Geçen gün gözüme şöyle bir bilgi ilişti:
“Her bir gözümüz 130 milyon görme siniri hücresinden oluşuyor. Ve her bir hücrenin içinde 100 trilyon atom olduğu düşünüldüğünde bu sayı evrendeki tüm yıldızların sayısından bile daha fazla”.
............................
Ve biri diğerine soruyor...
“Acaba içinde bulunduğumuz evrende yaşanabilecek başka bir gezegen daha var mı ya da evrende canlıların bulunduğu başka dünyalar var mı?”
............................
Sahip olduğumuz teknolojinin sınırındaki Hubble uzay teleskobu, 13.2 milyar yıllık galaksileri görüntülemeyi başardı... Ancak algıladığı görüntüler tam 13.2 milyar ışık yılı uzaktan gelen görüntüler olduğu için Hubble’a ulaşması, 13.2 milyar yıl sürmüştü. Yani o görüntüler 13.2 milyar yıl öncenin görüntüleriydi... Acizsin insanoğlu... Doğru bildiğin her şey belki de yanlışların üzerine kurulu... Ama buna rağmen kibirlisin. Evrenin sahibi olduğuna inanıyorsun ve tüm evrenin sana tabii olduğunu düşünüyorsun. Daha 13.2 milyar yıl öncesinde kalmış bir görüntüyü sahip olduğun en ileri teknolojiyle yeni görebiliyorsun ve övünüyorsun: “Bu bir çığır açacak”. Oysa ki bana göre en çok çığır açacak şey, sahip olduğumuz teknolojimizle kalkınırken doğaya zarar vermeyecek, verilen zararı onaracak çözümler ortaya koymak... Üstelik bu sahip olduğumuz, evrende bildiğimiz tek yaşanacak gezegenin, dünyamızın, yaşanabilirliğini sürdürülebilir kılmak için mutlak gerekli... “Evrende başka yaşanacak dünyalar var mı?” sorusunun yanıtına ulaşılmasını sağlayacak çözümlerden, çözümü çok daha kolay, çok daha mümkün ve ulaşılabilir...
Düşünebiliyor musunuz? Toplam iki gözümüzde 260 milyon görme sinir hücresi var ve her bir hücrede 100 trilyon atom bulunuyor… Aslında bu rakam bana sadece şunu anlatıyor: İnsanoğlunun evreni anlamak bırak evreni sadece bir insanı bile tanımak konusunda ne kadar aciz olduğunu… ve bundan çıkarmamız gereken ders de olsa olsa, evrene hakim olduğumuz kibrinden vazgeçmememiz gerektiği olsa gerek...
..........................
Acizsin insanoğlu… Bırak bu kibri… Hakim olma arzusunu… Doğanın gücüne karşı, sahip olduğun tüm silahlar, savunma sistemlerin, kurduğun tüm medeniyetler, kifayetsiz kalıyor. Son bir kaç yılda yaşanan afetlerle bunu bir kez daha gördük. Önce Japonya’daki o deprem ve tsunami... O depremlere, afetlere çok hazırlıklı, doğaya uyumlu ve saygılı toplumu bile nasıl etkiledi... Sonra ABD’de Sandy kasırgası... Tarihin en çok maddi hasara yol açan doğal afetlerinden biri oldu... Filipinler’deki fırtına... On binlerce kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi evsiz kaldı... Anlamak için daha fazla işarete gerek var mı? Hala var diyorsan, geçtiğimiz haftaya bakman yeterli... Bir yandan sebep olduğun iklim değişiklikleri nedeniyle artı elli derecelere ulaşan cehennem sıcaklıkları, sıcağa bağlı yangınlar, kuraklık ve çölleşme, diğer yanda eksi elli derecelere ulaşan kutup soğukları... Her biri sonumuzun yaklaştığını gösteren işaretler...
Anla artık, sahip olduğun teknoloji, ulaştığın medeniyet düzeyi, bugüne kadar bilimde ulaştığın nokta... Hiçbiri, sadece tek bir gözü anlamaya bile tam olarak yetemiyor. Doğayla bir savaş içinde değilsin, ancak sanki savaşırcasına ona zarar veriyorsun… Üstelik verdiğin her zarar, aslında kendi bedenine sıktığın bir kurşun... Daha birinin yarasını sarmadan, diğer bir yerden yine vuruyorsun... Acizsin... Üzerinde bulunduğun, tüm ihtiyaçlarını karşıladığın, yuvanı; sahip olduğun en değerli hazineni, çocuklarının emanetini koruyamıyorsun...
Anla artık insanoğlu... Zarar verdiğin doğa var ya, işte o doğa sensin... Ona rağmen ya da ona karşı olmak yerine, onu anlayarak, onunla uyumlu şekilde, onunla birlikte oluştursan medeniyetlerini, ne sen zarar göreceksin, ne doğaya zarar vereceksin, ne de doğa sana.... Dedim ya... O doğa sensin, senin geleceğin, yaşam alanın, kalkınmanın temeli, besin kaynağın, içtiğin su, soluduğun hava... O doğa sensin... ve sen kendi kendini zehirlemekte olan bir akrep gibisin...
Gelecek hafta ne kadar aciz olduğumuzu anlatmaya kaldığım yerden devam edeceğim... Herkese iyi haftalar...