Tepabaşı Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu ‘Pişmiş Toprak Sempozyumu’nun bu yıl altıncısı yapılacak.
Şöyle bir geriye dönüp baktım ilk sempozyumun yapılışının üzerinden 11 yıl geçmiş. İlki 15 Ağustos 5 Eylül 2001 tarihleri arasında gerçekleştirilmişti.
17 Haziran 30 Haziran 2002’de ikincisi, 16 Haziran-31 Haziran 2003’de de üçüncüsü gerçekleşti. Dt. Ahmet Ataç, Tepebaşı Belediye Başkanlığı’nı kaybedince yerine gelen Dr. Tacettin Sarıoğlu, bu sempozyumu iptal etti.
Gerekli mi? Gereksiz mi? tartışmasına girmeyeceğim.
‘Her yiğidin bir yoğurt yiyişi’ var derler ya.
Sayın Sarıoğlu’nun belediye başkanlığı döneminde buzdolabına kaldırılan, ‘Pişmiş Toprak Sempozyumu’, Ahmet Ataç 5 yıllık bir aradan sonra yeniden başkanlık koltuğuna oturunca kaldığı yerden davam ettirdi.
İlk başladığı yıldan beri sempozyumun yapıldığı alanı vakit buldukça gezdim. Geçen yıl biraz daha fazla gezme imkanı buldum.
Özellikle genç nesillerin toprakla haşır neşir olduklarını görünce, sempozyumun amacına ulaşmış olduğu kanaatine vardım.
Gerek üniversite gerekse ilköğretim ve lise öğrencilerinin de, kendilerine tanınan imkanlar ve usta sanatçılardan kısa bir süre de olsa aldıkları eğitimler sayesinde, kafalarındaki yarattıkları tasarımları hayata geçirmeye çalıştıklarını gördüm. Öğrencilerin bu eserlerini yaparken kendilerinden geçtiklerini, ateş yakarak pişirdiklerini gördükçe, çocukluğu tuğla ocaklarının içerisinde geçen bir Eskişehirli olarak heyecanlandım. Her ne kadar birileri tarafından ‘çanak çömlek’ sempozyumu gibi görülse de ben bu sempozyumun yıllarca devam etmesinden yanayım.
Başkan Ahmet Ataç’ın da söylediği gibi, insanlık tarihinde, üretimi yapılan ilk yapı malzemesi olarak tuğla ve kiremit karşımıza çıkmakta. Bu sektör gelişerek bu günlere gelmiş. Eskişehir Cumhuriyet döneminde tuğla-kiremit sektöründe en önemli merkezlerden biri idi. Bugün her ne kadar geçmişteki kadar sayıları çok olmasa da, Eskişehir yine tuğla-kiremit sektöründe önemli bir merkez.
Elbette ki her kentin karakterini belirleyen bazı değerler vardır. Yine kentler o değerlerle soluk alıp verirler. Tuğla-kiremit, lületaşı (beyaz altın), met helvası Eskişehir’in kimliğini oluşturan en önemli değerler.
Lületaşına gereken önemi veremiyoruz. Birileri sıkıştırılmış mermer tozunu lületaşı diye, yeni birileri met helvamızı taklit ederek yutturmaya kalkmış olsalar da, biz Eskişehirlilere yutturamazlar! Ama nereye kadar? İşte bu nedenle bu tür festival ve sempozyumlar kent kimliğimizi, kent belleğimizi ortaya çıkarması açısından önemli bence. ‘Pişmiş Toprak Sempozyumu’ gibi bir etkinlikler düzenlemeyerek, bu değerlerimize de sahip çıkmalıyız.
İşte bu nedenle Başkan Ahmet Ataç ve ekibine teşekkür ediyorum. Hiç olmazsa onlar, bu kentin bir önemli değeri olan kiremit-tuğlaya sahip çıkarak, kentin belleğini korumaya çalışıyorlar.
Buradan Büyükşehir veya Odunpazarı Belediye başkanlarına çağrıda bulunuyorum.
Sizlerde ‘Lületaşı Festivali ve Sempozyumu’ düzenleyerek ‘beyaz altın’ımıza sahip çıkın. Bugün baktığımızda bu meslekte usta sayısı da giderek azalıyor, taş çıkaranda. Sahiplenemez isek, yerin altındaki bu ‘beyaz altını’ günün birinde birileri gelir çıkarır, Avrupa’ya götürür, işleyip dünyaya satar. Biz de ağzımızı açıp bakarız.
Sinan’dan sonra Ediz
Belki de bir spor kulübünün başına futbol camiası içerisinde yaşamı idame ettirdiği yıllar boyunca gelmeyecek iki talihsiz olay Eskişehirspor kulübünün başına geldi.
Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece yarısı uykum kaçtı. Uyandığımda saate baktım gece 02.30 idi.
Televizyonu açtım. Kanallarda doğru dürüst bir yayın yok. Habertürk TV’de Fatih Tekke’nin MHP Genel Başkan adayı Koray Aydın ile yaptığı programın tekrarını izleyeyim bari dedim. Bir taraftan da alttan geçen alt yazıları okuyordum. İlk geçtiğinde tam okuyamadığım için Ediz mi ölmüş yoksa aileden birisi mi anlayamadım. İkinci kez alt yazının geçmesini bekledim. Ediz’in öldüğünü öğrendiğimde şok oldum.
MİLLİ KALECİ SİNAN DA GENÇ YAŞTA ÖLMÜŞTÜ
Hemen Eskişehirspor’un Eskişehirli başarılı file bekçisi Sinan Alağaç gözümün önüne geldi.
Eskişehirspor'un milli kalecisi Sinan Alağaç da 24 Kasım 1985 tarihinde takım arkadaşları ile Bolu Abant'ta kamp yaparken kalp krizi geçirmiş ve 25 yaşındayken yaşamını yitirmişti.
Eskişehirspor camiası bu acı olayı 27 yıl sonra yeniden yaşadı. Ediz, antrenman sonrası evinde geçirdiği kalp krizi sonucu 26 yaşında hayatını kaybetti. Her iki futbolcunun da ölüm nedeni aynı.
NECATİ ATEŞ, EDİZ'İN FORMANI GİYMİŞ
Galatasaray'dan Eskişehirspor'a transfer edilen Necati Ateş de antrenman öncesinde Ediz'in 2 numaralı formasını giyerek basın toplantısına katılmış ardından da tesislerde taraftarları selamlamıştı. Ediz’in ölümüne tüm takım arkadaşları elbette çok üzüldü. Eskişehirspor’a transfer olan Necati, basının karşısına kendisine özel forma yaptırılmadığı için Ediz’in formasını giyerek çıkmıştı. Ne bilsin ki, formasını giydiği Ediz’in saatler sonra kalp krizi sonucu vefat edeceğini. Bence Ediz’in formasıyla ilk kez basının karşısına çıkan, artık sırtına giydiği Eskişehirspor’un başarısı için futbol oynayacağını söyleyen Necati Ateş, Ediz'in ölümüne daha çok üzülmüştür.
Eskişehirspor’un formasını her sırtına giydiğinde, o forma her ne kadar Ediz’in forması olmasa da ürperecektir. Ediz aklına gelecektir. İnşallah gerek Necati gerekse Eskişehirspor camiası bu travmayı çabuk atlatır. Özellikle futbolcular bu ölüm olayının şokunu üzerlerinden atamazlar ise, önümüzdeki günlerde bu moral bozukluğu tehlikeli bir yola sürükleyebilir.
FIKRA:
YALNIZ GİTSENE!
İki kadın muayenehanenin bekleme odasında oturuyorlardı.
Derken tanışıp konuşmaya başladılar. Biri derdini söyledi:
-‘Bir çocuğumun olması için ne isteseler verirdim’.
-‘Ah ben senin neler hissettiğini anlıyorum. Mamafih, biz de aynı dertten muzdariptik, atlattık. Şimdi onun için buradayım. İki ay sonra doğum yapacağım da’.
-‘Allah aşkına, nasıl yaptın bu işi?’
- Doktor Robert halletti.
- ‘İyi ama, kocamla ben doktor Robert’e tam altı aydır gidiyoruz’.
- ‘Aptal, yalnız gitsene!..’