Bugünkü yazımda havadan sudan bir yazı yazayım dedim. Havadan, sudan deyince önemsiz bir konudan bahsedeceğimi zannetmeyin… Tersine sudan bahsedeceğim. Gezegenimizi yaşanabilir kılan, diğer gezegenlerden ayıran, sudan…
………………………
Susuzluk demek, mutlak yokluk demek. Bunu yıllar önce Sudanlı bir doktora öğrencisine doktora tezinde ikinci danışmanlık yaparken, onun tez çalışması kapsamında ziyaret ettiğim Sudan’da gördüm. Gittiğimiz bölgelerden biri, su açısından oldukça fakir bir bölgeydi ve gerçekten insanların yaşamlarını sürdürmek için gösterdikleri gayret, içler acısıydı. Oysa hemen yakınında Suudi Arabistan’da ya da ne bileyim İsrail’de, koşullar benzer olmakla beraber, susuzluk bu kadar sorun teşkil etmiyordu. Çünkü onların gerekirse denizden kullanma suyu elde edebilecek ekonomik güçleri ve gerekli olan maliyeti karşılayabilme gücü vardı… Oysa ki, benzer coğrafi koşullara sahip pek çok yerde doğal kaynakların Endüstri Devrimi sonrasında o dönemde daha gelişmiş ve güçlü ülkeler tarafından kendi endüstrileşmeleri ve kalkınmaları adına aşırı düzeyde tüketilmesi ve tahrip edilmesiyle başlayan süreç, ormansızlaşmayı, susuzluğu, kuraklığı, çölleşmeyi beraberinde getirmişti. Ne çelişki ama...
“Kalkınan başkası, kalkınırken neden olduğu çevre sorunlarıyla baş edebilirken, bu sorunlarda son derece az etkisi olan bir başkası, ortaya çıkan çevre sorunlarından en fazla etkilenen oluyor. Gerçek bir adaletsizlik…”
Düşünün bir kere; insanoğlu on binlerce yıldır tarım yapabiliyor; ne kadar yoksul, çaresiz olursan ol, söz konusu evladının geleceği, hatta yaşamıysa, ne yapar, eder, hiçbir şeye sahip değilsen bile en azından mısır yetiştirirsin, bir şekilde yaşamını sürdürebilirsin… Ama dedim ya, “susuzluk demek, mutlak yokluk demek”, öylesine acizsin ki, susuzluk zaten verimli toprakların da yok olmasına neden olmuş, yaşam alanın çölleşmiş, mısır yetiştirmekten bile aciz kalmışsın, ne yazık ki, evladının açlıktan ölmesine bile seyirci kalmak zorunda kalıyorsun. Ve bu güzel gezegen, buna resmi kayıtlara göre her beş saniyede bir şahit oluyor ve her beş saniyede bir kuraklık nedeniyle verimsizleşen bu topraklar üzerinde açlık ve açlıkla ilintili hastalıklar nedeniyle ölen bir çocuğa tüm gelişmişliğimize rağmen seyirci kalıyoruz.
Bu gerçek bir insanlık ayıbı. Mars’ta su var mı, yaşam var mı arayabilecek, hatta Mars’a insanlı bir uzay yolculuğu yapabilecek, çölde, hatta, uzay koşullarında bile tarım yapabilecek teknolojiye sahipsin, açlık ve açlıkla ilintili hastalıklar nedeniyle ölen çocukların derdine çare olmuyorsun, seyirci kalıyorsun.
“Bana ne el alemin derdi, beni mi gerdi“ diyenler var mıdır? Ama şundan eminim ki, bugün sessizce bilerek ya da bilmeyerek seyirci kaldığın olaylar, bir gün belki seni ya da sevdiklerini de etkileyecek. Ve işte o zaman, tüm gelişmişliğine rağmen senin çaresizliğine seyirci kalanlara bir şey söylemeye yüzün olmayacak. Ve işte o gün, hep söylediğim gerçek ortaya çıkacak. Bir musibet, bin nasihatten iyidir... İşte o zaman benim gibilerin şu anda önemsiz gibi görünen nasihatlerinin ne kadar önemli olduğu anlaşılacak. 21.yüzyılın en önemli gündem maddesi, çevre sorunları, iklim değişiklikleri ve buna bağlı giderek azalan, tahrip olan tarım arazileri, sular, ormanlar... Tüm stratejilerimiz içinde en önemlisi çevre sorunları, iklim değişiklikleri, çölleşme, ormansızlaşma ile mücadele, verimli tarım topraklarını, su kaynaklarını koruma olmalı. Vakit eylem vakti, durmakla olmaz, gezegenimizi korumak, sağlıklaştırmak, onarmak adına çalışmamız, çok çalışmamız gerekiyor.
....................................
Bu haftalık burada bırakalım, haftaya kaldığımız yerden devam ederiz.... Ülkemizdeki duruma ve neler yapılabileceğine ilişkin bir değerlendirme yaparız. Herkese bol yağışlı bir hafta dilerim...