AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın “Eskişehir Konseyi” adını verip çağrıda bulunduğu iş dünyası temsilcileri ilk toplantısını 23 Eylül’de yaptı.
AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın “Eskişehir Konseyi” adını verip çağrıda bulunduğu iş dünyası temsilcileri ilk toplantısını 23 Eylül’de yaptı.
Aradan geçen iki buçuk ayda 3 toplantı daha yapan konseyin ismi gelen öneriler üzerine “Eskişehir Kalkınma Platformu” olarak değiştirildi.
Son yani 4. toplantıya valiyi temsilen vali yardımcısı, büyükşehir belediye başkanı ve bir CHP milletvekilinin katılması bir anlamda platformun temsiliyet ve birlik ruhuna güç verdi.
Siyasi aktörler ve özellikle CHP’den gelen “Lobi amaçlı birlikteliklere vali başkanlık etmeli, çağrılar oradan gelmeli” yönündeki eleştiriler dikkate alındı.
Bakanlık ziyareti için çağrı Valilik kanalıyla bu şekilde gerçekleşti.
Nihayetinde Vali Hüseyin Aksoy’un başkanlığında, AK Parti’den eski bakanlar Eskişehir milletvekilleri Fatih Dönmez ve Ayşen Gürcan ve İl Başkanı Gürhan Albayrak, CHP Eskişehir milletvekilleri Utku Çakırözer ve İbrahim Arslan ile büyükşehir belediyesi, oda ve borsa başkanları ve vekilleri şehrin ulaşım sorunlarına çözüm aramak amacıyla geçen cuma günü Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nu ziyaret etti.
4. toplantıya katılan tek milletvekili Jale Nur Süllü, gribal enfeksiyon geçirdiğinden bakan ziyaretine katılmadığını aktarırken, AK Parti’den Nebi Hatipoğlu’nun neden katılmadığını bilmiyorum.
Umarım Gürhan Albayrak ile arasındaki soğukluğun bunda etkisi yoktur.
Neyse…
Şehirlerin bazı durumlarda gelişimi, çoğu zaman Ankara ile kurdukları bağın gücüyle belirlenir.
Sorunları parça parça dile getirmek, sesleri dağıtmak yerine, ortak bir platformda toplayıp güçlü bir lobi oluşturmak, çözümün en etkili yolu değil de nedir?
Çünkü mesele sadece sorunları sıralamak değil, o sorunlara muhatap olan makamlarla doğrudan temas kurabilmekte.
Bu noktada bir şehirde birlikteliği sağlamak, farklı görüşleri aynı masa etrafında buluşturmak ciddi bir siyasi ve yönetsel beceri gerektirir.
Kentin sorunlarını çözmek amacıyla kurulan platformun, ulaşım sorunu için ilgili bakan ile görüşerek çözüm arayışına girmesi bu açıdan son derece kıymetli.
Bu adım, “şikayet eden şehir” anlayışından “çözüm üreten şehir” anlayışına geçişin göstergesi.
Bu süreci başlatan sanayici AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, tüm eleştirileri de göğüslemek adına kentin ortak menfaatlerini önceleyen bu çabasıyla takdiri hak etmektedir.
Çünkü şehir kazanıyorsa, siyaset de anlam kazanır.
Unutmamak gerekir ki şehirler, güçlü lobilerle daha da güçlenir.
Birliktelik sağlandığında kapılar daha kolay açılır, sorunlar daha hızlı çözüme kavuşur.
Bugün atılan bu adım, yarın şehrin hanesine yazılacak kalıcı kazanımların habercisi olabilir.
Eğitimle gelecek arasındaki bağ koptu!
Eğitim-İş Sendikası’nın düzenlediği “Nasıl Bir Eğitim? Nasıl Bir Okul?” adlı sempozyumda Genel Başkan Kadem Özbay, eğitimle gelecek arasındaki bağın kopma noktasına geldiğini belirtirken, “Okullar; güvensizliğin, belirsizliğin üretildiği alanlara dönüşmüş durumdadır” dedi.
Özbay, çocukların suça eğilimli hale gelmelerinin, eğitime yeteri kadar önem verilmemesinden kaynaklandığını söyledi.
Özbay’ın “bam teli”ne bastığını söylemek mümkün.
Öğretmenlik, okul idareciliği ve Eskişehir Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Şube Müdürlüğü görevlerinde bulunan Sonhaber gazetemizin köşe yazarı Tarık Sayer’in tespitlerine öteden beri kıymet veririm.
Tarık Hoca’nın 29 Eylül’de Sonhaber gazetesi ve internet sitesinde yayımlanan “Üniversitelerden büyük kaçış!” başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ederim.
Hocamın izniyle köşesinden birkaç alıntı yapalım…
2025 Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) boş kontenjanlarına göre, bir üniversiteye yerleştiği halde kayıt yaptırmayanların sayısı 79 bin 560.
İlk merkezi yerleştirmenin ardından ön lisans ve lisans programlarına yerleşme hakkı kazanan aday sayısı 778 bin 298. Toplam boş kontenjan sayısı 59 bin 743.
Ancak, yerleştiği halde kayıt yaptırmayanların sayısı 79 bin 560 olunca boş kontenjan sayısı daha da arttı.
Yerleştirme puanı hesaplanan son sınıf öğrenci sayısı 812 bin 210.
Buna karşın sadece 394 bin 450 son sınıf öğrencisi tercih yaptı.
Son sınıfların yarıdan fazlası 417 bin 760’ı tercih yapmadı.
Tercih yapanların oranı yüzde 51,43 oldu.
Yaklaşık 80 bin aday, kazandığı halde üniversite eğitiminden vazgeçti.
Peki bu duruma aşama aşama nasıl gelindi?
Eğitimde laiklik alanında ağır tahribat yaşandığını vurgulayan Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Gerici müfredat eliyle pozitif bilim derslerinin sayısı azaltıldı, içeriği boşaltıldı; felsefe, kültür, sanat ve sosyal gelişim dersleri geri plana itildi; dogmatik içerikler öne çıkarıldı. Bakanlık, adım adım Diyanet’in bir alt kurumu gibi yapılandırıldı; tarikatların, cemaatlerin ve piyasa aktörlerinin belirlediği bir karar mekanizmasına dönüştürüldü. Eğitim, kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılarak siyasetin, ideolojinin ve piyasanın müdahalesine açık bir alana dönüşmüştür” ifadesini kulandı.
Şimdi şu soruyu yöneltelim:
Bakanlar, milletvekilleri veya üst düzey bürokratların çocuklarının neredeyse tamamı neden özel okullarda okuyor?
Çünkü devlet okullarında gelecek göremiyorlar.
Senin benim çocuğum, gelecekleri, kimin umurundaki…