YAZIYORUM
Dostlar sağ olsun!
Sekizinci sayfadaki yeni köşemi kutlayan birçok dosta, tanıdığım tanımadığım herkese sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum öncelikle. Dikkatimi çekenler arasında olan bir iletiyi ve yanıtımı sizlerle paylaşmak istedim...
Merhabalar… Öncelikle yeni köşeniz hayırlı olsun… Umarım daha keyif alarak yazarsınız…
Yazınızda, her yazarın istediği gibi, katılımcı okur istemişsiniz. Ben de bu isteğinize uyarak yazıyorum bu mektubu… Diyorsunuz ki, “Anadolu topraklarında yetişmiş bir dünya şairi olan Nazım Hikmet Ran, ‘Yârin yanağından gayrı her şeyi paylaşmanın” bir erdem olduğunu vurgular… Evet vurgular, ama şöyle: Şeyh Bedreddin’in de dediği gibi yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep birlikte diyebilmek için… ‘Yârin yanağındaki gülden gayrı her şey ortaktır’ sözü Nazım’a ait değildir yani…
Hatırlatmak istedim… Kolay gelsin…
Yanıtım şu oldu; Merhaba...
Öncelikle nazik temennileriniz için teşekkür ederim. İzmir'de yaşadığım 20 yıl boyunca en büyük hayalim, emekli olduktan sonra Şeyh Bedrettin'in özgürlük mücadelesi verdiği dağlarda yaşamak, onun ayak izlerini hem felsefi olarak hem de fiziki anlamda takip etmek idi. İzmir'in Karaburun İlçesi benim için şirin bir sahil kasabası olmaktan fazlasını ifade ettiğinden, çok düşünmeden karar verdim. Bu hayalimi gerçekleştirmek adına Eskişehir'e taşınmadan hemen önce 1,5 yıl kadar burada yaşadım. Zira uzun yıllar öncesinden beri o felsefeyi yaşatmak adına düzenlenen "Şeyh Bedrettin Şenliklerinde" naçizane türkülerimi paylaşmış olmaktan onur duyarım. Ancak siyasi ve ticari kaygılarla olsa gerek, tatlı sularda gezinen sözüm ona sosyal demokrat belediye başkanı ve çevresindeki zevat tarafından bu şenliğin adı "Karaburun Şenliği" olarak değiştirilmiş, içi boşaltılmış ve rakı-balık tadında bir şölene dönüştürülmüş olmasından dolayı, aradığım felsefi derinliğin yüzlerce yıl önce o dağlardan çoktan göç ettiğini hayal kırıklığı içinde bizzat yaşadım, gördüm. Ancak ben Karaburun'u da, Börklüce Mustafa'yı da, Torlak Kemal'i de, Şeyh Bedrettin Destanı’nı da Nazım Hikmet'in dizelerinde okudum ve sevdim;
"Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yârin yanağından gayrı her şeyde
her yerde hep beraber diyebilmek için...
Kuvvai Milliye Destanını fiili olarak yazan Ulu önder Mustafa Kemal'dir. Fakat bunu edebi derinliği ile insanoğluna bahşeden nasıl ki Nazım'ın dizeleri ise, Şeyh Bedrettin'in Karaburun dağlarında yazdığı özgürlük destanını şiirsel derinliği ile bize sunan yine Nazım'dır. Ve bendeki yeri Mustafa Kemal'den sonra tanıdığım en büyük vatansever ve özgürlük savaşçısı olarak bakidir... Ve Nazım'ın (!) Kuvvai Milliye’sinden dizelerle size saygılarımı sunarım...
DIŞARDAN GAZEL
Bir varmış bir yokmuş. Kentin birinde, büyükçe bir şehremeninde bir üst bürokrat varmış. Varmasına varmış lakin bu zatta “yüz” yokmuş. Dolayısı ile yüz olmadığı için de ikiyüzlüymüş... Reis’in odasından aylar öncesi, hani tabiri caiz ise “tükürük mermileri” ve ağzı açılmadık küfürlerle “ver istifanı beceriksiz” bağırtıları ile kovalanmış. İşte o gün bu gündür Reis’in odasına gidemediği gibi, haber salmaktaymış aracılarla. “İstifa da etmem, görevden alınsam da mahkeme kararı ile gelirim, bana ne bana ne” diyerek mızıkçılık yaparmış. Ne demiş büyük Mevlana; Minareden düşenin parçası bulunur,
Gönülden düşenin parçası bulunmaz… İşte burada meziyet, gönülden düştüğünü anlayabilecek erdemde olmasıdır insanın öyle değil mi?
OZANCA
Annem
İçimde bir sızı var, göğsümde büyür annem
Koskoca bir şehirde yalnızım yine annem...
Kavgalardan, küslüklerden
İkiyüzlü dostluklardan
Yalanlardan, çalanlardan
Yoruldum artık annem...
Bu şehir hüzün kokar
Kaybolmuş tüm sokaklar
Hepimiz yıldız yıldız
Yalnızız yine annem...
(Annem adlı bestemin sözleridir)