YAZIYORUM
HOŞ GELDİN DORUK BEBEK!
Seninle tanışmıyoruz güzel bebek, hiç görüşmedik daha. Bu yüzden sana hitap ederken sıfatlar takamıyorum. Örneğin babanın gözleri gibi maviyse seninkiler de “mavi gözlü bebişim” demek isterdim. Her cümlemin başında bu yakıştırmayı kullanırdım sana. Çünkü “sarı saçlı, mavi gözlü bir dev” sayesinde bağımsız bir ülkede, emperyalist çizmelerin gezinemediği bir ülkede dünyaya gelip, onurlu bir hayata merhaba diyoruz. Hala ve her şeye rağmen de bu gerçek değiştirilemedi şükürler olsun ki! Yani ne mutlu ki anamız da belli babamız da belli. Ya mandacı geleneğinin sadık maşalarının daima istedikleri biçimde “anamız belli babamız elli” olsaydı? Düşünebiliyor musun DORUK bebek? İşte sana bahsettiğim “mavi gözlü dev” olmasaydı yazgımız böyle olacaktı. Bir tarafımızda İtalyanlar, bir tarafımızda İngiliz-Yunan, bir tarafımızda Ermeniler, bir tarafımızda Fransızlar… Yani bizler babalarımıza daima Fransız kalacaktık, böyle bir kaderi de kabullenecektik!
Sevgili Doruk Bebek, öncelikle şunu bilmeni istiyorum. Sen anne ve babası gazeteci, hem de dünyaya ve ülkesine son derece duyarlı iki gazetecinin ilk göz ağrısısın. İlk aşksın sen onlar için. Benim için de öncelikle hemşehrimsin, arkadaşımın oğlusun, ama en önemlisi de dünyanın kötülüklerden arınıp yaşanası bir hal alması adına koca bir UMUTSUN. Deden yaşında birisi olarak sana ve senin gibi “hoş gelenlere” yaşanası bir dünya bırakamamanın sonsuz ezikliğini yaşıyorum inan bana. Kuşağım insanları bu konu ile ilgili kendilerini ne denli sorgular bilemem ama ben her doğan DORUK’TAN kendi adıma af diliyorum. Bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye uğruna bireysel çabalarımın yetmediğini görüyorum, biliyorum. İnşallah sizler bizim bilemediğimiz değerlerin(Türkiye Cumhuriyeti, bağımsızlık, bölünmez bütünlük, Mustafa Kemal’in aydınlık yolu) kıymetini bilir ve gereğini yaparsınız çocuğum. İnşallah sizin kurduğunuz ve yönettiğiniz yenidünya düzeninde işbirlikçiler, hainler, kahpeler ve ikiyüzlüler barınacak iklim bulamazlar. En önemlisi de güzel bebeğim, VATAN ve YAR kavramları satılmayacak en mukaddes değerleriniz olarak bilinir. Vatanınızda göçmen konumunda kalmamanız en büyük dileğimdir…
DIŞARDAN GAZEL
Soner Yüksel Yılmaz Özdil’in İzmirlilerle ilgili yazısına içerlemiş, doğal olarak da patlatmış karşı yazıyı. İyi de Yılmaz Özdil’in umurunda mı, okuyacak mı sanki demeyin sakın. Kafasına koyduğunu yapar Soner. Bizzat kendi elimle ulaştıracağım diyor. Yazısı yayınlanmadan sizlerden önce ilk okuyan benim sanıyorum. Valla öylesine güzel ve içten bir yazı ki Özdil’in de hoşuna gideceğine adım gibi eminim. Bir de Esra Çevik var şu sıralar dikkatimi çeken. Yazılarını sıklaştırması ve çok güzel konuları net dile getirmesi hoşuma gidiyor. Sporda Aytaç Ersoy-Ahmet Deniz’in kendilerine güven kazandıkça başarılı işlere imza atmaları da harika. Bunlar bizim ailede olanlar sadece. Başka yerel gazetelerde de yetenekleri ve tutarlı kişilikleri parlayan istisna isimler de var. En çok neye seviniyorum biliyor musunuz? Ezberleri bozuyor bu gençler artık. Hani alışagelinmiş ve hep böyle gideceği sanılan gerçek! Köşe başlarını tuttuğunu sananların saltanat sonlarını anımsatan gerçek çok hoşuma gidiyor yeminle!
OZANCA
Dertli ne ağlayıp gezersin burda?
Ağlatırsa Mevlâ'm yine güldürür.
Nice dertli kondu göçtü burada,
Ağlatırsa Mevlâ'm yine güldürür.
Sevdaya salma şu garip başını,
Akıtır gözünden kanlı yaşını.
Kerimdir onarır kulun işini,
Ağlatırsa Mevlâ'm yine güldürür.
Yunus senin gözlerinde çok hal var,
Önünde uğrayıp geçecek yol var.
Gece gündüz dur da Mevlâ'ya yalvar,
Ağlatırsa Mevlâ'm yine güldürür.
Yunus EMRE