Eskişehir Kuryeler Birliği Başkanı Gökay Başar’ı ESTV yayınına aldığımızda aslında kuryelerin sorunları, çözüm önerileri ve beklentilerine ilişkin bir program yapmayı düşünüyorduk.
Eskişehir Kuryeler Birliği Başkanı Gökay Başar’ı ESTV yayınına aldığımızda aslında kuryelerin sorunları, çözüm önerileri ve beklentilerine ilişkin bir program yapmayı düşünüyorduk.
Bunları da konuştuk tabii ki ancak Başkan Başar öyle şeyler anlattı ki şaşırmamak imkansız.
Türkiye genelinde 650 bin, Eskişehir’de de 3 bin 500 civarında motosikletli kurye var.
Bunun içinde araçlı kargo taşımacıları, bisiklet veya yürüyerek kargo dağıtanlar dahil değil.
Özellikle herkesin eve kapandığı pandemide oluşan evden yemek ve alışveriş siparişi alışkanlık haline gelince günümüzde motosikletli kurye hizmeti büyük bir sektör haline geldi.
Başkan Başar, sektörün sıkıntılarını anlatırken yoğun trafikte sipariş edilen paketi adrese ulaştırmak konusunda yaşadıkları zorlukları ilk sırada saydı.
Ve özellikle yemek siparişlerinin acele teslimatı konusunda hem anlaşmalı firmaların hem de tüketicilerin bu konudaki sabırsızlığının zaman zaman kuryelerin canına mal olabildiğini vurguladı.
Ülke genelinde bir yılda 100’den fazla motosikletli kuryenin geçirdikleri trafik kazasında hayatını kaybetmesini buna örnek olarak verdi.
Motokuryelikte sanıldığı gibi yüksek bir kazanç olmadığını ifade eden Başar, 8 saat mesai yapan bir kişinin asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiğini kaydetti.
Ancak Türkiye’de yaşam koşulları giderek ağırlaşıp, tek maaşla geçinmek neredeyse imkansız hale gelince bu sektör ek iş olarak görülmeye başlanmış.
Öyle ki memur, emekli, öğrenci, öğretmen dahi bu ek gelir elde etmek için motosikletle kuryelik yapmaya başlamış.
Bunu söyleyen Birlik Başkanı Gökay Başar.
Başar, bire bir tanıdığı insanları örnek olarak veriyor.
Başar, “Öğretmenler, kamu kurumlarındaki memurlar, emekliler, öğrenciler, gece mesaisinden çıkan fabrika işçileri aldığı maaş yetmediğinden kurye olarak çalışmak zorunda kalıyor. Ek gelir elde etmeye çalışıyor” dedi.
Evet doğru, insanlar geçinemediği için artık ek iş yapmak zorunda kalıyor.
Yoksa öğretmen, memur, emekli, işçi saatlerce motosikletle niye paket dağıtsın?
Türkiye’nin ekonomide geldiği nokta bu.
Şaka değil gerçek!
En düşük emekli maaşının bin liralık ekstra zamla 20 bin lira olması tartışıladursun…
Derin yoksulluğun insanın içini acıtan fotoğrafları boğazımızı düğümlüyor.
Okuyacaklarınız şaka değil gerçek.
“İsraf Savaşçısı” ifadesini kendisine slogan edinen ve 4 ilde şubesi bulunan bir market zincirinde, tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş ya da son kullanma tarihine az gün kalmış ürünler indirimli satılıyor.
Raflarda, büyük zincir marketlerin satıştan çıkardığı ürünler yer alıyor.
Bu marketin bir şubesi de Eskişehir’de.
Gıda, kozmetik, temizlik, aklınıza gelebilecek her türlü üründe yüzde 80’e varan indirimler söz konusu.
Dar gelirli vatandaşlar ürünlerin son tüketim tarihi yaklaşmış veya geçmiş olmasını yaşadıkları yoksulluk nedeniyle ikinci plana atmak zorunda kalıyor.
Nefes gazetesi muhabiri İlke Çıtır’ın Eskişehir’deki bu marketten alışveriş yapan kişilerle yaptığı röportajı aynen aktarıyorum:
75 yaşındaki Hatice Yüksel: "Eşim işçi emeklisi. Sabahtan akşama kadar ucuzluk peşinden koşuyorum. Uzaktan tramvaya binip buraya geliyorum. Yufka, kurabiye, pirinç, çorbalık aldım. Ucuz olduğu halde 500 lira verdim. Bu yaşımda bunları yaşadığım için hiç kimseyi affetmeyeceğim, hakkımı helal etmiyorum. Bizim oylarımızla geldiler, şimdi bizi hor görüyorlar."
67 yaşındaki Zafer Göçer: "Buraya markete ilk defa geldim. Raflara baktım durdum. Benim de param yok ama bu ürünleri almaya da cesaret edemedim. Üç yiyeceğime bir yiyeyim diye düşündüm. Düştüğümüz hale bak. Bize yazık oluyor."
79 yaşındaki Kadir Tombuloğlu: "Emekliyim ama torunlarımın eğitimine destek olmak için hala çalışıyorum. Sabah saat 04.00'den akşam 16.00'ya kadar bir çay ocağında çalışıyorum. Yapacak bir şey yok, buralardan alışveriş yapıyoruz ama bu market de pahalı geliyor."
2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet modeline geçtiğimizde Türkiye’nin başta ekonomi olmak üzere her alanda “uçacağı” söyleniyordu.
Görünen o ki çakılmışız.