YAZIYORUM
CHP NİHAYET…
Kemal Kılçdaroğlu ile başlayan yeni dönemde, bu partiye gönül verdiği halde uzak kalan kesimde bir umut bekleyişi başlamıştı. 12 Eylül darbesinin doğal sonucu olarak halk katmanları “sol”dan soğutulmuş, umudun veya kurtuluşun kaynağı kurutulmuştu. Aslında ölü toprağı ta o zamanlarda bu Ulusun üzerine bizim oğlanlar tarafından akıllı bilinçli biçimde ekilmişti. Yeni gibi algıladığımız bir gerçeğin kaynağını aslında otuz iki yıl öncesinde aramak gerekiyor…
Nice partiler kuruldu sol adına, umut adına. Lakin gelinen son durumda da görüldüğü gibi hemen hepsi de tabela partisinden öte değildir. Bunun altında yatan sebep egomudur, ihtiras mıdır yoksa böl parçala yönetin bir piyonluğumudur bilemem. Ama ne HALT edeceklerini kestiremediğim bu tabela partilerinin oyuncularının umurunda bile değildir ülkemin gerçekleri. Durum böyle olunca, (yani umudun partisi meydanlarda olmadığından) iki kişiden biri tercihlerinden dolayı bugün yaşanan gerçeklerin altına imzalarını atmışlardı bile!
CHP ilk kez bir olay karşısında direncin, inancın ve kararlılığın örneğini verdi. Hepinizin bildiği gibi laf dalaşına girmek yerine, ikrah getirdiğimiz laf salatası yerine söylemden eyleme geçerek şaşırttı. Umut arayışı içerisindeki nice Cumhuriyet sevdalısını heyecanlandırdı. Topyekûn bir parti olarak Cumhuriyet Bayramını tarihi TBMM önünde halkla birlikte kutlayacağını ilan etti. İlan etmekle kalmadı, Cumhuriyetimizin simgesi olan bu bayramın kutlanmasına hiçbir gücün engel olamayacağını duyurup “hodri meydan” dedi. CHP’nin gür seslerinden Muharrem İnce partisi adına öyle bir rest çekti ki eski CHP’lilerin bile yüreklerini okşadı. “Biber gazı” konusunda Adalet Bakanını aleni payladı. Acı biçimde eleştirdiğim CHP’nin, o uğursuz 12 Eylülden sonra ilk kez umut olma yolunda eylem ve söyleminin denk düştüğüne tanıklık ediyorum. Haydi hayırlısı…
Cumhuriyet Bayramımızı tüm kalbimle kutluyor, sonsuza dek millet olmanın, bağımsız ve bölünmez bir devlet olmanın onurunu yaşamamızı diliyorum.
OZANCA
MUSTAFA KEMAL
Dağ başını efkâr almış
Gümüş dere durmaz ağlar
Gözyaşından kana kesmiş gözlerim
Ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
Ağlar ağlar cihan ağlar
Mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
Altmış üç ilimiz altmış üç yetim
Yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
Her geçen seni bizden parça parça götürür
Mustafa’m Mustafa Kemal'im
…
Ankara’nın taşına bak
Tut ki baktım uzar gider efkârım
Çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım
Gözlerimin yaşına bak
Ankara Kalesi’nde rasat tepe’de
Bir akça şahan gezer dolanır
Yaşın yaşın mezarını aranır
Şu dünyanın işine bak
Mustafa’m Mustafa Kemal'im
Attila İLHAN
DIŞARDAN GAZEL
KURBAN BAYRAMININ RAMAZAN DAVULCUSU!
Kurban Bayramının ilk günü sabah kahvaltımızı ediyoruz evde. Kulaklarım hafif mono olduğu için dışarıdan gelen sesi çekiç sesine benzettim ve eşime bakarak “kim bu cins ya bayram sabahı tamirat yapan” dedim. Eşim bastı kahkahayı, “çekiç sesi değil bu davul sesi” dedi. Gerçekten de o çekiç sesi sandığım iğrenç ses apartman içersinde zırlamaya başladı. Kapıyı açtığımda ne göreyim? Karşımda sırıtan bir çakma davulcu ve onun da yanında şirinlik yapan elinde siyah çantalı bir iri kıyım! “Hayrola” dedim ne istiyorsunuz? Sırıtkan bir suratla yanıtladı davulcu “ramazan ayında çaldığımız davulun parasını topluyoruz da!” Vallaha kamera şakası sandım önce ama ciddiydiler, harbiden de davulcu parası adı altında para istiyorlardı. İnsanımın bu hale düşürüldüğü öfkesi ile inanılmaz sinirlendim ve yüzümü asarak “yürüyün kardeşim işinize be” diyebildim. Ulusal kurtuluş savaşında destan yazan bir milletin bireyleri bu olamaz Allah’ım diyerek kapımı kapadım bayram sevinçlerine…