Sevgi Pekaydın İstanbul’da yaşayan, tutuklu gazetecilere destek ve sanata karşı olan zihniyete karşın sanatçılar oluşumunda da yüreğini ortaya koyan bir Cumhuriyet kadınıdır. Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da yapılan bir etkinlikte tanışmıştım kendisiyle. Es Tv’de 19 Mayıs kutlamasını yapmak üzere canlı yayında olmaları için tanıdığı sanatçı dostlarından birisinin “Kent Ozanı” programına konuğumuz olması adına aracı olmasını rica etmiştim. Levent Kırca ve Tarık Akan’ın telefon numaralarını verdi sağ olsun. Tarık Akan’ı arayıp: “Merhaba Tarık Bey, ben Eskişehir’den arıyorum sizi, ismim Şinasi Kula. Es Tv ve Anadolu Gazetesi’nden…” sözümü tamamlayamadan konuşmaya başladı hızlı biçimde: “Canım ben hiçbir zaman ve biçimde televizyon programlarına katılmıyorum tamam mı?” diyerek telefonu yüzüme kapatıverdi. Eşşekten düşmüş karpuz misali darmadağın oldum tabii ki! Birkaç dakika sonra hüzün girdabından kurtulup mesaj attım kendisine: “Tarık Bey, keşke sözümü tam olarak bitirmeme izin verseydiniz. Ulusal değerleri baş tacı etmiş, en az sizin kadar yaşamsal tehditleri takmayan bir Mustafa Kemal neferi vardı karşınızda. Halktan bu denli nefret ederek aydın olunmaz…” Karşılık geldi bu dev(!) sanatçıdan. “Ben de nefret olmaz, salak mısın?”… İtişmeye dönüşünce karşılık verdim tabii bu dev(!) sanatçıya: “Salak olan biri varsa o kesinlikle ben değilim. Beni İlker Yücel’e sor, kim olduğumu o bilir. Böyle ithamlarda da bir daha bulunma, haddini bil!” Tabii ki yanıt yollayamadı bir daha... Düşündüm uzun bir zaman dilimi, saatlerce iç hesaplaşmamı yaptım. Aslına bakarsanız haklılık payı vardı. Tarık Akan’ı adam ya da insan sanmakla salaklık etmiş olabilirdim. Bir televizyon programıma konuğum olan sevgili Sabri Demirdöğen anılarını anlatırken; “Tarık Akan beni densizliğiyle çileden çıkartmış ve kafasına kül tablası fırlattığımda topukları poposuna değecek biçimde kaçmıştı” demişti. O zamanlar bir sanatçıya bu yapılmamalıydı diye içten içe üzülerek salaklık etmiş olabilirim… Mustafa Kemal’in yaşama veda ettiği o hazin On Kasım sabahından bu yana bu garip halkın gıdım gıdım cemaatlerin kucağına nasıl teslim edildiğini düşündüm. O statükoculuğu içselleştirmiş parti, sınırlarını nöbetçiler dikerek korumaya alarak ayrıcalıklı dünyalarında halka tepeden bakan kuvvetler, o salon Atatürkçüleri, o elitist kuşumun aydınları, salon devrimcisi dev(!) sanatçıları… Aziz Nesin üstadım, bu halkın yüzde altmışlık bölümünü aptal olarak nitelemişti. Sağ olsaydı da sorsaydım kendisine keşke; “iyi de üstadım, bu aptallığın oluşmasında üstte sıraladığım bu zevatın hiç mi günahı yok? Bunlar aydınsa, sanatçıysa eğer; Sen, Uğur Mumcu, Mahzuni Şerif, Nazım Hikmet, Ahmet Taner Kışlalı ve daha niceleri… Bu kuşumun aydınları sanatçıysa, aydınsa siz yiğitler nesiniz o zaman? Sorardım, Aziz ağabey sen NESİN diyerek…
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Ahmet Ataç’ın Eskişehir’de yarattığı güç!
Tarkan Demir
Yeni otoparklar trafiği rahatlatacak
Kerem Akyıl
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
