Hoca: İhanetlerin en büyüğünü gördüm

ABONE OL:google news abone ol butonu
Videoyu Aç Hoca: İhanetlerin en büyüğünü gördüm
A
a

Başkan Yılmaz Büyükerşen: Ekiplerimi kendim kurdum. Ama bulduklarım içerisinde, benim ideallerime uygun çalışma yapan, can-ı yürekten katkı sunan arkadaşlarım da oldu. Bunların içerisinde ihanetlerin en iyisini gördüm, en büyüğünü gördüm. Hainliğin en büyüğünü gördüm. Kötülüklerin, iftiraların en büyüğünü gördüm. Bu açıdan yalnızlıklarım var.

Dündar Ünlü o vasıfta değil!
Bana göre Dündar Ünlü AKP içerisinde çok aklı başında bir politikacı. Çok beğeniyorum da. Bunu burada açıkça ifade etmekten de katiyen gocunmuyorum, bir Cumhuriyet Halk Partili Büyükşehir Belediye Başkanı olarak. Gerçekten makuliyeti olan birisi ama siyaset yapmak zorundalar. Siyaseti de partilerinin genel stili olarak böyle yapıyorlar ne yazık ki. Ben Dündar Ünlü’nün bazı şeylerini normal karşılıyorum. Yakıştıramıyorum ama biliyorum ki; Dündar Ünlü o vasıfta adam değil, çok daha yukarıda bir insan siyasette. Keşke şehirdeki AKP’li siyasetçilerin hepsi Dündar Ünlü sevyesinde olabilseydi. Makul bir insandır, konuşuyoruz, görüşüyoruz. Görüştüğümüz zaman da söylüyorum, karşılıklı fikir alışverişi yaptığımız zamanlar da oluyor. Oradaki bütün mesele, Türkiye’de mensubu oldukları partinin siyaseti nasıl gidiyorsa, onlar da o siyasetin dışına çıkamıyorlar. Yukarıda AKP kavga çıkarıyorsa, onlar da kavga çıkarma ihtiyacı hissediyorlar. Bunu siyaset yapmanın bir gereği, parti disiplini olarak görüyorlar. Yanlışlık burada. Onların yaptığı herhangi bir işi ‘Benim yaptığım iştir’ diye sahiplendiğimi duydunuz mu şimdiye kadar? Hiç böyle bir beyanatım oldu mu? Aynı Dündar Ünlü ‘Yolları yapacak mısın? Yapmayacak mısın? Cevap ver’ diye açıklama yapmadı mı? Biz de bize düşen yol neyse, hemen yaptık. Çıkıp da bir gün ‘Stadyumu ben yaptım’ dedim mi ben? Orada bir kavşak yapılmış, kavşak süslenirken bizimkiler de tutmuşlar ‘Büyükşehir Belediyesi’ yazısını koymuşlar. Benim haberim bile yok. Görmem de zaten o kadar detayları yapılanlarda. Bana sorarsan yapanlar işgüzarlık yapmışlar. Nitekim haberdar olduğum zaman, ‘Kaldırın onu yahu, öyle yazı mı olur? Bu kavşağa tabela konur mu?’ dedim.
 
Proje doğru, yeri yanlış
Demiryolunun üzerindeki göbek. Benim sorumluluğumda olan bir kısım, orayı öyle mi bıraksaydım? Elbette oraya göbek yaptık, çiçek yaptık falan. O bana ait bir yol. Çıkıp da ‘Biz yaptık ama o ben yaptım dedi’ desinler. Ben ne demişimdir? Bazı işleri yapılmadan evvel doğruysa ‘doğru’, yanlışsa ‘yanlış’ demişimdir. Olay bu. Yanlışı da söyledim, “Stadyum buraya yapılmaz” dedim. Demedim mi? 33 bin kişilik stadyum. 33 bin kişi alacağını var sayıyoruz. Aslında 20-25 bindir Eskişehir’deki spor meraklısı, futbol maçına giden kişi sayısı. Büyük yapılmıştır, doğrudur. Çünkü gelecekte nüfus artacaktır, maça giden insan sayısı artacaktır. Ama yeri yanlıştır. Yanlış olduğunu, yol meselelerinin çözülemeyeceğini söyledik. Bunu söylemek, sahiplenmek değil herhalde o stadyumu. Halbuki asıl yeri, bizim planlarımızda Anadolu Üniversitesi Havaalanı’nın kuzeyinde, Muttalip tarafında meralar vardı. Meralar hazine malıdır ve hayvanlar otlanır. Artık Muttalip’te hayvancılık yapılamaz çünkü şehrin mahallesi olmuştur. Bir de Kuzey Çevreyolu geçecektir Muttalip’in arkasından, Bozdağ eteklerinden. Oradaki meralar, Toprak Komisyonu toplanıp, ‘Mera vasfı kalmamıştır’ dediği anda değerlenecek yerlerdir. Bir stadyumun oraya yapılmasında fayda vardı bizim düşündüğümüz planda. Neden oraya yapılmasını istedik? Anadolu Üniversitesi’nin Beden Eğitimi ve Spor Meslek Yüksekokulu orada, terirleri orada. Basket maçları orada, uluslararası değerde bir salonda yapılıyor. Havaalanının bitişiği. Şehir merkezine beş dakika mesafede. Köprübaşı’ndan çıkın, on dakikada gidersiniz oraya. Çevreyoluna yakın olduğu için, diğer şehirlerden maç izlemeye gelenler de kolay ulaşabilecek. Trafikte sorun yaratmayacak bir yer. Hatırlayın, topraklarını alıp da ay yüzeyine döndürdükleri, kiremit için oydukları yerler var. Oraları ‘Spor Köyü yapalım’ dedik. Çin’e gittik onun için, Çin’deki Olimpiyat Stadı’nı inceleyelim, öyle bir yer yapalım diye. O kazılan yerlerin zeminlerinde kil tabakası çıktığı için, buraları da göletçikler yaparız, ağaçlandırırız, aralara bungalowlar koyarız, sadece Eskişehirspor değil, diğer takımların da kamp yapabilecekleri bir spor köyü haline getirilebilir diye düşündük. O alan o kadar geniş bir alan ki; sporin bütün dalları için kapalı ve açık tesisler yapılabilir. Arazi olarak da bedavaya gelir. Hatırlayınız, Kadir Çalışıcı da orada bir stadyumu yapmak için ihaleye çıktı. Fakat sonra ihaleyi iptal etti. Sizler de sordunuz, ‘Neden iptal edildi?’ diye. ‘Bir stadyumun değerinin kaça çıkacağını görmek için yaptım’ diye bir cevap verdi. Halbuki baskı yaptılar ‘Olmaz orası’ diye. Neden, bizim planımızda akli olan, doğru olan yer gösterilmişti. O bölgenin, Muttalip ve çevresinin değerlenmesine yol açacaktı orası. Ama; inat! Kalktılar, gittiler Sazova’daki yeri yaptılar. Ulaşım sorunu çıkar, giderken taraftar 2-3 saat önce gidiyor. Gidişte pek trafik problemi olmaz gibi görünüyor. 33 bin kişinin dağıldığını düşünün ileride, nereye gidecekler? Sazova’daki parkın önünden Çamlıca Mahallesi’ne giden köprünün oraya kadar olan alanda otopark yaptık.  Öbür tarafta yolun bize ait olan kısmını yaptık, Tepebaşı kendine ait olan yolu yaptı. Nereden biz sahip çıkmışız? Bunu anlayamıyorum. Gocunan bir karakterleri var.
 
Rüzgarı da kesti
Doğru yapılana ‘Doğru’. Süper Kent hikayesinde ‘Evet’ dedik, o da kabahat oldu. Halbuki, stadı oraya yaptılar bize zararı dokundu. Kütahya yönünden, Ege’den gelen ters rüzgarlar olur. Sazova parkında optimist eğitimi de veriyorduk, yelken kullanma. Şimdi rüzgar kesildi, o eğitimi veremiyoruz. Ben orayı yaptım ya, onlar daha büyük bir tesisi orada yapacaklar. Yapsınlar, ne güzel. Ancak övünmek düşer bize. Aynısı Türk Dünyası hadisesinde. O meşhur kavuğu yaptılar, neden? Bizim Bilim Deney Merkezi’ndeki Uzayevi küresi var ya, ondan daha büyük bir şey yapacaklar. Dahası var, Osmangazi Üniversitesi’ne tam yolun üzerinde, kavşağa bir cami yaptılar. Halbuki bana göre biraz daha kampusun içerisinde olmalıydı, bütün fakültelerin kolaylıkla gelebileceği bir yere. Şato’nun kuleleri var ya, onlar da oraya büyük minareli, büyük kubbeli bir şey yapacaklar. Böyle bir garip, anlaşılmaz rekabet dürtüleri var içlerinde. Yahu; sen yapmışın, ben yapmışım. Bu şehre yapılmış. Buna gerek yok.
 
Psikolojik rahatsızlıkları var
Mesela Türk Dünyası’nda da, giden Vali iyi ki gitti. Ben bunca yıldır bu şehirde yaşıyorum, onun Eskişehir’deki valiliği, tarih boyunca ayrı bir yer işgal edecektir Eskişehir haritası üzerinde. Yaptıklarıyla ayrı bir yeri olacaktır Eskişehir tarihinde. Fazla da bir şey söylemek istemiyorum, arkasından konuşmak gibi olmasın, öyle de sayılmasın bu söylediklerim. Yanlış üstüne yanlış yapmış, Türk Dünyası Kültür Başkenti gibi bir büyük imkanı Eskişehir’e kaçırttırmıştır. Ne yapayım? Yaparsa yapar birader! Vilayeti, hizmet açısından Belediye ile yarışa soktular. Belediye’nin fonksiyonları başka, Valilik’in fonksiyonları başka. Psikolojik rahatsızlıkları var. Tıpta ismi vardır bunun ama bilemiyorum, tıpçılar daha iyi bilirler o davranış biçimlerini.
 
Otobüs sırasında en sona kaldık
Katkı sağladıkları hizmette ‘hayır’ deseler, kamuoyundan büyük bir tepki ile karşılaşacaklar. Otobüs alımı, halkı ilgilendiriyor. Ben şimdi ne yapıyorum biliyor musunuz? Açık açık ilan ediyorum; Belediye Başkanlığım süresince, ‘Hayır’ demek suretiyle engellediklerinin suretini döküyorum. Kitap halinde basacağım ve yayınlayacağım. İddiaları karşısında benim için yapacak başka bir şey yok, ne yapayım? Bunu Eskişehirlilere duyuracağım. Hangi konular geldi, hangisini engellediler, ‘hayır’ dediler. Küçük bir kitapçık olur. ‘Hayır’ dedikleri projeler yapılsa lehlerinde mi olur, aleyhlerinde mi olurdu? Kararı Eskişehirlilere bırakacağım. Bazı şeyleri gördüğünüzde inanamazsınız. ‘Otobüse de biz izin verdik’ diyor. Yahu geçen yıl dedim ki; ‘Gelin şu kararı verin, fiyatlar artar, döviz artacak gibi görünüyor’. 2015’in Aralık ayında söyledim bunu. ‘Hayır’ dediler ‘Ocak’ta alacağız’. Peki… Ocak’a geldik, ‘Hayır’ dediler, ‘Şubat’ta alacağız’. Şubat’ta getirdik, ‘Mart’ta alırız’. Aldılar, aldılar geldiler, şimdi 100 otobüs alacağımıza, 80 otobüs alabiliyoruz ancak yeni fiyatlar nedeniyle. Sıra olarak da en sona kaldık. Aslında Dündar Bey bunları biliyor. Ama ne yapsın ki; Meclis’te böyle şeyler oluyor.
 
İhanetlerin, kötülüğün
en büyüğünü gördüm
 
Ekiplerimi kendim kurdum. Ama bulduklarım içerisinde, benim ideallaerime uygun çalışma yapan, can-ı yürekten katkı sunan arkadaşlarım da oldu.
Bunların içerisinde ihanetlerin en iyisini gördüm, en büyüğünü gördüm. Hainliğin en büyüğünü gördüm. Kötülüklerin, iftiraların en büyüğünü gördüm.
 
Trafiğin çözümü var
Türkiye’de trafikten yakınmayan insan var mı? Dünya’da trafik her zaman sorundur. Ama çözümleri var, çözüm buluyorlar. 1,5 yıldır İstanbul Teknik Üniversitesi, Osmangazi Üniversitesi ile beraber 30 bin Eskişehirliyle görüştüler, kavşaklarda incelemeler yaptılar, ölçümler yaptılar, belli tablolar hazırladılar. “2035’e kadar nasıl bir çözüm getirilmeli ki trafik rahatlasın?” sorusuna cevap aranıyor. ‘Tek merkezli büyümüş’ diyorlar. Akılcı yolları sıraladılar gerçekleştirilen çalıştayda.
 
Cennete gidecekleri şüpheli
Tramvayları sipariş ettik, Haziran’dan itibaren birer ikişer gelmeye başlayacaklar. Fakat bir iki seneyi bulur. Bunun dışında, nereye tramvay götürülecek? Bizim belediye olarak kafamızda birkaç yer var, ama sadece bizim kafamızda olması yetmiyor. İlla bir bilim kuruluşunun bunun hesabını, kitabını yapması lazım. Trafik bir mühendislik işi. Şehirlerarası ulaşımı kaldırmak için, Kuzey Çevreyolu’nu yapmak zorundayız, Güney Çevreyolu’nu yapmak zorundayız. Bunu Ulaştırma Bakanlığı yapacak.  Demek ki önce Teksan’a daha sonra Sultandere’ye doğru gidebiliriz. Kampus Hastane de bu bölgeye geliyor. Benim teklifimdi, benim teklifim olduğundan itibar etmediler. Banliyö trenleri Hasanbeyli ve Bozüyük’e çalışsa, trafik hafiflemez mi? Çözüm ortada. Bunu Hoca teklif etti diye kabul etmeyen arkadaşlar, Hoca cennete gider mi gitmez mi bilmem, ama bu arkadaşların gidecekleri biraz şüpheli. Allah’ın verdiği aklı kullanmadıkları için yanlış olur.
 
Hangi parayla, hangi kadroyla?
Ben çekilirim, benim için sorun değil. Ben yapacağımı yaptım, yapamadıklarımı yaptıklarıma sayarsınız. Ama daha yapacaklarım da var, onu da söyleyeyim. Yoruldum belki ama sıkılmadım. Allah ömür verirse, siz görürsünüz, ben de belki kafamda yapmak istediğim bazı fikirler var, onları yaparım. ‘Hiç bir şey yapmadı’ diye bağıranlar var içerisinde. Biraz zoru var arkadaşlarımızın yukarıdaki rahleden. 544 tane köyü mahalle yaptınız. Onların yollarıyla uğraşıyoruz. 91 yıldır gitmeyen hizmeti 4 yılda götürebilir misiniz? Hangi parayla, hangi kadroyla? Kadro isteriz vermezler, ‘verilmiş kardolara adam atayalım’ desek ‘Hayır’ diyorlar Meclis’te. Peki ben kimle yapacağım kardeşim bunları?
 
Kavun değil ki koklayasın
Ben formalite icabı gerekli olmadıkça, hiçbir makama talip olmadım. Her makama beni getirdiler, ‘Olmaz’ demedim, yapabileceksem geldim. Yapamayacağım şeylere de ‘Olmaz’ dedim. Onları da biliyorsunuz, neleri reddettiğimi. Parti genel başkanlıklarından, başka şeylere kadar. Zikretmek istemiyorum, çünkü dedikoducular için malzeme oluyor. Bulunduğum her makamda, her görevde arkadaşlarım oldu. Ekiplerimi kendim kurdum. Kurarken, bana faydalı olacakları buldum, kendim seçtim. Siyaset de dahil. Bunun aksini söylemek mümkün değil. Ama bulduklarım içerisinde, benim ideallaerime uygun çalışma yapan, can-ı yürekten katkı sunan arkadaşlarım da oldu. Bunların içerisinde ihanetlerin en iyisini gördüm, en büyüğünü gördüm. Hainliğin en büyüğünü gördüm. Kötülüklerin, iftiraların en büyüğünü gördüm. Bu açılardan bakacak olursanız, yalnızlıklarım vardır. Bunların içerisinde öğrenciliğinden elinden tutup yetiştirdiğim, yukarılara benim tarafımdan getirilmiş arkadaşlarım oldu. Beni görünce saygıdan ne yapacaklarını şaşıranlar vardı, etrafa karşıymış onlar. ‘Her tuttuğu yeşilleniyor’ diyen arkadaşlarım oldu. Ama aynı arkadaşlarım, belli yerlere kendileri benden sonra gelince, ihanetlerini gördüm. Hainliklerini gördüm. Hatta öyle ki; o hainliklerinden sonra geldiğim görevlerde, benim aleyhimde çalışmak için milyonlar harcayanlar oldu. Ne yazık ki böyle. Üzgün değilim yalnız, adamları seçerken yanılmış olduğumu düşünüyorum. Ama ne yapayım kardeşim? Kavun değil ki koklayalım. Bir atasözüne sığınıyorum, ‘İnsanoğlu çiğ süt emmiş’ derdi babaannem. Çiğ süt emmişler onlar. Halbuki, beni bir okul gibi görebilirlerdi.
 
Boşuna yırtınmasınlar
Bana bir tane hayvanat bahçesini kapatmış ülke söyleyin. Eğitim fonksiyonunun bir parçasıdır, nesli tükenen hayvanları sağlıklı bir şekilde yetiştirmek için gereklidir. Boşuna yırtınmasınlar. O hayvanat bahçesi yapılacak, çocukların, halkın hizmetine sunulacak. Boşuna yırtınıyorlar, hiç yormasınlar kendilerini. Yazık oluyor.
 
Ben de bilmiyorum
Cumhuriyet Halk Partisi’nde neler oluyor? Ben de bilmiyorum. Benim particiliğim yok biliyorsunuz, partiyle sık temaslarım da yok. Eskişehir’in siyasetini görüyorum. Eski yapılar devam ediyor.  
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi