Okul arazileri de mi satışa çıkartılacak?

Kurtuluş Mahallesi’nde 2019 yılında yıkılan bir anaokulunun yerine yenisinin yapılmamasına itiraz eden mahalleliler bir basın açıklaması yaparak, Milli Eğitim Bakanlığını göreve davet etti. Söz konusu basın açıklamasına Odunpazarı Kent Konseyi’nden de tam destek geldi. Üzerinden 7 yıl geçmesine karşın yıkılan bir anaokulunun yerine yenisinin yapılmaması kabul edilemez.

4 Nisan 2026 09:43
A
a
Kurtuluş Mahallesi’nde 2019 yılında yıkılan bir anaokulunun yerine yenisinin yapılmamasına itiraz eden mahalleliler bir basın açıklaması yaparak, Milli Eğitim Bakanlığını göreve davet etti. Söz konusu basın açıklamasına Odunpazarı Kent Konseyi’nden de tam destek geldi. Üzerinden 7 yıl geçmesine karşın yıkılan bir anaokulunun yerine yenisinin yapılmaması kabul edilemez.

Elbette Hükumette paranın suyunu çektiğini hepimiz biliyoruz. Yandaş müteahhitlere oluk oluk para akıtan hükûmetimiz, son olarak Devlet Hastanesi arazisini de satışa çıkarttı. Milletlerin hayatında da insan hayatında olduğu gibi da günler olabilir. Bu durumda bazı yatırımların gecikmesini anlayışla karşılarız. Ancak eğitime yapılacak yatırımlar istisnadır. Biz Kurtuluş Savaşı sırasında bile Milli Eğitimin bütçesini aşağı çekmemiş bir ülke değil miyiz?

Milli Eğitim Bakanlığı yıkılan bu anaokulunun yerine yenisini ne zaman yapacak bilmiyoruz. Daha da kötüsü bir okul yapıp yapmayacaklarına da emin değiliz. Malumunuz Devlet Hastanesi arazisini satışa çıkartan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Dolayısıyla insanın aklına, “Acaba Devlet Hastanesinde olduğu gibi, biz Eskişehirlileri uyutup, okul arazilerini de ilk fırsatta satışa mı çıkartmak istiyorlar?” sorusu ister istemez takılıyor.

Pazar arabaları boş kalıyor

Anadolu Gazetesi’nin 3 Nisan Cuma günkü sayısında attığı manşet, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu gayet güzel özetliyor. Tasarımından fotoğraflarına kadar özenle hazırlanmış bu manşetten dolayı emeği geçen çalışma arkadaşlarımızı tebrik ederim.
Aslını ararsanız haberin ayrıntılarında bilmediğimiz, ilk kez duyduğumuz yeni bir şey yok. Pazara çıkan vatandaşımız, haftadan haftaya gelen zamlardan dertli. Evine bet götürmeyi çoktun unutan Eskişehirliler, şimdilerde 2 kilo ıspanak almanın derdindeler. 
Tarımda fiyat artışlarının tek bir sebebi yok. Bunun başında ortada olmayan tarım politikaları geliyor. “Yanlış tarım politikaları” demiyorum. Çünkü ortada hatalı da olsa bir tarım politikası varsa, piyasalar bir nebze olsun toparlanır. Ortada hiç tarım politikası bulunmaması sorunumuz. Elbette küresel iklim krizi ve enerji fiyatlarının artması gibi, hükûmetin elinin kolunun bağlı olduğu sebepler de var.
Ancak çarşı – pazarın ateş pahası olmasının en önemli sebebi başka. Körfezde savaş olması değil, iklim değişikliği değil veya – ne bileyim – Tokyo borsasındaki dalgalanmalar değil. Fiyatların sürekli artıyor olmasının en önemli sebebi, bizi yönetenlerin bu konuyu umursamıyor olmaları. 
“Biz” diyorlar içlerinden, “Seçimden bir sene önce bu vatandaş denilen kesime zam yaparız, bunlar da nasıl olsa unutup, yine bize oy verirler” diye düşünüyorlar.

Anketler ne anlatıyor?

ORC adlı araştırma şirketinin, “Bu Pazar seçim olsa” anketi yayınlandı. Anket verilerine göre CHP birinci partiyken, AK Parti ikinci sırada yer alıyor. Bunların ardından baraj sorunu olmayan DEM Parti ve baraj sınırında olan MHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi partiler geliyor.
Bu anketlere inanalım mı?
Öncelikle ORC’nin saygın bir şirket olduğunun altını çizeyim. Yine de – elbette – hata yapabilirler.
Avrupa’da anket yapıldığı zaman araştırma şirketleri, yerine göre 30 bir kişiye soru yöneltiyor. Ancak Türkiye’de “Örneklem” denilen ve soru sorulan vatandaş sayıları nadiren 3 bin kişiyi geçiyor. Dunun sebebi ise ekonomik. 20 – 30 bin kişiyle anket yaparsanız pahalı olur, 2 – 3 bin kişiyle anket yaparsanız daha ucuz olur. Dolayısıyla anketleri elimizin tersiyle bir köşeye itmemeliyiz. Ancak örneklem sayıları düşük olduğu için de “Kesin sonuç” olarak görmemeliyiz.

Ünlüce’yle gurur duyduk

Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Kongresi’ne Türkiye’yi temsilen katılan belediye başkanlarımız arasında yer aldı. Ünlüce burada yaptığı konuşmada yaşanan küresel krizlerin, yerel yönetimleri çok olumsuz etkilediğini söyledi ve barış çağrısında bulundu.
Sayın Ünlüce’nin barış çağrısı bir karşılık bulur mu? Ünlüce’nin mantıklı sözleri, mantıksızlık abidesi olan Espstieinci Donald Trump’ı ya da soykırımcı Netenyahu’yu etkiler mi?
Pek zannetmiyorum. Kaldı ki İsrail’e ses çıkartamayan çoğu Avrupa ülkesinin de olduğunu unutmayalım. Mamafih “Avrupa iki yüzlü” demeye o kadar alışmışız ki, aynada yüzümüze bakmayı unuttuk. Allah aşkına Türkiye bir İspanya’nın yarısı kadar sesini yükseltebildi mi sanki?
Bütün bunlar ayrı tartışmaların konusu. Ancak bir Eskişehirli olarak bizi asıl ilgilendiren içimizden birinin, Ayşe Ünlüce’nin Avrupa Konseyinde konuşması ve memleketimizi gayet güzel temsil etmesi. Sayın Ünlüce’yle bir Türk Milliyetçisi olarak gurur duyuyorum.

Dünyada güzel şeyler de oluyor

Savaşlar ve soykırımlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Hemen herşey insanlığın aleyhinde gelişiyor. Dünya üzerindeki âdemoğulları olarak büyük bir umutsuzluğun içindeyiz. Neyse ki güzel gelişmeler de oluyor. Son olarak Amerikalılar aradan 54 yıl geçtikten sonra yeniden Ay’a insan göndermeye karar verdi. Bilim severler Artemis II Projesini merakla takip etti ve insanlığın geleceğine ilişkin – küçük de olsa – bir umut edindi. 
Gerçi cennet gibi bir gezegende birbirimizin gırtlağına çöken biz insanlar, uzayda da ne yapar eder, yine kavga çıkartırız. Yine de birazcık da olsa umutlarımızın artmasında bir zarar göremiyorum.

Tarihte Bu Hafta
İnönü Soyadını savaşa vermiş

Bundan tam 105 yıl önce 23 Mart - 1 Nisan 1921 tarihleri arasında Türk Kurtuluş Savaşı sırasında gerçekleşmiş ve düzenli ordunun başarısını bir kez daha ortaya koyan 2’nci İnönü Savaşı gerçekleştirildi.
Başkent Ankara’ya Eskişehir üzerinden taarruz etmek isteyen Yunan Ordusu, arazi şartlarının savunmaya uygun olduğu İnönü dağlarında karşılandı ve ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. Bu savaşın Türk Kurtuluş Savaşına en büyük katkısı, moral vermiş olmasıdır. Biz İnönü Savaşlarından önce de işgalcilere direniyorduk. Ancak direnişimiz genellikle pusu kurmak ve sabotajlar gerçekleştirmekten öteye gidemiyordu. Dolayısıyla işgalci Yunan ordusunu hasar verilse de durdurulamıyorlardı.
İnönü Savaşı’nın bir diğer kazanımı da Ankara hükûmetinin elini kuvvetlendirmesidir. Bu zaferden sonra, “Düzenli orduya ihtiyaç var mı?” tarzındaki tartışmalar kesin olarak son buldu.
Savaşla ilgili dezenformasyon çalışmalarının günümüzde de sürdüğünü görüyoruz. Kafasına fes geçiren bir takım zibidiler, aslında böyle bir savaşın hiç olmadığını söylüyor. Bu algı operasyonlarının kötü niyetli olduğu ve milli kimliğimize bir saldırı olduğu açık. Hatta bazı zibidiler 2’inci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü karalamak için, “İnönü kim oluyormuş da bir savaşa kendi adını veriyormuş?” bile diyebiliyorlar. Cehaletin dibini gösteren bu iddialara da cevap vermek lazım mı – kararsızım. İsmet İnönü savaşa kendi adını vermedi. İnönü dağlarındaki savaştan dolayı soyadını kazandı.
Bu vesileyle bir kere daha Kurtuluş Savaşı kahramanlarımızı – Başta Atatürk olmak üzere – bir kere daha rahmet ve minnetle anıyoruz. Onlar olmasaydı, biz olmazdık…

Haftanın Sözü

Artık ikiyüzlüleri sevmeye başladım. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.
Mehmet Akif Ersoy
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi