YAZIYORUM
Bölünmüşlüğün son karesi…
Otuz yıl öncesinden, bir senaryonun sahneye konması için düğmeye basıldı. Aslında bu senaryo da doksan yıl önce yazılmıştı, yeni değildi. Lozan’la birlikte bir intikamın alınacağı sözü verilmiş ve sabırla inceden inceye gün sayılmaya başlanmıştı. Her darbe bu ulusun sonunun hazırlanmasında bir tezgâhtı aslında. Birbirlerine yabancılaştıran, birini diğerine ötekileştiren bir senaryonun ilmik ilmik dokunmasıydı bu! Kutsal bir Bağımsızlık Savaşı’nda omuz omuza vererek bu topraklar için kanını akıtmış ataların torunları arasına nifak tohumları ekilmişti artık! İflah olmaz biçimde nefret sarmaşıkları sarmalamıştı alt kimliklerimizi. Aslın ne Kürt, seninki ne Türk! Ya sen nesin Laz, diğeri ne Tatar, Çerkez! Bir de Sünniler var, Alevileri de unutmayalım… Bu mazlum toplumun yumuşak karnını öylesine yerinde keşfetti ki Lozan’ın intikamcıları… “İçten içe kırdıracaksın bunları, bizim oğlanları kullanacaksın hem de” diyerek yerli maşalar sayesinde riske girmeden parçaladılar bir ulusun değerlerini. Ülkesine, değerlerine, en önemlisi de kendisine yabancı bir nesil yetiştirilmesi için gereğini yaptılar sinsice. Çocuğuma adını verdiğim, adımı çocuğuna veren Kürt kardeşimle büyüttüğümüz sevgi çiçeğini soldurdular… BDP Milletvekili Sırrı Sakık’ın yirmi beş yaşındaki oğlu intihar etti. Sosyal paylaşım sitelerindeki paylaşımlardan birkaç örneği sunuyorum önce sizlere. “Gülme sırası bizde/Oğlu cehennem kütüğü oldu.
Sırrı Sakık insanlık mı yaptı da ben ona insan muamelesi yapacam!
BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın oğlu ölmüş. Evlat acısı neymiş anladınız mı simdi?
Sakık'ın Evlat acısına ne yalan söyliyim üzülmedim, onlar bizim askerlerimiz şehit olunca üzüldüler mi?
Sakık'ın oğluna Allah'tan rahmet, babasına da aynı balkondan atlama cesareti diliyorum.
Sakık'ın oğlu intihar etmiş, ulan ben birileri dağda g..ti p... diye düşündüm. Şimdi biraz da senin ciğerin yansın.
BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın oğlu öldü diye sevinenlere; sizin yüreğiniz yarılmış, bölünmüş zaten. Memleket bölünse ne olur?
Boşuna alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste dememişler.
Şehit babalarının neler çektiğini anlamıştır herhalde diyorum…” Bölünmüşlüğün son karesi üzerine şu son notumu da ekmek isterim. Babaların veya annelerin günahının bedelini evlatlara yüklemek ne denli doğrudur? Gepegenç insanların ölümüne “ilahi adalet” deyip ucuzuna kaçmak ne denli doğrudur? O yüce Allah’ın hangi kutsal kitabında böyle bir adalet açıklaması vardır yanıtlayın bakalım!
DIŞARDAN GAZEL
ALO 147
“Veliler seçmeli ders arasında yer alan Kuran-ı Kerim ile Hazreti Muhammed’in Hayatı dersini almak isterken, engelleme ile karşılaşırsa Alo 147’ye telefonla MEB’e bildirecek…” Medyaya bomba gibi düşen haberlerden bir tanesidir bu haber. Kayıtlar esnasında seçmeli dersleri tercih anında okul idarelerinin veliyi yönlendirmesi ele alınmış. X ya da Y derslerini almak istiyorum, Kuran-ı Kerim dersini seçmek istemiyorum diyebilenlere de “O dersi kimse seçmedi, on kişi olmalı ki öğretmen bulalım. Onun için öğretmenleri olan seçmeli derslere sizi yönlendiriyoruz” ne denli gerçeği yansıtıyor acaba? Bir başka taraftan bakarsak, bu dersleri seçmeyenler için bir baskı unsuru var mı yani?
OZANCA
" Ahlaksızların bağırışıyla yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle aslanın sesi gibi meydandadır." Hz. Mevlana…