yandex

355 bin kişi üzerinde araştırıldı: Kahve içenlerde karaciğer hasarı daha az görüldü.

ABONE OL:google news abone ol butonu
Videoyu Aç 355 bin kişi üzerinde araştırıldı: Kahve içenlerde karaciğer hasarı daha az görüldü.
A
a

Kahve yalnızca güne zinde başlamayı sağlamıyor. ABD'de 355 bin kişinin 13 yıl boyunca takip edildiği yeni araştırma, düzenli kahve tüketiminin karaciğer yağlanması, fibrozis ve siroz riskini azaltabileceğini ortaya koydu. Uzmanlar ise önemli bir uyarıda bulunuyor: Kahve destekleyici olabilir, ancak tedavi yerine geçmez.

Sabah rutininin vazgeçilmezi olan kahve, bu kez karaciğer sağlığıyla ilgili dikkat çeken bir araştırmayla gündemde. ABD'de yaklaşık 355 bin kişinin sağlık verileri üzerinde yürütülen uzun soluklu çalışma, düzenli kahve tüketen kişilerde ciddi karaciğer hastalıklarının daha düşük oranda görüldüğünü ortaya koydu. Temmuz 2026'da yayımlanan araştırmaya göre, günde ortalama 3 ila 5 fincan kahve tüketen kişilerde karaciğer kanseri, siroz ve karaciğer kaynaklı ölüm riski anlamlı şekilde azalıyor. Üstelik bu etkinin yalnızca kafeinli kahvede değil, kafeinsiz kahvede de görülebildiği belirtiliyor.

Kahve karaciğeri nasıl koruyor?

Uzmanlara göre kahvenin koruyucu etkisinin temelinde yalnızca kafein bulunmuyor. Kahvenin doğal yapısında yer alan polifenoller, klorojenik asit ve güçlü antioksidan bileşenler, karaciğerde iltihaplanmayı azaltmaya ve hücre hasarını sınırlamaya yardımcı oluyor. Bu bileşenlerin özellikle karaciğer yağlanmasını azaltabildiği, yara dokusu oluşumunu yavaşlatabildiği ve zamanla gelişebilen fibrozis riskini düşürebildiği değerlendiriliyor.

Fibrozis nedir?

Karaciğer herhangi bir nedenle uzun süre hasar gördüğünde kendini onarmaya çalışırken sert yara dokusu oluşturur. Bu durum "fibrozis" olarak adlandırılır. Fibrozis ilerlediğinde karaciğerin normal dokusu yerini sertleşmiş yapıya bırakır. Tedavi edilmediğinde ise süreç siroza kadar ilerleyebilir. Erken dönemde çoğu zaman belirti vermemesi nedeniyle düzenli sağlık kontrolleri büyük önem taşıyor.

Araştırmada hangi sonuçlar öne çıktı?

Araştırmanın dikkat çeken bulgularına göre düzenli kahve tüketen kişilerde:

  • Karaciğer kanseri riski yaklaşık yüzde 47 daha düşük bulundu.
  • Karaciğer kaynaklı ölüm riski yüzde 42 azaldı.
  • Siroz gelişme riski ise yaklaşık yüzde 32 oranında geriledi.

Bilim insanları bu sonuçların güçlü olduğunu belirtse de kahvenin tek başına hastalıkları önleyen bir "mucize besin" olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.

En fazla fayda hangi kahvede görülüyor?

Uzmanların değerlendirmelerine göre en güçlü bilimsel veriler filtre kahve üzerine yapılmış çalışmalardan geliyor. Bununla birlikte Türk kahvesi ve espresso tüketen kişilerde de benzer olumlu etkiler gözlenebiliyor. Buna karşılık şeker, aromalı şurup ve krema içeren hazır kahvelerin yüksek kalori ve şeker içerikleri nedeniyle beklenen sağlık faydasını azaltabileceği belirtiliyor.

Kafeinsiz kahve de etkili mi?

Araştırma sonuçları, kafeinsiz kahvenin de karaciğer üzerinde koruyucu etki gösterebildiğini ortaya koyuyor. Etkinin kafeinli kahve kadar güçlü olmadığı düşünülse de, kahvenin içerdiği antioksidan bileşiklerin önemli rol oynadığı ifade ediliyor. Bu nedenle kafein tüketemeyen kişiler için kafeinsiz kahve de makul bir seçenek olarak değerlendiriliyor.

Herkes istediği kadar kahve içebilir mi?

Uzmanlar, kahve tüketiminin kişiye göre değişmesi gerektiğini vurguluyor. Kontrolsüz yüksek tansiyonu bulunanlar, ciddi ritim bozukluğu yaşayanlar, yoğun anksiyete şikâyeti olanlar ile aktif reflü veya gastrit problemi yaşayan kişilerin kahve tüketimini doktor önerisine göre sınırlandırması gerekiyor.

Karaciğeri korumak için sadece kahve yeterli değil

Uzmanlara göre sağlıklı bir karaciğer için en etkili yöntem yaşam tarzını iyileştirmek. İdeal kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak, alkol tüketimini sınırlamak, Akdeniz tipi beslenmek ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak, karaciğer hastalıklarına karşı en güçlü koruyucu adımlar arasında yer alıyor. Kahve ise bu sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yanında destekleyici bir unsur olarak değerlendiriliyor. Bilimsel veriler umut verici olsa da uzmanlar, hiçbir besinin tek başına tedavi edici olarak görülmemesi gerektiğini hatırlatıyor.

 

Kaynak : Haber Merkezi
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...