Minik Derya Nehir’im, elindeki müzikli kitabının sayfalarını çevirdikçe, o bilindik çocuk şarkısının sesi duyuluyor...
Yaz geldi çiçekler açtı,
Arılar hep çalıştı...
Arı, vız vız vız,
Arı, vız vız vız diye çalışır.
Yaz gelmedi, ama çiçekler açtı... Kış da gelmedi zaten bir türlü... Herkesin ağzında aynı laflar, “böyle bir kış görmedik”… Bir yanda çiçeklenen ağaçlar, bir yanda tarlada yağmur, kar bekleyen ekinler boşalan barajlar… Müjde… Havalar soğuyor, yağmur, kar geliyor... Ama yine afet olacak, sel olacak, fırtına olacak, dolu seralara, ekinlere, meyve ağaçlarına zarar verecek. Diğer yandan çiçeklenen ağaçlar soğuk hava nedeniyle zarar görecek. Bu neredeyse baharda gelen kış havası, yağışlar, kurtaracak mı bizi bu yaz susuzluktan? Belki.. Ama barajlar dolacak mı? Hayır… Bir kere bozuldu dengesi dünyanın. Olacak… Sel de olacak, fırtına da olacak, kuraklık da olacak… Bu yaz, hem susuz, hem tarımsal ürünlerin fiyatının yüksek olduğu bir yaz olacak… Ama endişem ülkemizde her geçen yıl, bir önceki yıldan biraz daha sıcak, biraz daha kurak olacak. İnsanoğlu ektiğini biçiyor. Hani bir laf vardır ya, rüzgar ekersen, fırtına biçersin. Biz geçtiğimiz 50 yılda ektiğimizi biçiyoruz. Küresel iklim değişiklikleri dünyanın her yerini farklı şekilde etkiliyor. Filipinler’de kasırga oluyor, Amerika’da, Çin’de buzul çağı yaşanıyor, ülkemizde, başka birçok yerde tarihin en yüksek ortalama sıcaklıkları görülüyor. Şimdi ne yazık ki, fırtına biçme zamanı...
.............................................
Endüstri devriminden sonra insanoğlunun yaşam şeklinde, alışkanlıklarında, yaşam alanlarında, yaklaşımlarında önemli değişiklikler yaşanmaya başlandı. İşte bunlardan biri, o güne kadar insanoğlu yaşam alanları ve diğer kullanımları için yer seçerken, doğadan korunma içgüdüsüyle, mümkün mertebe doğanın özelliklerini dikkate almaya çalışmış... Örneğin sıcaktan ya da soğuktan korunmaya çalışmış, selden, depremden korunmaya çalışmış, çevreden gelecek tehlikelere karşı çevrenin özelliklerini yaptığı çalışmalarda, yapılarda esas almış... Örneğin böylece doğru yönlendirmeyle gün ışığından daha fazla yararlanmış, soğuklardan, aşırı sıcaklardan daha az etkilenmiş... Ama ne olduysa endüstri devrimiyle olmuş. O günden sonra endüstrileşmeyle insanoğlu daha önce kontrol edemediği çevrenin özelliklerini kontrol etmeye başlamış. Soğuklardan korunmak için daha kolay ısınmasını sağlayacak sistemler geliştirmiş, aydınlatmayı elektrik ile sağlamış, endüstrisi ve teknolojisiyle inşa ettiği şehirleri doğadan gelecek tehditlere karşı daha güvenli kılabilmiş. Teknolojisi ve sanayisiyle kontrol edebildiği çevrenin özelliklerini eskisi gibi dikkate almaktan vazgeçmiş... Sanayileşmesini doğaya karşı bir silah gibi kullanmış ve yaptıklarını çevreye rağmen yapmış... Sanayileştikçe daha da fazla bir kibire kapılmış, doğayı, çevreyi kontrol edebileceğini sanmış. Ettik de... Ancak bir şeyi dikkate almadık... Onu kontrol edebilmek için daha fazla enerji kullandık, daha fazla fosil yakıta ihtiyacı duyduk ve neticesinde daha fazla karbon emisyonuna yol açtık. İşte böylece bugün yaşadığımız iklim değişikliklerine biz neden olduk. Yani o doğaya rağmen, çevreye rağmen bir şeyleri başarabilmenin kibriyle, rüzgar ektik...
.........................................
Sosyal medyada geçen hafta Norveç’te çekilmiş bir kısa film yayıldı. Küçük bir çocuk, soğukta otobüs durağında üzerinde sadece bir kazakla bekler, üşürken, etrafını saran insanların onu soğuktan koruma çabası görülmeye değer. Herkes soğuğa rağmen üzerindekileri çocuğa vermeye çalışıyor. Birden ülkemdeki eski günler geldi aklıma... Eskiden bizde de işler böyleydi, diye düşündüm. Komşunun komşusunun külüne muhtaç olduğu günlerde. Biz geliştik, çağ atladık, muasır medeniyetler seviyesine geldik... Ama bakıyorum da, doğamızda olan bir özelliğimizi, yardımlaşmayı, birbirimizi kollamayı, alışveriş merkezlerine, tüketime, daha büyük evlere, daha güzel otomobillere, gelişmeye, küreselleşmeye feda ettik... Bugün çocuklarımın geleceğinden endişe eder hale geldim. Bazı şeyler ya değişmeli, ya değişmeli... Yoksa onları çok parlak bir gelecek beklemiyor. Dünyanın hiç bir yerinde çocukların aşsız, susuz, evsiz, umutsuz ve sevgisiz kalmadığı bir dünya hayaliyle herkese iyi haftalar dilerim...