Uzun zamandır polemiklere neden olan bir konu. Atatürk hangi takımı tutuyordu.
Özellikle Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş bu konuda iddialı açıklamalar yapsa da gerçekler oldukça farklı.
Son yıllarda görsel ve yazılı medya tarafından sıkça ısıtılıp servis edilen “Atatürk hangi takımı tutuyor?” polemiği zaman zaman bazı tartışmalara yol açıyor…
Başta Galatasaraylı “İnan Kıraç”, Atamızın 23 Galatasaraylı ile Cumhuriyeti kurduğunu, bunun doğal sonucu olarak da Galatasaraylı olduğunu ifade ederken, Fenerbahçeliler karşı atağa geçerek, “Atatürk”ün katıksız Fenerli olduğunu, çünkü müzelerindeki şeref defterinin “Yüce Önder” tarafından çeşitli zamanlarda övgü dolu sözlerle onurlandırıldığını, bu durumun Atamızın Fenerbahçeli olduğunun açık bir delili olduğunu söylüyorlar…
Bu sevda yarışının dışında kalmak istemeyen Beşiktaşlılar da yıkılan tarihi “İnönü Stadı”nın en mutena köşesine Atamızın ışıklandırılmış dev panosunun altına “EN BÜYÜK BEŞİKTAŞLI O” sözcükleriyle “Atatürk” ü sahiplenmenin çok şık bir örneğini vermişlerdi…
* * *
Birçok kulübümüzün “Atatürk”ü sahiplenme yarışı saygı duyulacak bir davranıştır. Onun ötesinde bugün statları dolduran on binlerce futbol taraftarının hep bir ağızdan “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” tezahüratlarıyla statları inletmeleri, genç nüfusun Ataya olan sevgi ve şükran duygularını açıkça yansıtmaktadır…
Ülke tarihinin en büyük destanlarından biri olan, hatta Kurtuluş Savaşına kazanma ruhunu aşılayan Çanakkale zaferinde İstanbul’un Türk İdman Ocağı, Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe gibi asırlık kulüplerinin yüzlerce sporcusunu şehit verdiği tarihi kaynaklarda açıkça yazar…
Çanakkale Zaferi’nin ve devamında Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında başta şehitlerimiz ve gazilerimiz olmak üzere kuşkusuz her kuruluşun, her kurumun, her ferdin büyük katkısı vardır. Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder “Mustafa Kemal Atatürk”ü bir kulübe mal etmek onun manevi şahsına yapılacak en büyük kötülük olur. O, kuşkusuz bütün kulüplerimize eşit mesafede olmuştur…
Zaten adı “Türkiye Futbol Tarihi” olan bir internet sitesinde spor tarihçisi “Mehmet Yüce” bu konuya fevkalade açıklık getirmiş ve bakın neler yazmış…
* * *
Mustafa Kemâl Hangi Takımı Tutardı?
Süreç içinde takip edildiğinde namı önce Mustafa Kemâl Paşa sonra Gazi Hazretleri bilahare Atatürk olan Cumhuriyetin kurucusu ve ilk reis-i cumhuru Gazi Mustafa Kemâl Atatürk takım sporlarından ve kulüpçülükten çok haz etmezdi.
Kulüplerle İlişkisi:
1923 senesinde Trabzon İdman Grubu'nun fahri reisi olmayı kabul eden Gazi, ayrıca İzmir'de Karşıyaka ve Altay; İstanbul'da Fenerbahçe kulüplerini ve Galatasaray Lisesi'ni ziyâret etmişti. 1932 senesinde Fenerbahçe kulübü yandığında maddi destekte bulunmuştu.
Bir ara ikamet ettiği Akaretler sebebi ile de Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nü ve sporcularını görme şansı oldu.
Ankara'da Muhafız Gücü kulübünün kuruluşunda aktif rol oynayan Mustafa Kemâl, Galatasaray'dan ayrılanların kurdukları Ateş-Güneş kulübünün adını bizzat Güneş olarak değiştirdi ve bu kulübü ziyaret etti.
Güreş ve kürek sporuna düşkün olan Gazi Mustafa Kemâl, Galatasaray kulübünün de tedarik ettiği futalar ile Florya'da kürek çekti.
“Mustafa Kemâl'in şimdiye kadar yaptığım araştırmalar neticesi yukarıda bahsi geçen meşhur herhangi bir kulübe sempati duyduğunu gösteren emareye rastlamadım.” Onun yakın ilişki içinde bulduğu kulüpler zamanında İş Bankası İstanbul Şube müdürlüğüne getirdiği ve Denizcilik Bankası'nı kurması için görevlendirdiği, başkanlığına da en yakın arkadaşlarından Cevat Abbas Bey'i getirdiği Yusuf Ziya (Öniş)'in kulübü Güneş ve kuruluşunda bizzat yer aldığı Muhafızgücü'dür.
Özetle; Atatürk -eğer bir kulübe sempati beslemişse de- hangi kulübe sempati duyduğunu hiçbir vakit belli etmeyecek kadar akıllı bir liderdi. O, fotoğraflarda görüldüğü üzere ferdi sporları, kürek çekmeyi ve yüzmeyi çok severdi...
Bırakın galibiyeti gol bile atamadık
Türkiye Futbol Federasyonu tarafından A Milli Takımımızın, 2016 Avrupa Şampiyonası hazırlıkları kapsamında 22 Mayıs 2016 Pazar günü İngiltere'yle bir hazırlık maçı yapacağı açıklandı.
Bilindiği gibi A Milli Takımımız tarihinde ilk maçını 26 Ekim 1923’te İstanbul Taksim Stadı’nda Romanya ile yaptı. Romanya’dan Ganzel ve Tritsch’in attığı gollere Zeki Rıza Sporel’in 2 golüyle cevap veren Türkiye bu maçta sahadan 2-2 beraberlikle ayrılmıştı.
Bu kısa bilgiden sonra gelelim İngiltere’ye. Bu ülke ile A Milli Takımlar düzeyinde yaptığımız kısa araştırmada ilginç sonuçlarla karşılaştık. 1923 tarihinde ilk maçını Romanya ile yapan Milli Takımımız İngiltere ile tam 61 yıl sonra karşı karşıya gelir.
14 Kasım 1984 tarihinde İnönü Stadı’ndaki ilk karşılaşma 8-0 gibi bir hezimetle sonuçlanır. Ve İngiltere ile bu güne kadar tamamı resmi olmak üzere 10 maçta karşı karşıya geliriz. Bu maçlardan 8’ini İngiltere kazanırken 2’si beraberlikle sonuçlanır. Asıl ilginç olan ise bu maçlarda İngilizlerin 31 golüne karşılık henüz hiçbir futbolcumuz İngiliz filelerini havalandırmaya muvaffak olamamıştır.
Kalemizde gördüğümüz 31 golün 13’ünü Yaşar Duran, 8’ini Fatih Uraz, 6’sını Hayrettin Demirbaş, 2’sini Engin İpekoğlu, 2’sini Rüştü Reçber yerken, filelerimize 6 gol bırakan İngiliz futbolcu Gary Lineker 31 goldeki en yüksek rakama ulaştı.
TÜRKİYE-İNGİLTERE MAÇLARI
14.11.1984 Türkiye 0 – 8 İngiltere
16.10.1985 İngiltere 5 – 0 Türkiye
29.04.1987 Türkiye 0 – 0 İngiltere
14.10.1987 İngiltere 8 – 0 Türkiye
01.05.1991 Türkiye 0 – 1 İngiltere
16.10.1991 İngiltere 1 – 0 Türkiye
18.11.1992 İngiltere 4 – 0 Türkiye
31.03.1993 Türkiye 0 – 2 İngiltere
02.04.2003 İngiltere 2 – 0 Türkiye
11.10.2003 Türkiye 0 – 0 İngiltere
Haftanın Portresi
Ahmet Bilek
1932 yılında Manisa’nın Kula İlçesiınde dünyaya geldi. Çocukluğu doğduğu topraklarda geçti. Ufak tefek fiziğine rağmen umulmadık güçlü bir bünyeye sahipti…
Güreş sporuna olan özel ilgisi ve yeteneğinden dolayı küçük yaşlarda güreşe başladı. Eğitiminin yanı sıra güreş sporunu da başarıyla yapıyor rakiplerinin sırtını bir bir mindere yapıştırıyordu.
İzmir’in Buca İlçesi’ne bağlı adı sonradan Şirince olan dönemin efsane eğitim kurumlarından “Kızılçullu Köy Enstitüsü”nden başarıyla mezun oldu.
1953-54’lü yıllarda Eskişehir’e tayini çıktı. Bir taraftan Eskişehir Demirspor Kulübü’nde güreş hayatını sürdürüyor, diğer taraftan Muttalip Bölgesindeki köylerde öğretmenlik yapıyordu.
Ne var ki; Ahmet Bilek görev yaparken bile farklı bir köy öğretmeni profili çiziyordu. Sırtında Ay-Yıldızlı eşofmanıyla küçük minderleri yan yana getirerek uydurma bir minder üzerinde köy çocuklarına güreş öğretmek en büyük hobisi olmuştu…
Muttalip bölgesinde öğretmenliğe adım atarken aynı zamanda Eskişehir Demirspor Kulübü’nde sürdürdüğü güreş yaşamıyla da bu sporun doruklarına tırmanmaya başladı…
Cumhuriyet tarihinde Köy Enstitülerinden mezun olan tek altın madalyalı güreşçi olan “Ahmet Bilek” 1953 Dünya Şampiyonası’nda Napoli’de 52 kg. Greko-Romen’de gümüş, 1955 Akdeniz Oyunları’nda Barcelona’da yine Greko-Romen dalında altın madalya aldı.
1959 Dünya Şampiyonası’nda Tahran’da 52 kg. serbest stile geçen“Ahmet Bilek” önce gümüş, sonrada 1960 Roma Olimpiyatlarında aynı kiloda kazandığı altın madalya ile güreş dünyasının zirvelerine çıktı…
1960 Yılından sonra “Mithat Bayrak, Müzahir Sille” gibi arkadaşlarıyla birlikte kariyerine Almanya’da devam eden “Ahmet Bilek” 1970 yılında henüz 38 yaşında iken bir bunalım sonucu yine bu ülkede hayatına son verdi…
Büyük güreşçinin naaşı Eskişehir’e getirilerek Odunpazarı Asri Mezarlığı’nda çok kalabalık bir katılımın gözyaşları arasında, şampiyonlara yakışan bir törenle toprağa verildi…
Spor tarihimizde hâlâ aşılamamış bir başarı olan 1960 Roma Olimpiyatlarından altınla dönen yedi güreşçimizden biri olarak hem spor tarihimizde, hem de gönüllerdeki yerini aldı…