Geçen hafta havadan, sudan bir yazı yazmaya başlamış, havadan, sudan dediysem, önemsiz konulardan bahsetmeyeceğimi de belirtmiştim. Bu hafta da sudan bahsetmeye, biraz da havaya vurgu yapayım diyorum.
Önce Türkiye’deki su kullanımının nerelerde kullanıldığına bir bakalım. Türkiye’de suyun önemli bir miktarı neredeyse üçte ikisi tarımda ve hayvancılıkta kullanılıyor. Kalan suyun yaklaşık yüzde onu sanayide, yüzde on beşi ise evsel amaçlarla kullanılıyor. Önümüzdeki yıllarda ülkemizin kuraklıkla karşı karşıya kalma riskinin yüksek olduğunu her fırsatta ifade ediyorum, anımsarsanız. Kuraklığın bizi yine son derece olumsuz etkileyecek diğer boyutu ise tarımsal kuraklık. Sulama gerektirmeyen türleri bile yağışların azalmasına bağlı olarak sulamak zorunda kalacağımız bir gerçek. Yani tarımsal amaçlı kullanılacak suya daha da fazla ihtiyaç duyacağız. Ancak iklim değişikliklerine bağlı olarak ortaya çıkan susuzluk nedeniyle, tarımsal üretimde, hatta hayvancılıkta önemli bir gerileme kaçınılmaz gözüküyor. Yani susuzluk beraberinde tarımsal üretimde ve hayvancılıkta önemi bir gerilemeye de neden olacak. Peki ne yapmalı? Aslında bu onlarca yıldır konuşuluyor, zaten... Tarımsal üretimde sarf edilen su miktarını azaltmak. Bu nasıl mümkün? Tarımsal sulamada gerçek bir reform gerekiyor. Salma sulama yerine damlama sulama gibi tekniklerin acilen yaşama geçirilmesi gerekiyor. Bunun için de mutlak suretle üreticileri bilinçlendirmek ve onların sulamada daha etkin yöntemleri kullanmalarını sağlamak için teşvik edilmeleri gerekiyor. Bu amaçla bir takım iktisadi araçların da mutlaka yaşama geçirilmesi lazım.
Ayrıca tüm ülke genelinde daha az su ihtiyacı olan türlerin geliştirilmesi konusunda ziraat mühendislerine, biyoteknoloji ile uğraşanlara, genetik çalışmalar yapan araştırıcılara ve onların çalışmalarına ihtiyaç var. Bu konuda da özellikle kuraklığa dayanıklı türlerin geliştirilmesi konusunda daha fazla bilim insanın yetiştirilmesi, çalışmalarının çok daha fazla desteklenmesi, ülkenin araştırma öncelikleri içine bu tür çalışmaların alınması ve konuyla ilgili çalışmalara kamu kaynağı aktarılması gerekiyor. Eğer tarımsal sulamada sarf edilen suyun miktarını azaltabilirsek, susuzluk ile ilgili kaygılarımızı önemli ölçüde azaltabiliriz. Ayrıca kuraklığa dayanıklı türlerin islah edilmesi söz konusu olursa, o zaman kuraklığa bağlı tarımsal üretimdeki azalmanın da risk olmaktan çıkması söz konusu olabilecek.
Havaya gelince... Yerimiz azaldı, çok fazla havadan bahsedemeyeceğim. Bu konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde yapılan bir toplantıda Doğa Koruma Derneği Genel Müdürü Uğur Zeydanlı’nın tespitlerine yer vererek yazımı bitirmek istiyorum. Detayları daha sonra paylaşırız. Uğur Zeydanlı’ya göre, sadece kalkınma ve ekonomik büyüme hedefiyle hareket edersek, halen yıllık ortalama 643 mm olan yağış miktarı 2080’de ülkemiz çok önemli bir düşüş yaşanacak. Bu değerlendirme kapsamında, Doğu Bölgelerinde sıcaklığın 2080 yılında 6 derece kadar artışı söz konusu olacak. Sürdürülebilir kalkınma modeliyle hareket etmemiz halinde ise kuraklık riskinin azalması söz konusu olabilecek ve sıcaklık artışı daha makul seviyelerde kalabilecek...
Bu haftada bol yağış olsun, bereket olsun, topraklarımız suya doysun... Herkese iyi haftalar....