Eskişehirli birçok hemşehrimin bu isme aşina olduğun biliyorum. Birkaç yazımda anlattım, ben bu coğrafyanın çocuğuyum ama babamın işi gereği gurbetlerde yaşam sürenlerdenim. Çocukluğum, gençliğim ve öğretmenliğimin ilk yılları Ankara’nın Polatlı ilçesinde geçmiştir. İşte daha o yıllardan tanırım nam-ı diğer Japon Fikret’i. Fikret Özden deseniz kimseler tanımaz ama Japon Fikret dediğinizde akan sular durur, herkes tanır… Fikret’i seksenli yılların ortalarında tanımıştım. Amcaoğlum Kemal Kula Eskişehir’den Polatlı’ya getirmişti. Bir düğün organizasyonu yapmıştık ve Fikret’i konuk bağlamacı olarak çağırmıştık. Kardeşim Sinan Kula da mükemmel bağlama çalanlar arasındaydı o yıllarda, Ankara’da isim yapmaya bağlamıştı hatta. Tesadüfen o da benim yanımdaydı ve Fikret’le kapışmışlardı içten içe. Japon Fikret ve Sinan’ın sahnede kapışacağını duyan tüm bağlama sevdalıları tıka basa doldurmuştu salonu. Kardeşimin çalış biçimi beni çok etkilerdi ama Fikret’i dinledikten sonra namının boşa olmadığını anlamıştım. Yani gurbetlerde de olsam bu kentin ışıklarından bir tanesini otuz yıl öncesinden tanımıştım. Japon Fikret’in onlarca eseri var ve eserlerini nice tanınmış sanatçı yorumlamıştır müzik albümlerinde. Müslüm Gürses, Biricik, Nejat Alp, Kamuran Akkor, Orhan Esen, Tuğrul Hasırcı bunlardan bazılarıdır. Yani Japon Fikret beste üretir, bestelerini okuyan onlarca sanatçının albümünde eserleri vardır. Ve daha da önemlisi bu ülkenin en iyi bağlama çalanları arasında adını kazımıştır sanatın dağarcığına. Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses gibi dev isimlerin orkestrasında baş bağlamacı olarak sahne almıştır.
İbrahim Tatlıses’e da eşlik etmiştir ama onunla ilgili anılarında hüzün olduğu için adını bile anmak istemez. Ama kader dediğimiz bir tercihler biçimi vardır, bir gerçek vardır hayatımızı yönlendiren. Türkiye’nin en önemli bağlamacıları arasındaki Japon Fikret hala Eskişehir’de yaşam sürmektedir ve ne yazık ki “BİZİM OĞLANDIR”. Bilenler iyi bilir, bizim oğlan yakıştırmasını yiyenler iflah olmazlar. Her türlü müzik etkinliğinde, nasıl olsa elimizin altında diyerek ekonomik beklentiniz karşılanmaz. İstanbul’dan getirdiğimiz şarlatanlara(sözde sanatçılara)dünyaları veririz. Üstüne üstlük türlü kaprislerini çekmek zorunda kalırız ama kendi evladımız “bizim oğlan” olduğundan önemsemeyiz bile. Onun da bu işten ekmek yediği gerçeğini önemsemeyiz. Yavaş yavaş küstürür, kaderine terk ederiz. Hâlbuki onun derdi öncelikle gönlünün okşanmasıdır, çünkü onun gibiler öncelikle gönül adamıdır. Onu bile hak saymayız, çünkü her an elimizin altında hissettirmiştir kendisini, gizemli kalmamıştır sözüm ona! Kasmamıştır kendisini, racon dediğimiz “sanatçı görünme kurallarını” yerine getirmemiştir. Kıytırıktan albümlerini gizli saklı kendisi satın almayı akıl etmemiştir bazı cingözler(adı bende saklı) gibi. O zamanın gözde TV kanalı TRT’ ye postanelerden yüzlerce faks çekip kendi klipinin dönmesi için “köylü kurnazlıkları” yapmamıştır. Yani birilerinin dikkatini çekmek adına kapılar aşındırmamış, taban yalamamıştır. Doğal olarak da müzik albümü yüz binler satmamıştır. Sanatçının bir özelliği vardır, gönlü sıvazlanmazsa zamanla o gönül bahçesindeki çiçekler iflah olmaz, solarlar. Biz Eskişehirliler Japon Fikret’in gönül bahçesindeki çiçekleri soldurduk bunu bilesiniz. Her devrin rüzgârgüllerini başımıza taç ederken, kimseleri kırmayan, dedikodu etmeyen, tezgâh yapmayı yaşam biçiminden saymayan Fikret’imizi kendi dünyasına mahkum ettik! Şimdi sevgili İsa Akgül, Rahmi Emeç ve Seyit Yıldızhan bir yanıt rica ediyorum.
Küstürdüğümüz bir sanatçıya el birliği ile bir VEFA GECESİ yapamaz mıyız? Vefa insana yakışan en güzel duyarlılıksa bunun mimarları sizler olamaz mısınız dostlarım?
Uzaktan Gazel
Unutmak, yıldızların ciğerine saplanan
Bir lâle yaprağına gömmektir sevgiliyi
Unutmak, bir kaktüsün küllerinde ansızın
Alevli bir tapınak eylemektir sevgiyi
Unutmak, semendere zehir sunmaktır, gülüm
Taş dolu yüreklerin lügatinde bulursun
Unutmak, sessizliğe yine kanmaktır, gülüm
Unutulursa şair, sen de unutulursun…
Nurullah GENÇ