Bu yazıyı okurken bir şeylerin farkına varmak için, kendiniz için, o çok değerli vazgeçilmez koskoca dağlar kadar büyük dertlerinizi tasalarınızı bir 10 dakika şöyle bir kenara bırakın. 3 dakika okuma 7 dakika düşünme hakkınız var. Su damlası gibi kız. Saçlar sapsarı gözler berrak yeşil uzun kirpikler bebek gibi bir cilt herkesin yakalanmaya korktuğu dopdolu bakışlar ve o güzelim dolgun dudaklar. Görür görmez içim yandı. Canım acıdı. Sadece göz ucuyla baktım ara ara, gizliden gizliye, sanki ayıp bir şey yapıyormuşum gibi. Sonra birkaç kez yakalandım bakışlarına. Sanki bana ‘biliyorum’ diyordu gözleri ‘benim hakkımda neler düşündüğünü’. O an yerin dibine girdim, hüküm giydirdim kendime suçum olmadığı halde. Saçmaladığımı fark ettim sonra, tekrar baktım ve bu sefer gülümsedim. Gözleriyle tersleyeceğini bile bile gülümsedim. Sert bir bakış atmaya yeltendi ama beceremedi. Gülümsemenin bir insana bu kadar yakışması biraz anormal dedim kendime. O gülümsemeyle üstümden fil kalkmış gibi rahatladım birden. Sonrası ota püsüre bahanelerle tanışma faslı ardından kahkahalarla geriye kalan ömrümüzün ilk gününü doğurma sefaları. Eninde sonunda sözcükler bizi istemediğimiz fakat bir o kadarda konuşmak istediğim yerlere götürdü. Neler yapmak isterdin dedim. Gülümseyerek başladı anlatmaya 15 dakika kadar hiç susmadı sürekli ama sürekli konuştu. Yapamadıklarına ne kadar hasretmiş meğer. Dinlerken anladım kendinden başka kimse bilmiyormuş bu hasretliğin ne kadar büyük bir acı verdiğini. Sonra birden sustu. Sustu ama hala gülümsüyordu elde edemediklerine rağmen… ‘’Delicesine yapmak isteyip de yapamadıklarına rağmen nasıl bu kadar mutlu olabiliyorsun’’ deme gafletinde bulundum birden. Gülümsemenin yerini bana hesap soran derin bakışlar aldı ve soruma soruyla cevap verdi; asıl sizin her şeyi yapabiliyorken bu kadar mutsuz olmayı nasıl başarabildiğinizi ben merak ediyorum dedi. Hıyar gibi hissettim kendimi. Hani Rahmetli Barış Manço derdi ya; “Bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum.
Hani dilim dilim doğrasalar beni
Marmara Ege Karadeniz ve hatta Akdeniz cacık olur diyorum…’’
Özge 30 yaşında. Küçük yaşta geçirdiği bir damar hastalığı yüzünden kolları ve bir bacağı kesilmiş. 16 yıldır tekerlekli iskemleye ve işini çokta sevmeyen suratsız bir bakıcıya muhtaç yaşamaya çalışıyor acınası insanların acınası bakışları altında. Geriye kalan 7 dakikanızı kollarınız ve bir bacağınız yokmuş gibi düşünerek geçirmenizi istesem çok mu ayıp etmiş olurum o koskoca dertlerinize. Umarım bu süre içinde nakavt etmek istediğim dertleriniz ayağa kalkmaz. Sonrasını bilemem. Bu sizin maçınız…