Atatürk düşmanlarına geçit yok(muş)!

YAZIYORUM Atatürk düşmanlarına geçit yok(muş)!   Yerel gazetelerimizden birisinde kocam

31 Ağustos 2012 00:00
A
a
YAZIYORUM
Atatürk düşmanlarına geçit yok(muş)!
 
Yerel gazetelerimizden birisinde kocaman başlık atmışlar; “Atatürk düşmanlarına geçit yok!” Bir beyimizin basın açıklamasından çekilmiş görüntüsünü de bazlama gibi oturtmuşlar yazının üstüne. İçimden bir kahkaha atmak geldi. Sevgili arkadaşlarım Esra Çevik ve Soner Yüksel’in dışa vuran fokurdamamı fark edip bana doğru baktıklarını hissettim. İyiyim, merak etmeyin der gibi baktım ikisine de…
Gençliğimde “salon devrimcisi” tanımlaması sıkça kullanılırdı. Pratikte görünmeyen, eylemde olmayı ödü yemeyen ve dört duvar arasında gevezelik edenlere yakıştırılan bir benzetmeydi bu sıfat. Gerçekten de okudukları kitapları sanki yutmuşçasına satırı satırına başkalarına satarak orgazm olurlardı böylesi tipler. Ceketlerinin sağ dış ceplerinde de mutlaka görünsün diyerek bir kitap taşırlardı. O zavallı cep heybeye dönmüş biçimde pırıldardı elli metre uzaktan…
Eskişehir gerçeği beni çok şaşırttı, şaşırtmaya devam da ediyor. Demokratik kitle örgütleri, sendikalar, partiler ve de kişiler kendilerine özgü bir biçim geliştirmişler. Dernek, sendika, ya da parti binalarına basını davet ediyorlar. Yazılı ve görsel medya da ertesi gün gazete ve televizyonlarında hazır haber rahatlığı içerisinde koşarak gidiyor. Bu tür basın açıklamalarının hepsi de istisnasız haber olarak ertesi gün gazetelerde yer alıyor. Bir masanın başında çöreklenip oturmuş birkaç yönetici, arkalarında ayakta selvi boylarını gösteren birkaç kişi de objektiflere sert bakışlarla poz vermiş vaziyetlerde görev ifa ediyorlar! Hepsine eyvallah ama “Atatürk düşmanlarına geçit yok” açıklaması gülme krizine soktu beni. Düşündüm kendi kendime, neler yaptı nasıl gücüne güç kattı. Başkanı olduğu demokratik kitle örgütüne son bir yıl içerisinde kaç bin üye kaydetti. Liderliğinin verdiği güven ve samimiyeti sonucu insanlar akın akın üyelik sırasına mı girdi diyerek! Eskişehir’de hangi Ulusal Bayramımızda halkla meydanlarda kucaklaşarak yeri göğü inletti de ben mi duymadım diyerek düşündüm. Hangi şehit cenazesinde ön saflardaydı. Eskişehir’de baba evini mateme boğan şehidimiz Mutlu Yıldırım’ın evine gitti mi diyerek düşündüm. Cenaze törenin en ön saflardan “yeter artık bu oyun sona ermeli, evlatlarımız kurban edilmemeli” diye haykırdı da ben mi göremedim diyerek düşündüm…
Anladım ki gençliğimizde “salon devrimciliği” diye nitelediğimiz göstermelik işler bu kentte hala geçerliliğini sürdürmekte. Eylemle söylemin denk düşmediği dünyada kimi kandırırsınız biliyor musunuz? Sadece KENDİNİZİ!
 
 
 
 
DIŞARDAN GAZEL
ETKİNLİKLERİ ÖZLEDİK!
Büyükşehir Belediyesi bünyesinde birçok sanatsal etkinlik düzenlenmekte yıl içerisinde. En başta Senfoni Orkestrası’nın tüm yıl boyunca hiç boş koltuklu geçmeyen dinletilerini özledik. Yine büyükşehir bünyesinde bulunan Kent Tiyatrosu’nun etkinliklerini özledik. Arada bir de olsa Anadolu Üniversitesi bünyesinde yapılan dinletileri özledik. Kısacası yeni sezonun açılmasını ve her hafta sonu yeni bir etkinlikte huzur bulmayı çok özledik. Ya tüm bunlardan yoksun, bu tür etkinliklerin(sanatın)gereksiz görüldüğü bir kentte yaşamak zorunda kalsaydım diye düşündüğünüz oldu mu hiç?
 
 
OZANCA
 
BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEZ
Sen annelerin en güzeli,
Sen, en güzellerin güzeli…
On üçünde evlendin,
On beşinde beni doğurdun,
Yirmi altı yaşındaydın,
Yaşamadan öldün.
Sevgi taşan bu yüreği sana borçluyum.
Bir resmin bile yok bende,
Fotoğraf çektirmek günahtı.
Ne sinema seyrettin, ne tiyatro.
Elektrik, havagazı, su, soba,
Ve karyola bile yoktu evinde.
Denize giremedin,
Okuma yazma bilmedin.
Güzel gözlerin,
Kara peçenin arkasından baktı dünyaya.
Yirmi altı yaşındayken
Yaşamadan öldün...
Anneler artık yaşamadan ölmeyecek...
Böyle gelmiş,
Ama böyle gitmeyecek!
AZİZ NESİN
 
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi