YAZIYORUM
GAZİLER GÜNÜ!
Türkiye Gaziler Vakfı’nın basın bildirisini sizlerle aynen paylaşıyorum…
“Türkiye Büyük Millet Meclisi 19 Eylül 1921 tarihli oturumunda Atatürk’e gazilik unvanı vermiştir. Atatürk o unvanı aldıktan sonra isminin, künyesinin, imzasının başında daima Gazi kelimesini kullanarak gazilik kavramına verdiği önemi belirtmiş, bu kavramın yaygınlaşmasına en yüksek seviyede katkıda bulunmuştur… Şehitlerine, gazilerine daima saygı duyan milletimiz o tarihten sonra Atatürk’ü “Gazi paşa”, “Gazi hazretleri”, “Gazi Mustafa Kemal” şeklinde isimlendirmiş, bu ismi taşıyan şehirler, çiftlikler, mahalleler, bulvarlar, üniversiteler doğmuştur…
Bütün bu sebeplerle her yılın 19 Eylül’ü Gaziler Günü olarak kutlanmaktadır veya kutlanması gerekmektedir. Gerekmektedir diyoruz çünkü o gün ruhuna, manasına, önemine uygun olarak ele alınmamakta, değerlendirilmemektedir. Radyolarımızın, televizyonlarımızın böyle bir günden haberleri dahi yoktur. Basın, yayın organlarımız gazilik kavramıyla barışık değildir. Devletimizin bazı yüce makamları bu günün geldiğini, geçtiğini bilmezler. Her konuda herkese akıl veren, ahkâm kesen yazarlarımız 19 Eylüller için tek satır yazmazlar. Gaziler Günü’nde paneller açık oturumlar düzenlenmez, demeçler verilmez, konuşmalar yapılmaz, fikirler, düşünceler açıklanmaz, şiirler okunmaz, bayraklar asılmaz ve dolayısıyla da gaziler anılmaz. Çeşitli vesilelerle değişik hesaplarla Atatürkçülük yarışına giren, o büyük insanın gölgesine sığınmak isteyen zevat onun en aziz hatırasına, en mübarek unvanına karşı ilgisizlik içerisindedirler…”
Bu tepkide haklılık payı var mı sorusunun yanıtı elbette ki koca bir evettir. İyi de koskoca bir vâkıfın kuruluş amacı nedir diye soru sorsak ne yanıt alabiliriz acaba? “Hak verilmez, alınır” genel doğrusundan yola çıkarsak hakların ve özgürlüklerin genişletilmesi amacı ile kurulmaz mı demokratik kitle örgütleri? Gaziler vakfı olarak “yeter, bu kirli savaşa son verilsin artık” paydasında ülke genelinde ses getiren demokratik tepkinizi verdiniz de bizler mi duyarsız kaldık? Kalmış isek bizlere yazıklar olsun o zaman!
DIŞARDAN GAZEL
ÖMER DURU TURP GİBİ!
Her şeyden önce meslektaşımdır, öğretmendir Ömer Ağabey. Uzun yıllar müfettiş olarak hizmet etmiş MEB’ de… Anadolu Gazetesi’nde iki yıla yakın bir zaman diliminde birlikteyiz. Hani derler ya, “acısı ile tatlısı ile” koca bir iki yıl olacak neredeyse. Minik bir sağlık operasyonu geçireceğini duyduğumda burkulmuştum. Hastaneye ziyarete gittiğimizde de hiç bu denli sevgi duyacağım aklıma gelmemişti. Çaktırmadan sımsıkı sarıldım “eski tüfeğe”… Pazartesi de evine taburcu edildiğini öğrendim telefonla aradığımda. Ses tonundan moralinin mükemmel olduğu belli oluyordu. “Helal olsun sana” dedim içimden, helal Ömer ağabey. Sen gittin gideli kimselerle itişemiyorum, tartışamıyorum. Gözünü seveyim tez gel artık dilim şişti…
OZANCA
ULU GAZİ OLSAYDI!
Ben böyle miskin ve boynu bükük
Olur muydum, Ulu Gazi olsaydı
Hazine tamtakır, gururlar dökük
Olur muydu, Ulu Gazi olsaydı
Ne yazık bilmedi, miras yediler
Haklarımı bir birer yediler
Doymadılar, yarınları yediler
Sormazmıydı, Ulu Gazi olsaydı
Başımızda çuval, ensemde boza
Zalim üretiyor, yurtta çok koza
Bir Kemal çıksa da meydanlar toza
Uyurmuyduk Ulu Gazi olsaydı
Nebi Ünler(Adana)