Bir kenti tanımak sadece heykellerine, parklarına ya da müzelerine bakmakla bitmez. Bir kentin asıl ruhu, sokak aralarındaki evlerin mutfak pencerelerinden sızan kokularda, acıda ve tatlıda kurulan kalabalık sofralarda saklıdır. Yıllardır dışarıdan bakanların yalnızca çibörek, met helvası veya balaban köfteyle sınırlı sandığı Eskişehir mutfağı; aslında Kırım’dan Balkanlar’a, Kafkaslar’dan Anadolu’nun kadim köylerine kadar uzanan devasa bir göç mozaiğinin tenceresinde kaynadı.
İşte tam da bu yüzden, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Yardımsevenler Derneği (TYSD) Eskişehir Şubesi’nin ortak emeğiyle kente kazandırılan "Eskişehir Lezzetleri" kitabı, sıradan bir yemek tarifi derlemesi olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor. Bu çalışma, hızla tek tipleşen modern damak tadına karşı verilmiş güçlü bir kültürel direniş ve hafıza kaydıdır.
Eskişehir’in lezzet haritasını benzersiz kılan şey, bu topraklara göç eden her topluluğun bavulunda sadece hüzünlerini değil, ocaklarının ateşini ve ninesinin tarifini de getirmiş olmasıdır. Tatarın hamuru yoğuruşu, Balkan göçmeninin böreğe kattığı sabır, yerli halkın topraktan devşirdiği bereket aynı kazanda buluştu.
Fakat bu zenginliğin asıl taşıyıcısı ve koruyucusu her zaman kadınlar oldu. TYSD Şube Başkanı Serpil Çamoğlu’nun ve Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin altını çizdiği gibi; bu kitapta yüzyıllardır annelerin, kayınvalidelerin, teyzelerin ocak başında döktüğü alın teri, bayram sofralarına kattığı neşe ve zor günlerde yoktan var ettiği tasarruf terbiyesi var. Serpil Uzoğlu ve kızı İpek Eda Uça’nın mutfak mutfak gezerek, kendi ocaklarında bizzat pişirip belgelediği 37 özgün tarif ve 12 simge lezzet; kaybolmaya yüz tutan o kadın emeğini hak ettiği kütüphane raflarına taşıyor.
Bugün caddeler tek tip zincir restoranların, dondurulmuş fabrikasyon gıdaların ve lezzetsiz fast-food kulelerinin istilası altında. Yeni kuşaklar, ninelerinin saatlerce emek vererek pişirdiği o şifalı çorbaların, özgün hamur işlerinin adını dahi bilmeden büyüyor. Bir şehrin mutfağını unutması, dilini ya da mimarisini kaybetmesi kadar tehlikelidir; çünkü mutfak dağıldığında sofra dağılır, sofra dağıldığında ise bir arada yaşama kültürü zedelenir.
"2026 Eskişehir Yılı" kapsamında atılan bu adım, kentin gastronomi potansiyelini sadece turistik bir broşür malzemesi yapmaktan kurtarıp kalıcı bir mirasa dönüştürüyor. Masal Şatosu’ndan Hamam Müzesi’ne, Sazova’daki kafelerden dernek merkezine kadar kentin yaşayan noktalarında okurla buluşacak olan bu eser, hem evdeki tencerelere ilham verecek hem de "Eskişehir'in nesi meşhur?" sorusuna verilecek en doyurucu yanıt olacak.
Tarih kitapları savaşları ve antlaşmaları yazar; fakat bir halkın nasıl yaşadığını, nasıl sevindiğini ve birbirine nasıl tutunduğunu anlamak istiyorsanız sofralarına bakmak zorundasınız. Eskişehir, kendi mutfak hafızasına sahip çıkarak aslında kendi geleceğine ve kimliğine sahip çıkıyor. Ocağın altı hiç sönmesin, sofraların bereketi hiç eksilmesin.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir'in 37 gizli tarifi: Bu lezzetleri biliyor musunuz?
Ümit Polatbaş
Eskişehir’deki riskli alanlar belirlenmeli!
Kaan Özcan
MOTİVASYON ANLAMINDA DEĞERLİYDİ
Ahmet D. Canoruç
İsmini Eskişehir halkı belirleyecek
Seval Erci
Tarihçi Prof. Dr. Yakut’un bu çağrısı karşılık bulmalı!
Tarkan Demir
Türkiye bayrağı değil, Türk Bayrağı
Kerem Akyıl
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
Türkiye'de futbol
Osman Cemoğlu