Artan yoksulluk ve ekonomik kriz, Türkiye’de gıda zehirlenmelerini yükseltiyor. Eskişehir Bilecik Tabip Odası, sağlıklı gıdaya erişimdeki ihmal zincirinin çocuklar ve yoksul aileler için ölümcül sonuçlar doğurduğunu vurguluyor. Uzmanlar, denetim eksikliği ve şeffaf veri yokluğunun halk sağlığı krizini derinleştirdiğini belirtiyor.
Türkiye’nin farklı illerinden gelen ve ölümle sonuçlanan gıda zehirlenmeleri haberleri tüketicileri endişelendirmeye başladı. Artan gıda zehirlenmelerine ilişkin Anadolu Gazetesi’nden Meltem Karakaş’a konuşan Eskişehir Bilecik Tabip Odası (EBTO) Yönetim Kurulu Üyesi Doktor Birtürk Özkavak, “Artan yoksulluk ve alım gücündeki düşüş, ucuz ve düşük kaliteli ürün tüketimini artırmış, saklama, taşıma ve hijyen koşullarını kritik biçimde kötüleştirmiş, küçük işletmeleri riskli yöntemlere yöneltmiştir. Bu süreçte en çok zarar görenler: Yoksul aileler, çocuklar, işçiler, turistik bölgelerdeki tüketiciler olmaktadır” dedi.
“HALKIN YAŞAM HAKKI TEHLİKEDE”
“Halkın yaşam hakkı tehlikede” diyen Özkavak, “Türkiye'nin farklı illerinde son haftalarda art arda yaşanan gıda zehirlenmeleri; münferit değil, sistemik bir halk sağlığı sorunu olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Adıyaman, Sakarya, Rize ve İstanbul'da yüzlerce kişi hastanelere başvurmuş; Otel odasında ilaçlama sonucu zehirlenmesi bir ailenin tüm fertlerinin kaybı vicdanlarda infial yaratmıştır. İstanbul'da 12 yaşındaki bir çocuğun yaşamını yitirmesi, sağlıklı gıdaya erişimdeki ihmal zincirinin çocuklar için ölümcül sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir. Yetkisiz ve denetimsiz böcek ilaçlaması, tarım ilaçlamaları turizmden şehir yaşamına kadar her alanda halk sağlığını hedef alan kontrolsüz bir kimyasal tehdidin kapımıza dayandığını göstermektedir” diye konuştu.
“DENETİMLER YETERSİZ”
Çiftlikten çatala uzanan gıda zincirinde denetimlerin yetersiz olduğunu söyleyen Özkavak, “Bu tablo, yalnızca denetim eksikliklerinin değil; ekonomik kriz, kurumsal zafiyet, uluslararası standartlara uyumsuzluk ve piyasalaştırma politikalarının birleştiği çok boyutlu bir kamu sağlığı krizi olduğunu işaret etmektedir. Çiftlikten çatala uzanan gıda zincirinin herhangi bir halkasında kamusal denetim yeterince çalışmadığında sonuç hastalık, sakatlık ve ölüm olmaktadır. Bu vakalar, birinci basamak çevre sağlığı hizmetlerinin tasfiyesi, denetimin çok başlı hale getirilmesi, eğitimsiz ve belgesiz personelle yürütülen tehlikeli işlemler ve şeffaf olmayan idari yapı nedeniyle yaşanmaktadır” şeklinde konuştu.
“UCUZ VE DÜŞÜK KALİTELİ ÜRÜN TÜKETİMİ ARTTI”
Ekonomik kriz nedeniyle işletmelerin riskli yöntemlere yöneldiğine dikkat çeken Özkavak, “Artan yoksulluk ve alım gücündeki düşüş, ucuz ve düşük kaliteli ürün tüketimini artırmış, saklama, taşıma ve hijyen koşullarını kritik biçimde kötüleştirmiş, küçük işletmeleri riskli yöntemlere yöneltmiştir. Bu süreçte en çok zarar görenler: yoksul aileler, çocuklar, işçiler, turistik bölgelerdeki tüketiciler olmaktadır” dedi.
“GERÇEK VAKA SAYISI RAPORLANANLARIN 10 KATI OLABİLİR”
Şeffaf verinin önemine dikkat çeken Özkavak, “Türkiye'de gıda kaynaklı hastalıkların izlendiği bütüncül ulusal kayıt sistemi yoktur. Bildirimler büyük oranda eksiktir. Gerçek vaka sayısının raporlananların 10 katı olabileceği tahmin edilmektedir. 2000'li yıllardan bu yana belediyelerin denetim yetkileri sistematik şekilde azaltılmıştır. Gıda denetiminin önemli bir ayağı olan Birinci Basamak Sağlık Kurumları tarumar edilip parçalanmış denetim parçalanmış etkisizleştirilmiştir. Yerel düzeyde hızlı müdahale halk sağlığının en temel güvencesidir. Bilgi Kirliliği ve Medya Manipülasyonu, Piyasaya bağlı bilgi üretimi, sosyal medya manipülasyonu ve bilim dışı yorumlar; halkın doğru bilgiye erişimini engellemekte, paniği ve hatalı tüketim davranışlarını artırmaktadır. Okul kantinlerinde denetim yetersizdir. Taşımalı eğitim yemeklerinde zehirlenmeler artmaktadır. Yoksul bölgelerde çocuklar yüksek riskli sokak gıdalarına maruz bırakılmaktadır. Çocukların yediği ekmekten, gençlerin içtiği kahveden, otel odasında solunan nefesten artık emin değiliz” diye konuştu.
“HALK SAĞLIĞININ OLMADIĞI BİR ÜLKEDE SAĞLIK SİSTEMİNDEN SÖZ EDİLEMEZ”
Eskişehir Bilecik Tabip Odası'nın acil taleplerini sıralayan Özkavak, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Yerel yönetimler yeniden yetkilendirilmeli, çevre sağlığı ve gıda güvenliği yeniden birinci basamakta entegre edilmelidir sahada hızlı ve etkin denetimler yapılmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın laboratuvar ve saha kapasitesi acilen artırılmalıdır. Gıda zincirinin tüm aşamaları şeffaf ve izlenebilir hale getirilmelidir. Çocuklar için ücretsiz, sağlıklı, kamusal beslenme programları başlatılmalıdır. Denetim personeli artırılmalı; HACCP ilkeleri tam uygulanmalı ve kayıtlar kamuoyuna açık olmalıdır. Cezalar caydırıcı hale getirilmeli; tüm uygunsuzluklar ulusal veri tabanında yayımlanmalıdır. Artan toplu zehirlenmeler; yıllardır süren yanlış politikaların, ekonomik baskıların ve kurumsal yetersizliklerin acı sonucudur. Halk sağlığının olmadığı bir ülkede sağlık sisteminden söz edilemez.”
Kaynak : HABER MERKEZİ