbul’da vurulan iki kadından birisinin cenazesine katılmak için diğer kentlerden gelenler ellerinde kendi özel flamaları ile fotoğraflanmışlardı. Gözaltına alınıp serbest bırakılmışlardı ya? İşte bütün bunların sorumlusu (yani cenazenin Eskişehir’e getirilmesi-taşınması-törene diğerlerinin de katılması vs) Yılmaz Büyükerşen’dir diye imza kampanyası yürütülüyordu. Bu kampanyayı önce gerçekten şaka (ironi) türünden algıladım. Ama kesinlikle şaka maka değil gerçekti! Doğru yahu dedim kendi kendime doğru, bütün olanların sorumlusu Yılmaz Büyükerşen aslında. Habur kapısında onları törenlerle zılgıtlarla karşılatıp, hemen oracıkta mahkemeleri kurdurmasaydı bunlar olur muydu? Açılımı başlatıp bu denli saçılıma neden olmasaydı bunlar yaşanır mıydı? Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir araç tahsis edip, öldürülen kişinin cenaze törenine gelenleri otobüse doldurup getirten de eminim Yılmaz Hoca’dır! Ve hatta “terörist kadına” özel mezar yeri tahsis eden de o’dur!
Ya bu tröllerin böylesine vicdandan- akıldan-merhametten uzak zavallılıklarını ben anlarım anlamasına da anlayamadığım şu saygın okurlar! Ana muhalefet partisi olacak bu yeni ce ha pe ne zaman hayatın bu kirliliklerini (gerçeklerini) halka doğru dürüst anlatıp UMUT olabilecek?
OZANCA
MEDYA
Vatandaşın karnı aç
Doyurmaz piyango maç
Baldır bacak meydanda
Her kanalda izdivaç
Diziler dizi dizi
Her gün oyalar bizi
Her biri bir entrika
Karartır içimizi
TV denen bu alet
Pompalıyor cehalet
Hele bazı kanallar
Rezalet mi rezalet
Fikret bu yüzden asi
Dökülüyor cilası
Arıyoruz yıllardır
Nerede demokrasi…