Geçen haftaki yazımda son iki haftadaki Elazığ, İzmir, Afyon, Tunceli gezilerimde bir kez daha gözlemlediğim ülkemizin her farklı köşesinde baharın da etkisiyle olağanüstü güzelleşmiş bu coğrafyaya dair bir sohbet başlatmıştım. Geçen hafta sondan İzmir’den başlamış bu haftaya özellikle Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Durmuş Boztuğ ve Palu Belediye Başkanımızla Palu’da arazide yaptığımız geziye dair gözlemlerimi paylaşacağımı söylemiştim. Bu haftaki yazımıza da buradan başlayalım.
Sayın Rektör, Belediye Başkanımız, Belediye Meclis Üyeleri ve tarih bölümü öğrencileri ve akademisyenleri ile Palu’da araziye çıktık. Gerçekten olağanüstü etkileyici bir gezi oldu benim için. 1960’lı yıllarda nüfusu 60.000’lerde olan ilçenin bugünkü nüfusu 20.000 civarlarda... Daha önceki dönemlerde önemli miktarı dağlık arazide kurulu olan yerleşim yeri, zaman içerinde nehir kenarına inmiş. Şimdilerde Belediye Başkanı afet riski altında olan bölgenin kentsel dönüşümü için proje yapmak istiyor. Ayrıca önemli bir başka hayali daha var. Özellikle bölgenin tarihi ve doğal güzelliklerini ön plana çıkarak ve nehri ve çevresini rekreasyon amacıyla kullanarak tersine göç sağlamak ve böylece Palu’nun geçmişteki parlak günlerine geri dönmesini sağlamak.
Ben de bu fikri her zaman savunmuşumdur. Türkiye’de kentsel dönüşüm kadar önemli olan hususlardan biri kırsal dönüşüm. Yıllar boyunca ihmal edilmiş kırsal aslında bizim yaşam kaynağımız. Yanlış politikalarla kırsaldan kentte geçim kaygısıyla göçen halk, hem kentlerin sağlıksız şekilde büyümesine neden olmuş, hem de göç nedeniyle plansız ve çarpık gelişen bu bölgeler kentler açısından afetlere maruziyet riski yüksek bölgeler olmuş, hem de göçle kırsalda tarımsal üretim ve hayvancılığın önemli ölçüde zarar görmesine sebebiyet vermiş. Bu yüzden kalkınma kırsaldan başlamalı.
İşte Palu hem doğal, hem tarihi özellikleriyle önemli bir potansiyele sahip. Bana göre buradan çıkacak bir başarı hikayesi, tüm bölge için iyi model olabilir. Palu’da kafanızı çevirdiğiniz her yerde tarih var. Gerçekten de Palu tarihi boyunca uygarlıklar açısından önemli bir merkez olmuş. Palu’nun tarihi milattan önceki yıllara dayanıyor. Bölgede Hurriler, Hititler ve Urartular yaşamışlar ve uygarlıklarına ait eserler bırakmışlar. Daha sonrasında Roma, Bizans, Arap egemenlikleri hakim olmuş. Malazgirt Zaferinin ardından bölge Selçuklu hakimiyetine girmiş ve bölgede Selçuklulara ait oldukça önemli eserler var. Sonrasında Osmanlı hakimiyeti altına giren Palu’da yine Osmanlı Döneminden son derece güzel eserler bulunmakta. Bu eserlerin bazıları günümüze kadar korunmuş. Başkan, bu konuda oldukça bilinçli ve bunları restore etmek konusunda elinden gelen her şeyi yapıyor ve her fırsatı değerlendirmeye gayret ediyor. Bazı eserlerin restorasyonu yapılmış. Sırayla tüm eserlerin restorasyonları yapmak üzere kararlı bir şekilde projeleri hayata sokuyor. Benim Anadolu’nun pek çok yerleşiminde gördüğüm gibi tarih boyunca nehir kıyısı yerleşim yeri olarak tercih edilmemiş. Genellikle güney bakarlı yamaçlar yerleşim yeri olarak tercih edilmiş. Böylece hem taşkın riski, hem de depremlere karşı maruziyet riski ortadan kalmış olduğu gibi, nehir kenarındaki sulanabilir verimli topraklar da olması gereken amaca, tarımsal üretime hizmet edebilmiş. Canımız sellerden, depremlerden çok yandıktan sonra, biz de artık atalarımızın davranış biçimini örnek almaya gayret ediyoruz. Palu’da da yapılan TOKİ konutları gerçekten oldukça doğru şekilde şu anki yerleşim yerinden uzakta da olsa, yukarıda, sağlam ve güvenli zeminde hayat bulmuş. Şimdilerde Başkanımız, sağlıksız ve afet riski altındaki kentsel dokuyu, kısmen daha güvenli yukarı bölgelere taşıyıp, nehir kenarında bir cazibe merkezi yaratma arayışında. Bu gayretleri nedeniyle kendisini takdir etmemek mümkün değil. Ancak Palu’da arazide yaptığımız gezi ve bu gezide karşılaştığım tarihi, kültürel ve doğal özellikler ve eserler, bir kere daha bir başkadır benim memleketim dedirtecek cinsten...
................................
Konunun dışında bir gözlem ama gerçekten keyif verici bir deneyim oldu benim için. Sayın Rektör Prof.Dr.Durmuş Boztuğ, Üniversite Rektörlüğü önünde bekleyen öğrencilerin bindiği otobüse, otobüsün önünde bekleyen makam aracını ve korumaları es geçerek bindi ve yaklaşık 70-80 kilometrelik yolu, hem gidişte hem dönüşte ağır aksak ilerleyen otobüste öğrencilerle birlikte seyahat ederek geçirdi. Oraya ulaştığımızda bizi bekleyen araç konvoyuyla birlikte dağlık arazide patika yollardan hareket edildi. Doğal olarak otobüs belli bir noktaya kadar gidebildi. Konvoyda olan küçük araçlardan biriyle yola devam etmemiz gerektiği söylendi. Sayın Rektör, öğrenciler eğer yürüyecekse, ben de onlarla yürürüm diyerek, onlarca kilometrelik zorlu arazi koşullarında en önden yürüyerek, ekibe eşlik etti. Arkadan gelen konvoydaki araçlar boş kalınca öğrencilerin önemli miktarı da o araçlarla geldiler. Geçtiğimiz yıllardaki bir başka seyahatimizde yine insani bir tavırla, Rektör olmasının avantajlarından yararlanmayarak ifade ettiği şu sözü gerçekten hayatına uyarladığını bir kez daha görmüş oldum: “ Rektörlükten önce insanım”... İşte çözümün ve çözümün başarılı olabilmesinin anahtarı bu tavırda gizli...
....................................
Dün anneler günüydü. Başta eşim ve annemler olmak üzere tüm annelerin anneler günü kutlarım. Herkese iyi haftalar…
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Ahmet Ataç’ın Eskişehir’de yarattığı güç!
Tarkan Demir
Yeni otoparklar trafiği rahatlatacak
Kerem Akyıl
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy