YAZIYORUM
Bugün seçim olsa!
Neresinden bakarsanız bakın, tamı tamına bir yıl kaldı yerel seçimlere. Aslında öylesine kısa bir zaman dilimi ki bu süre. Lakin seçimi kazanmayı kafasına koymuş kişi ya da parti için de küçümsenmeyecek kadar da yeterli görüyorum bu zamanı. Bu bir yerel seçim, genel seçimlerden en büyük farkı da aday gösterilen kişilerin önemsenmesi ile ilgilidir. Gelin isterseniz Büyükşehir Belediyemiz ile ilgili “bugün seçim olsa” tahminimizi birlikte ele alalım. Eskişehir’i diğer şehirlerden ayrı kılan tek özellik nedir bilir misiniz? Hangi siyasi partinin sempatizanı olursa olsun, sandık başına gittiğinde Yılmaz Büyükerşen gerçeğini aşıp sempati duyduğu partinin adayını destekleyememesidir. Bunu başka illerde göremezsiniz. Diyeceksiniz ki Ankara’da da Melih Gökçek gerçeği var, o da kaç seçimdir üst üste kazanarak rekora gidiyor. Evet, Gökçek de kazanıyor ama onun konumu Yılmaz Büyükerşen’den çok farklıdır. Gökçek, AKP ve MHP gibi partilerin sempatizanlarının oyunu alır ama asla bir CHP’linin oyunu alamaz. Yılmaz Hoca bir AKP’linin oyunu alır mı pekiyi? Valla bu örneği bizzat genel seçimlerde AKP’ye oy veren nice “hacı amcadan” bire bir kulaklarımla duydum. İşte aradaki en büyük fark da budur. Bir kentte, hangi parti sempatizanı olursa olsun koşulsuz güvenilen tek örnek sadece Eskişehir’de yaşanmaktadır. Hala da değişmemiştir bu gerçek. Hizmette her türlü engellemeye karşın, spekülasyonlara karşın, devletin “üvey evlat” muamelesine karşın Yılmaz Hocaya bu sevgiyi sürdürmektedir Eskişehirliler. Hani bir terim vardır “ölümcül hata” diye! İşte bireysel anlamda ölümcül bir hata yaşamadıktan veya yaşatmadıktan sonra sonucu şimdiden söyleyeyim saygın okurlarımıza. Söylentilerdeki gibi iktidar Büyükerşen’in karşısına bir bakanı da çıkarsa bu seçimin galibi Yılmaz Büyükerşen’dir. Pekiyi CHP gerçeği kendisi için bir destek midir, ya da seçim sonuçlarına olumsuz etki edecek bir köstek midir? Zamanı geldiğinde bu düşüncemi de paylaşmaktan haz duyarım…
DIŞARDAN GAZEL
Fotoğraf sanatçısı kardeşim Bora’nın iletisini paylaşıyorum.
“Şinasi abim, artık sözün bittiği yeri de geçtik. Kimisi için sıradan bir gün, hayat devam ediyor, kimisi için ölenle ölünmez sözleri... Hafta sonu İstanbul'da fotoğraf çekerken, Beşiktaş iskelesine bir vapur yanaşıyor adını Şehitlerimizden almış... O gidiyor bir diğeri yanaşıyor o da adını bir şehidimizden almış... İskeleden demir alan vapur, boğazın puslu havasında gözden uzaklaşıyor aynı şehitlerimizin bir bir uzaklaşması gibi... Biz ne yapıyoruz? Utanıyorum, utanıyorum... Nasılsın sorusu, bizde "vatan nasılsa bizde öyleyiz" oluyor... Nasılsın abi? Kötüsün, için kan ağlıyor biliyorum... Bu terörü hortlatan, bu vatandan öç almaya kalkanlar bir gün kan kusacaklar, o zaman bize sorduklarında "iyiyiz" diyeceğiz... Son olarak ta şunu söylemek istiyorum, Türk Halkı mutlu musun? Eserinden mutlu musun ey halk... Allah kınalı kuzuların analarına, babalarına sabırlar versin. Mekânları cennet olsun...”
OZANCA
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
NAZIM HİKMET RAN