YAZIYORUM
SALIK OLSUN!
Sağlık…
Kaybetmeden asla değerini bilmediğimiz ve hoyratça kullandığımız, ama kaybettikten sonra ardından özlemle baktığımız bir sevgilidir. Yârimiz, yarımızdır… Aslında gençliğimiz de öyle değil midir bir biçimde? Sanki harcadıkça bitmeyecek bir hazineymiş gibi algılarız gençliğimizi de, sağlımızı da! Sanki ebediyen bitiremeyeceğimiz bir define sanırız ama kaybedip ardından bakakaldığımız sevgilinin verdiği acıdan daha da büyüktür içimizdeki yıkımları. Sonuçta gençlik denen hazine zaten bir daha geri kavuşamayacağımız hazinedir. Ama sağlığımızı nice anlarda yitirsek de bir şansımız vardır geri kazanacağımız. Ta ki “dermansız dert” batağına saplanana dek! Dermansız dert vermesin Allah deriz geçici kayıpları yaşadığımız anlarda. Acı içinde kıvrandığımız anlarda eşimizin dostumuzun telkinlerini duyarız yanı başımızda; “Allah dermansız dert vermesin kardeşim” diyerek… Evet, gerçekten de dermansız dertlerle sınanmayalım diyorum ben de tüm kalbimle. Yaşam hızla akıp giderken farkına varamadığımız kayıplarımızın böylesi anlarda farkına varabiliyoruz demek ki. Kapitalizm denen acımasız sistemin zorunlu figüranları olarak harala gürele bir biçimde hizmetkârlığını yapıyoruz. Kazanma hırsı, bireycilik, acımasızlık iliklerimize dek işlemiş biçimde yaralı bir hayatın oyunculuğunu yapıyoruz. Nedir bu hırs, nedir bu kin, nedir bu sevgisizlik sorularını hiç kimse kendisine sormaya ve yanıtlamaya gerek duymuyor. Yaşanası bir dünya özlemini dillerine dolayan insanların bile bunu yüzde yüz bir samimiyetle arzuladıklarından şüpheliyiz. İşte tüm bu hengâme içerisinde “bir avuç mutluluk” tadabilmek adına en büyük hazinemiz olan sağlığımızı bedel olarak ödüyoruz. Bizim gibi ülke standardındakiler için yakıştırılmış bir atasözü vardır; “insanoğlu para kazanmak için sağlığından olur, sonra da sağlığını kazanmak için o parasını harcar”… Dünya üzerinde tek bir ülke vardır ki durum böyle değildir. Küba denen o masum ülkede sağlık hizmetleri yurttaşlarının yirmi dört saat bedava hizmetindeymiş. Hem de ileri seviyede ve donanımda bir hizmetten bahsediliyor. Keşke üzerimde sıradan elbiselerle yaşayıp, kapitalizmin tüm kirliliğinden arınıp, kaygısız ve sevgi dolu bir dünyada yaşamak nasip olsa bizlere de diyesim geliyor içimden. Ama “sağlık olsun” yanıtını duyar gibi oluyorum akabinde!
DIŞARDAN GAZEL
En çok yaralı vaziyetlerde beklentisi oluyor insanoğlunun. Darbe yemiş konumlarda daha duyarlı oluyor, beklentileri fazla oluyor. En azından önemsenmek istiyor ve yalnızlık duygusundan arınmak istiyor. En başta YÂRİM dediğiniz kişiden itina bekliyorsun, şımartılmak istiyorsunuz. Eşek kadar olsanız da, ergen olsanız da özel anlarınızda durum bu doğrultuda! İyi ki bir yarim varmış… İyi ki beni önemseyen dost ve arkadaşlarım varmış. Erenler ne diyor? “Dostun yüzü dosta şifadır” diyor. Şifam oldunuz canlarım, eksik olmayın dilerim…
OZANCA
Hayat aktı su misali
Durmak bilmeden hiç
Rüzgârlar kattı önüne
Sağa, sola savurarak.
Bilemedim yılların, yolların azizliğini
Bulamadım yolların, yolların sonunu
Fırtınalar karıştırdı gündüzlerimi gecelere
Kaydı hayat sona doğru su misali.
Anan dedim, babam dedim büyüdüm
Yar dedim aldanmacasına âleme
Yemede, içmede doymadı gözüm
Toz duman misali, kaydı gidiyor hayat.
Su götürdü önüne katılan her şeyi
Yok bizlerde zamanın, eserinden başka bir şey
Dirilik çökmeye başladı, haber vermeyen günlerde
Ak ile karayı seçelim derken, aktı gitti hayat.
Aşındı beden, yorgun düştü gönül, hayat esintilerinden
Zaman işaret, işaret vermişti, sakallara kadar izini
Deli gönül hala yerinde olsa da ne çıkar bundan sonra
Aldırmadan hiç bir şeye hayat, toprağa doğru akar gider.
Mustafa İleri