YAZIYORUM
Aman su kartınızı kaybetmeyin!
Sadece bir anlık dalgınlık insanın yaşamını bazen nasıl zora sokar bilirsiniz. İki yıldır kullandığımız ve gözümüzün önünden eksik etmediğimiz su kartımızı kaybettik. Aramadığımız yer, köşe bucak kalmadı inanın. “Şeytan aldı götürdü, satamadı getirdi” tekerlemesini bile bir ağızdan okuduk eşimle birlikte. Yok oğlu yok! Ertesi gün de eşimin görevi gereği iki günlüğüne İzmir’e gideceğiz ve oğlumuz evde kalıp kedilerimize bakacak. Tutuştu paçalarımız ikimizin de. Sevgili kardeşim Ali Bircan Süzer’i aradım hemen telefonla. Kendisi Büyükşehir Belediyesi Trafik Şube Müdürüdür. En azından bir yol gösterir dedim. Sağ olsun, “hocam hiç endişe etmeyin ESKİ’YE giderek beş dakikada yeni bir kart çıkarabilirsiniz. Size de maliyeti on liradır” diyerek beni rahatlattı. Kurtuluş pazarının yanındaki binaya uçarak gittim bu sorun çözüldü sevinci ile. Sıra numaramı aldım, sıram gelince gişedeki bayan memura derdimi anlattım. Bilge bir tavırla beni dinlerken iç sesim “ayvayı yedin oğlum” diyerek beni uyarıverdi. Bayan memurun vücut dilinden o saniye işlerin sarpa saracağını anlamıştım. Öyle bir vahim tabloya bakar gibi baktı ki “bizim ev kesinlikle susuzluktan aylarca Kerbela’ya dönecek” hissi tüm bedenimi titretti. Bilge memure “abonelik sizin üzerinize değil, abonenin kendi gelecek” dedi kısaca. İyi de ev sahibim Afyon’da ve her an gelip gitme olanağı kesinlikle de yok. Sanırım bunun bir çözüm yolu vardır dedim. Evet var, o zaman evin deprem sigortasını yaptıracaksınız, ikametgah çıkaracaksınız, bıdı bıdı bıdı bıdı… “Kardeşim ben kiracıyım deprem sigortası saçmalığı neden beni bağlasın ki?” Valla işleyiş böyle, Zeynep hanımla görüşün diyerek salladı beni arka masaya. O bayan da, kartı kaybederek telafisi olanaksız bir hata yaptığımızı vücut dili ve konuşmaları ile hissettirince boynu bükük kaldım. Su kartımı kaybederek VATAN HAİNLİĞİ yapmıştım adeta! Yazı İşleri Müdürümüz sevgili Mustafa Yıldırım’dan Genel Müdür Garip Yıldırım’ın telefon numarasını almak geldi aklıma. “Affedin genel müdürüm, bir daha böyle bir haltı yemeyeceğiz. Asla unutup kaybetmeyeceğiz su kartımızı! Yeter ki Kerbela çöllerinde susuz bırakmayınız bizi haşmetlim” diye makam odasına gelip önünde diz çökeceğimi söylemek geldi içimden…
Ama o çok meşgul ve çok önemli işlerle meşgul bir bürokrat(!) Benim kıytırıktan sorunuma kadar adamın çok daha önemli işleri var! Boş ver efendi dedim kendi kendime, Kalabak suyu ile üç gün idare ediver. Alo suyu aradım acilen, siparişi verdim. Su o gün gelmese de, siparişi verdikten 20 saat sonra sabah 10.30’da gelmiş. O da gün aşırı dağıtılan rutin biçimi ile tabii. (Not: Bu aksama ile ilgili de değerli Gazi Beyi iki kez arayarak rahatsız ettim. Sanırım kendileri de anımsar…)
Kıssadan hisse: Aman su kartınızı kaybetmeyin, valla aklınızı kaybedersiniz!
DIŞARDAN GAZEL
ARTIK KALP DAYANMIYOR!
6 Eylül Perşembe günü gazeteniz Anadolu bu manşetle çıktı. Aslında çok manidar ve mesajı güzel bir manşetti bu. Mesaj yerine ulaştı mı, ya da kaderci toplumun bireyleri olarak “ne gelirse Allah’tan” deyip sorumluluğu her zaman olduğu gibi kadere mi yükledik bilemiyorum. Lakin acı bir gerçek vardı ve bu gerçeği bu tür sığ savuşturmalarla değiştiremez hiç kimse. Yaşamının baharında, yirmi altı yaşında bir profesyonel futbolcu yoktu artık. Ediz kardeşimiz evinde istirahat halindeyken geçirdiği kalp krizi nedeni ile yaşamını yitirmişti. Bu tür acıların daha önceki örnekleri de var elbette. İyi de sorumlusu gerçekten kader mi bu hazin hikâyelerin?
OZANCA
Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
Ağır ağır giden eller bizimdir.
Arap atlar yakın eder ırağı,
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.
Belimizde kılıcımız Kirmanı,
Taşı deler mızrağımın temreni.
Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın, dağlar bizimdir.
Dadaloğlu'm bir gün kavga kurulur,
Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
Nice koç yiğitler yere serilir,
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir…
Dadaloğlu