HAYATIN ELİ ÇOK DAHA AĞIR!

Erkan İrgi, İzmir’den geriye bana kalan birkaç değerden birisidir... Ve o bana arada bir deniz kokulu mektuplarını y

23 Şubat 2012 00:00
A
a

Erkan İrgi, İzmir’den geriye bana kalan birkaç değerden birisidir... Ve o bana arada bir deniz kokulu mektuplarını yollar. Bana düşen de o mektubu sizlerle paylaşmaktır...

“Geçen gün 3 yıl aynı sırayı paylaştığım arkadaşımı gördüm yolda. Özlemişim serseriyi. 20 yıllık sarıldık birbirimize. Nasılsın dedim, “valla gördüğün gibi dostum çoluk çocuk hayatın kenarından kıyısından yaşamaya çalışıyoruz işte” dedi bir çift mavi gözle bakarak. Cevap inanılmaz hoşuma gitti. İşte o kısacık görüşmede hissettiğim şeylerden bahsedeceğim size...

Arkadaşımın koskoca mutsuzluğunun esaretinde en mutlu deneyimini sadece ara ara oğluna bakarak doyasıya yaşadığını gördüm. Seçmek zorunda kaldığı hayat ona pekte cömert davranmamış. Saçlar dökülmüş göbek desen solucanda nohut misali, erken yaşlanmış anlayacağınız. Anlatırken dertlerini tasalarını şöyle bir gözüm ilişti elindeki 35'lik aslan sütüne. Hayırdır dedim göz kırparak. Her gün iki duble atarmış inceden. İzmirliyiz ya, hani rahat edemeyiz dar gelir dört duvar. Rakısız balkon, balkonsuzda rakı olmaz deriz hep dededen oğla. Evin balkonunu cam yaptırmış işten atılmadan önce. Oturup her gece kadeh kaldırır olmuş bilmediği uzaklardaki yaşayamadığı hayatlara. Kocaman bir iç çekerek “tek lüksüm bu be Erkan’ım” dedi. Hayat denen bu bilinçsiz koşuda en gerilerde kalmanın vicdani yükü onu korkak güvensiz amaçsız bir adam yapmış. Yani hayat seçeneklerimizi elma çuvalı olarak düşünürsek arkadaşıma çürüklerden birinin seçtirildiğini anlamak çokta arifsel bir mesele değil. Bizim kuşağın ortak problemi, bu ülkenin gerçek problemine ışık tutuyor aslında. Bilinçsiz aile yapısının boş vermişliği ve arkasında dimdik durabildikleri ideolojileri bile olmayan, orası burası oynayan bit yavrusu kıvamındaki hükümetlerin yarattığı göstermelik eğitim sisteminin kurbanlarıyız biz. İşte biz; Yeteneklerimiz sayesinde ileride yapabileceğimiz şeylerin ipuçlarını suç unsuru olarak gören eğitimci zihniyetinden yıllarca dayak yiyen çocuklarız. Yani en çok dayağı biz yedik… Neden mi? Mehmet Yılmaz (arkadaşım); etrafta ne kadar börtü böcek varsa içlerini açıp incelediği ve içindeki biyoloji arsızı ruhunu zapt edemeyip fen derslerini örgü örerek kaynatan sözde eğitimciye lakap taktığı için… Ben; müzik dersinin olmadığı günlerde bile blok flütle okula gelip teneffüslerde Barış Manço, Kayahan vb. gibi zamanının en iyi sanatçıların parçalarını çalıp ‘gürültü’ yaptığım için… İşte o yaşlarda öğrendim ben, Türkiye’de hiçbir başarının cezasız kalmayacağını… Ne demiştim, “biz çok dayak yedik”…

Öretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır…

Oldu da…

Peki, ne oldu…

Yaşımız 35… sizin yerinizi bize direttiğiniz hayatlar aldı…

Yani biz hala dayak yiyoruz…

Ama hayatın eli sizinki kadar hafif değil…”

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi