Son zamanlarda ardı ardına okullarda yaşanan bu korkunç olaylar, aslında uzun süredir dijital dünyanın kuytularında büyüyen bir canavarın somutlaşmış haliydi. Hepimizin aynaya bakmasını gerektiriyor. Bu artık bir "disiplin sorunu" değil, bu toplumsal bir güvenlik ve ruh sağlığı krizidir.
Bugün çocuklar sadece sokak aralarında değil, Telegram’ın karanlık odalarında, denetimsiz Discord sunucularında radikalleşiyor. Cinayeti, işkenceyi ve suçu bir bilgisayar oyunu gibi pazarlayan bu gruplar, kimlik arayışındaki gençlere sahte bir "aidiyet" ve "güç" vaat ediyor. Şiddet, bu çocukların gözünde artık bir suç değil, dijital dünyada takdir görmelerini sağlayan bir "performans" sanatına dönüşmüş durumda.
Bu grupların büyümesi tesadüf değil. Sosyal medya platformlarının "etkileşim" odaklı algoritmaları, şiddet eğilimli bir genci daha fazla şiddet içeriğiyle besliyor. Bir kez "havalı" görünen bir bıçak videosuna tıklayan genç, kendini saniyeler içinde vahşetin meşrulaştırıldığı bir "tavşan deliğinde" buluyor. Dijital mimarinin bu karanlık tarafı, çocukları sadece tüketici değil, birer potansiyel fail haline getiriyor. Platformlar bu gruplara sızmayı ve gizli kalmayı ne yazık ki çok kolaylaştırıyor.
Belki de en temele inmeliyiz: Mahremiyet bilincinin yok oluşu. Bebekliğinden itibaren her anı dijital dünyada "paylaşılan" bir nesil, mahremiyetin ve şiddetin sınırlarını çizmekte zorlanıyor. Kendi mahremiyeti ebeveynleri tarafından ihlal edilerek büyüyen çocuklar, başkalarının yaşam hakkını ve sınırlarını ihlal etmeyi de normalleştiriyor. Ekrandaki kanı, bir film karesi veya bir oyun grafiği sanan duyarsızlaşmış bir zihin yapısıyla karşı karşıyayız.
Peki, bir çocuk neden bu kadar öfkeli olur? Neden uyuşturucu ve kesici aletler bu yaş grubunda bu kadar kolay "stil" nesnesi haline gelir? Karşımızda derin bir anlam boşluğu görüyoruz. Sosyal medyanın dayattığı sahte mükemmellik ile gerçek hayatın sertliği arasında sıkışan gençlik, çıkışı nihilizmde (hiççilik) ve şiddette arıyor. "Gelecek" kavramının flulaştığı bir iklimde, anlık yıkım en büyük tatmin aracına dönüşüyor.
Ebeveynlerin "odasında ders çalışıyor" sandığı çocukların, aslında küresel bir nefret ağının parçası olabildiği bir çağdayız. Okul sadece akademik bilgi veren bir kurum olmaktan çıktı, ancak bu yeni nesil tehlikelere karşı ne kadar donanımlı? Dijital okuryazarlığın sadece "fotoğraf paylaşmak" sanıldığı bir ortamda, çocuklarımız algoritmaların ve karanlık grupların insafına terk edilmiş durumda.
Bugün Telegram gruplarındaki o nefret söylemlerini, bıçaklı paylaşımları ve uyuşturucu güzellemelerini "çocukluktur geçer" diyerek görmezden gelemeyiz!
Çocuklarımızı ellerindeki o cam ekranların karanlığından çekip almazsak, o karanlık hepimizi yutacak.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Ayşe Ünlüce’nin dürüstlüğünde şüphe yok ama…
Tarkan Demir
Dökmeci’ye değil, kapıcı Gaffur’a anlatsınlar
Kerem Akyıl
Nerede yanlış yaptık?
Ümit Polatbaş
Vadiye el attık!
Kaan Özcan
“İyi ki kentsel dönüşüm yaptık” diyebilelim!
Seval Erci
Sağduyu her şeyden önemli
Ahmet D. Canoruç
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy