AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye ağır bir ekonomik krizi atlatmaya çalışıyordu.
AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye ağır bir ekonomik krizi atlatmaya çalışıyordu.
Bir yandan 1999 Marmara Depremi’nin yaralarını sarmaya çalışan Bülent Ecevit’in Başbakanlığındaki DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti, bir yandan da batık bankaların ekonomide yarattığı tahribatı gidermeye çalışıyordu.
Buna bir de Başbakan Ecevit’in rahatsızlığı eklenmişti.
Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AK Parti için bu sürecin nasıl geliştiğine kısaca bakmadan geçemeyiz…
Refah Partisi'nin 1998’de Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından kapatılması, ardından Milli Görüş’çülerin Fazilet Partisi’nde bir araya gelmeleri, sonrasında partinin gelenekçi politikalarına içeride oluşan tepkiler Abdullah Gül liderliğindeki Yenilikçiler hareketinin doğmasana yol açmıştı.
Bu gelişmenin ardından da diğer cephede maya bir türlü tutmadı zaten.
Fazilet Partisi Haziran 2001'de yine AYM kararıyla kapatılınca Erdoğan liderliğindeki Yenilikçiler hareketi, Temmuz 2001’de kurulan Saadet Partisi’ne katılmak yerine 14 Ağustos 2001 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni oluşturdu.
Sonrası malum…
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin koalisyon hükümetini bozup erken seçim çağrısıyla 2002 Kasım’da gerçekleşen ilk seçimde, AK Parti 23 yıl sürecek iktidar yolculuğuna başlangıç yaptı.
O dönem siyasi yasaklı olan AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, CHP’nin desteğiyle TBMM’de ilgili Anayasa değişikliği yapılınca Siirt’ten milletvekili seçilip Parlamentoya girdi ve Başbakan oldu.
İstanbul’da sol ve sağ oyların bölünmesiyle aradan sıyrılıp 1994’te kıl payı Belediye Başkanı seçilen Erdoğan, yeni bir hikaye, yeni bir umut olarak siyaset sahnesinde yeniden yerini aldı.
Ve 23 yıl kesintisiz iktidar yolculuğu.
Bugün geldiğimiz noktada artık yorgun ve yıpranmış ancak bir o kadar da pragmatist bir iktidar var karşımızda.
Yola çıktığı arkadaşlarını her 5-10 yılda bir değiştiren, yeni kadrolarla yol almaya çalışan Erdoğan’ın önderliğindeki AK Parti, 2015 yılından bugüne kadar artık ittifak yapamadan tek başına iktidar olamıyor.
Üstelik siyasi ve dönemsel konjonktürel gelişmelere bağlı yalpalayan, umut veremeyen, siyasette ve ekonomide yeni bir başlangıç yapamayan, yapabileceği de meçhul bir tablo çiziyor.
Başta iş dünyası olmak üzere toplumun geniş kesiminde ekonominin mevcut siyasi aktörlerle yeniden sıçrama yapabileceğine olan inanç giderek zayıflıyor.
Peki neye ihtiyaç var?
Artık toplumsal kucaklaşmayı sağlayabilecek, ekonomiye sıçrama yaptıracak rekabet ortamı yaratabilecek, yurttaşa güven veren yeni bir hikayeye ihtiyaç var.
Kısaca…
Yeni bir hikaye olmadan ekonomi maalesef düzelmeyecek.
Buradan görünen o.
Not: Bir haftalık kısa bir tatil arasının ardından yeniden buradayım.